Merhaba. Asırlar sonra tekrar buradayım.
Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Bütün kalbimle. Natalie kadar şırfıntı ve şerefsiz bir karakter okumadm. Telefonun kılıfını ısıtmaktan dişlerim kamaştı. Sövmekten başım ağrıdı.
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Tatmin edilebilir, hızlı okunan ve ters köşelerle dolu hoş bir yolculuktu. Zaten akıcı ve sürükleyici diliyle ilerlediği için bir günde bitirebileceğiniz bir kitap olduğunu düşünüyorum. Sabahın yedisinde bu incelemeyi yazıyorsam, zaten ne kadar hızlı okunduğunu anlayabilirsiniz. Bitirir bitirmez incelemenin başına oturdum. Amma velakin şöyle bir durum var ki, kitap beni o kadar da eğlendirmedi. NATALİE YÜZÜNDEN. Yani sadece karakter yüzünden değil tabii ki (%50'si onun yüzünden). Sadece bazı beklentilerimden ötürü çok sarmadı, öyle diyeyim. Kitap iki bölüme ayrılıyor bu arada ve asıl olaylar 2. Bölümde başlıyor ama öyle bir ilerliyorki, en son telefona gömülmüş bir şekilde buldum kendimi.
2. Bölüm ve 317. Sayfa... Anlatılmaz, yaşanır özellikle.
Kitabı anlatmaya kalksam spoilera girer muhtemelen ama kısaca bahsetmek gerekirse, Natalie (Kaşar!) diye bir karakterimiz var. Bu karakterimiz bir gün arkadaşı Dawn'ın işe gelmemesine endişeleniyor ve bir yerleri kurtlanmaya başladığı için kızın evine gidiyor. Sonrasını siz okuyun. Gerçekten spoilera girer.
Akıcılığıyla, anlatımıyla, ters köşeleriyle ve sürükleyiciliğiyle, beni bazı yerlerde tatmin etmese de güzel, akıcı bir kitaptır kendileri. Yazarın diğer kitaplarına da bakmayı düşünüyorum. Yazımını beğendim.
Puanım: 7.5/10
Kimse sizden daha değerli değil.
Hoşçakalın efenim.