• Herkese merhaba;
    Aramızda KİNDLE kullananlar/kullanmış olanlar varmıdır? En önemlisi randıman alabiliyor musunuz?
  • ‪“Amerika Birleşik Devletleri’nin hakimdeydi halkın elindedir,makinelerin değil;bu geri almak,eğer isterlerse,halkın hakkıdır.”Makineler,”dedi Paul,”Amerikan halkının iyi yönetim uğruna onlara isteyerek teslim ettiği şahsi hakimiyet sınırını aşmışlardır.‬ ‪Makineler,örgütleşme ve randıman arayışı,Amerikan halkını özgürlükten ve mutluluk arayışından mahrum etmiştir.”‬
  • ‪“Ekonomik açıdan insanların yerini alabilecek makine,teknik veya örgüt şekilleri,insanların isteklerini kaale almadan,insanların yerini almaktadır.Bu ille de kötü bir şey demek değildir ama insanların isteklerini kaale almadan bunu yapmak kanunsuzluktur.”‬ ‪“İnsan hayatında bunun sonucunda doğabilecek değişiklikler göz önüne alınmadan,hiç durmadan yeni makineler,yeni örgüt şekilleri ve randıman arttırmak için yeni yollar üretilmektedir.Bunu,hayat tarzları üzerindeki etkilerini düşünmeden yapmak,kanunsuzluktur.”‬
  • Sonbahar geldi mi her yer sarıya boyanır. Neşeli yapraklar hüzünlenir terki diyar eylerler. Yağmurlar yağar ortalığı çamura boyar. Sonra da bir güneş açar yazdan kalma, insana eski özlemleri hatırlatır. Bizim köyde sonbahar geldi mi bu minvaldedir. Köylü işini bitirmiş yazın yorgunluğunu atmakta bir yandan da kışlık yakacağını düşünmektedir. Eskiden devlet köylüye ayrı ayrı yer gösterir herkes kendi odunu kendi getirirdi ya, artık öyle olmuyor. Odun isteyen muhtara adını yazdırıyor, ne kadar odun istiyorsa kasa başı fiyatını ödüyor, muhtarda bu listeleri devlete veriyor, devlette getirip köylünün odununu teslim ediyor. Devlet bu odunu nereden buluyor? İhale açıp köyden istekli kişilere kestiriyor.

    Köyde bu odunu işini yapanlara kesimci derler. İşte bu kesimcilerden birisi de bizim Adil Dayıdır. Adil dayı yaz kış durmaz, hep çalışır. Yazın ekin eker, traktörüyle köylünün işini görür, sonbaharda kesime gider, kışın ayrı bir meşgale bulur. Yaşı da vardır epey, siz deyin 50 ben diyeyim 60. Çalışan demir ışıldar misali, benden genç durur, çakı gibidir Maşallah.

    Köye geldi yine sonbahar. Yaz iyiydi ya geziyordum, sonbaharda pek gezilmiyor, hiç beklemediğin zaman bir yağmur, her yer çamur, adamı da sudan çıkmış sıçana benzetiyor. Mantar çıksaydı, toplamaya giderdim, gezerdim dağ bayır, o da olmadı bu sene. Yağmur az yağdı da ondan diyorlar, vardır elbet bir bildikleri.

    Gündüzleri vakit geçmek bilmiyor, içim daralıyor. Kahveye gitsen kimseye yok, nereye gidiyorlarsa. Bereket akşam oldu. Akşamları kahvede insan oluyor. Muhabbetti, oyundu derken vakit geçiyor. Yavaştan kahveye inmeli, belki birkaç oyuncu bulunur. Evden çıktım, bizim karanlık patikadan yola indim, köy meydanına geldim, gençlerin takıldığı Aksak Musa’nın kahveye çıktım. Kapıyı açıp bir Selam Aleyküm çektim. Etrafa bakındım. Bizim Adil Dayı tek başına oturuyor, diğer masalar kalabalık bazısında oyun oynanıyor bazısında koyu muhabbet var, bazıları da uyukluyor. Yanaştım Adil Dayının masaya, oturdum.

    -Selam Aleyküm Dayı.
    -Aleyküm Selam yeğenim. Hoş geldin.
    -Hoşbulduk Dayı. Napıyon?
    -Hiç kimseye bir şey yaptığımız yok be yeğenim.
    -İki çay söyle de muhabbetimiz artsın.
    -Kahveciii iki çay getir bize.
    -İşler nasıl dayı?
    -Pek randıman yok be yeğenim.
    -Var mı bu sene kesim işi.
    -Olma mı, kesim işi hep var da iş yapacak adam yok.
    -Sen varsın ya dayı. Hepimiz cebinden çıkartırsın alimallah.
    -Yok yav bizden geçti. Hem tek başına olmuyor.
    -Bir iki işçi götürsene dayı köyden, paraya kıy azıcık.
    -Para da sıkıntı yok da millet hep yorgun.

    Can sıkıntım, cebimde epeydir cigara parası olmayışı aklıma düştü. Hafiften Dayıyı bir yoklayayım dedim.

    -Gençlerden götürsene dayı.
    -Gençlerde de iş yok, içki içilecek, oyun oynanacak desen toplanır hepsi.
    -Kaç para yevmiye veriyorsun?
    -Parada sıkıntı yok.
    -Kaç para sen onu de hele.
    -Tarlada verilenin iki katı ama gel gelelim, kimse gelmiyor.
    -Ben geleyim dayı.
    Hafiften bir tebessüm etti.
    -Dalga geçme yeğenim, git işine.
    -Valla dayı, ne zaman dersen gidelim.
    -Bu işin ilim irfan ister ama. Herkesin yapacağı iş değil.
    -Benden iyi alim mi bulacaksın dayı.
    -Orası öyle de. Ne bileyim işte.
    -Ne zaman gidiyoruz sen onu de.
    -Her sabah gidiyorum ben yeğenim, ne zaman canın istiyorsa çık kahvenin önüne. İş çok. Sen çalışacağım de.
    Baktım arkadan bizim oyuncu grubu toplanmış, sesleniyorlar, el kol hareketi yapıyorlar. “Hadi gelmiyor musun?”

    -Dayı ben bizimkilerin yanına geçeyim, yarın sabah görüşürüz.
    -Tamam yeğenim hadi sen işine bak.

    Kalktım diğer masaya geçtim. Aklımda da dayının iş. Bu işe sevindi mi üzüldü mü bilemedim. İçimde uzun zaman sonra bir işe yarayacağımın heyecanı. İşte zordur. Ulan kimseye durduk yere iki yevmiye verirler mi? Olsun 8-10 saat değil mi dayanırım be. Parada yok cepte ne halt edeceksin çalışmayıp. Zamanda geçmiyor. Bakarsın seni sever temelli işçi tutar. Çift yevmiye bu. Para gani. Hiç olmadı birkaç gün gideyim cebimde para olsun. Başladık oyuna. Masada gır gır şamat kahve inliyor. Bir oyun bir oyun daha. Saat gecenin yarısı oldu, kahveci dikildi başımıza. Daha oynayacağız ama kahvenin kapanış saati gelmiş, gönülsüz bıraktık oyunu.

    Evin yolunu tuttum. Sabah işe gideceğim. Artık benim de işim var. Cebimde para olacak. Bir işe yarayacağım. Adil Dayının işçisiyim. Gelir gelmez girdim yatağa.

    Hayaller kurarken uykuya dalmışım. Sabah olmuş, zır zır çalar saat ötüyor. Gözlerim açılmıyor. Uğraşa uğraşa buldum saati, bastım düğmesine kapattım. Doğruldum, oturdum yatağın üzerine. Her yer alacakaranlık. Bu saatte kim kalkar, nasıl kalkar? İşçiler çoktan yolu tutmuştur. Ben niye kalktım, gözümde Adil Dayı canlandı. Parasızlığım, avareliğim. Kışın kucağımda taşıdığım odunlar. Ağırdı be, üç parça odun. Adil dayının kütükler kim bilir nasıldır? Kalk yüzünü yıka, kendine gelirsin. Ulan, odun işi zor olmasa çift yevmiye verirler mi? Ne olacak be iş değil mi? Çalışırsın. Hem sıcak değil. Genç adamsın tozunu attırırsın. İki traktör odun atayım da millette işçi görsün.

    Düşünürken düşünürken bir karara vardım. Şimdi biraz uzanayım geriye uyuyamazsam kalkar giderim. Elimi şöyle koyuverdim yatağın üzerine. Bir de gözlerimi açtım ki her yer aydınlanmış. “Çalışmak senin neyine be” dedim. Kalktım. Kahvaltımı yaptım. Islık çala çala kahvenin yolunu tuttum.
  • Irgat başı gene sinirli sinirli güldü, .sonra:
    - Peki öyleyse, dedi. Hatırın için paydos edekl
    - Benim hatırım için ne kıymeti .var?
    - Ne olacak ya? ': - Heriflerin hakları olduğu için vereceksin paydosu. Ağır işçi bunlar. insafsızca, çok çalıştırmakla daha fazla mı ·randıman alacağını sanıyorsun?
    Kara cahil ırgat başının anlayacağı sözler değildi.
  • Kitabı, bir başka derleme kitabında okuduğum Guy de Maupassant'ın bir öyküsü için aldım. Diğer öç öyküleri de bu tattaysa değmeyin keyfime diye sobayı yakıp çayımı koyup başladım okumaya yalnız pek randıman alamadım.

    Ta ki son sayfalardaki Jack London'ın "Yalancı Güneşe Yolculuk" öyküsünü okuyana kadar. Öykü başka yerde yok arkadaşlar, kitabın baskısı da tükendi. İsteyene 4 bira karşılığı sayfanın fotoğraflarını gönderebilirim...