Ramazan

Ramazan
@ramazan06
Süleyman Baydili, sosyal içerik üretmek için akıl hastahanesinde röportaj yapıyormuş. Bir hastaya sormuş: “Sizce ömür nedir?” Fakat aldığı cevap karşısında donup kalmış. Akıl hastasının cevabı şu olmuş: “Ömür, ölümü haketmek için Allah’ın tanıdığı süreye denir...”
Reklam
Ahlâken çukurlaşan ailelerden oluşan toplumlar yerin dibine batar. Aile, toplumun mayasıdır, en küçük yapı taşıdır. Toplumu ayakta tutarak geleceğe taşıyan en önemli unsurdur. Kültürün sonraki nesillere aktarılmasında ve milli şuurun oluşmasında en büyük rol ailenindir. O çökerse; din gider, ahlâk gider, maneviyat gider. Aile, toplumun son kalesidir
Her geçen gün arkadaşlar, dostlar, tanıdıklar bu dünyadan ayrılıyorlar. Bir büyük sefer var… Yoldayız ve yolcuyuz. En değerli kelimeleri hatırlıyor muyuz? Hayat muhasebesi, ömür muhasebesi… Tövbe, istiğfar… Özeleştiri, otokritik… Nefis terbiyesi, nefis muhasebesi… Aklı selim, kalbi selim… Hüsnü niyet, hüsnü nazar, hüsnü zan, hüsnü tevil…
Barış Manço’nun “Anahtar”ı mı “Da Vinci’nin Şifresi mi?
Türkiye’nin gençleri bir ümitsizlik duygusundan mustarip. Gençler geleceğe baktıklarında bir ışık görmek istiyorlar, bir iş bulabileceklerine, kendi hayatlarını yazabileceklerine, sevip sevilebileceklerine dair bir ümit ışığı. Oysa hayat onlar için her geçen gün daha fazla zorlaşıyor. Anne babalarının televizyon karşısında uyuklamaktan yeterince sevgi veremediği bir kuşak, bir kanser hücresi gibi hızla ülkeyi istila ediyor. Geçtiği yerlere sevgisizliğin tohumlarını, şefkat görmemişliğin zehirli havasını bırakarak. Zamanımızı, dikkatimizi, varlığımızı onlardan esirgediğimiz için, şimdi onlar büyük bir boşlukta asılı kalmış durumdalar. Onlara bağlanabilecekleri bir değer, yüreklerini tutuşturan bir ülkü, hayatlarını gülistana çevirecek bir anlam sunamadığımız ve kendimiz gibi onları da televizyon ekranı ve telefon karşısında yalnız bıraktığımız için
Reklam