• İNSAN KALİTESİ

    Yıllarca bana neden siyasi konularda yazı yazmıyorsun diye sitem eden takipçiler oldu. O konuyu yazarsam asıl yazmak istediğim konuya yer kalmaz ama iki geçerli sebebim var:
    1- Bizde, dinci dinci değil, solcu solcu değil, sağcı sağcı değil ki, kuranı okumadan Müslüman olandan tutun, karl Marx okumadan komünist olandan tutun, Adam Smith okuman liberal olana kadar.
    2- Tartışma metodolojisini bilmiyoruz, sürekli haklı çıkmak için tartışıyoruz, hiçbir konuda kalıcı çözümümüz yok, TV lerde on yıllarca aynı konuları “havanda su dövercesine” anlatıp dururuz.
    Bu iki özellikten dolayı burada siyaset tartışılmaz, çünkü “siyasetin bayatlığı” bir sonuçtur, asıl sebebi bulmak lazım. Eğer bir ülkenin yöneticileri kadın cinayetleri veya çocuk istismarı arttığında buna çözümü olarak “ gereğini yapacağız…en ağır şekilde cezalandıracağız” diyorsa o konunuda uzmanı olmadıkları aşikar, bir erkeğin çocukları istismar etmesinin çözümü, vücuduna acı çektirmek değildir, “zihniyetini değiştirmektir”…ama kimse bundan bahsetmiyor, niye? İki olasılık var: 1- kimse zihniyet nasıl değişir bilmiyor (cahillik): bunun yapan, yetkilendirilmemelidir. 2-biliyor ama dillendirmiyor ( ahlaksız): bunun yapan, yine yetkilendirilmemelidir.
    Bu yüzden size başka bir bilgi vermek istiyorum:
    - Kara yollarda son 15 yıldaki olağanüstü başarımız sonucunda dünyada 9. sıradayız, peki insan kalitesinde kaçıncı sıradayız? Kaldı ki ülkelerin kalkınmışlığı kara yolu ile değil demir yolu ile ölçülür ki Türkiye 23. sıradadır ( işine gelen tarafını anlat, işine gelmeyen tarafını anlatma safsatası bizde boldur, ihracat %10 arttı der ama ithalat %30 arttı demez, işine gelmiyordur! Maşallah!)
    - Ha yukarda sorduğum soruya cevap vereyim İnsani kalkılmışlık İndeksinde (Human Development Index) dünyada 71. sıradayız… peki dünya 5 den büyüktür bundan bize ne? Sanki 6. bizi miyiz? Değiliz, 7. Miyiz? Değiliz…hele 8. Hiç değiliz….8.5 değiliz…git..git…baya git…he git…hele git…o tepeyi aş..hee…hee..onun arkasına bak 71. sıradasın. Şimdi 71. Sıradaki biri 5. Sıradaymış gibi konuşursa ne olur, ben söyleyim…o 71, 5 olmaz ama 80 e düşer…çünkü bu “içi boş aşırı özgüven” sendeki “gerçek sorunu çözmeyi engeller.”
    - Bilimsel makale sayısında (Scimago Journal & Country Rank) dünyada 20. Sıradayız ama dergi kalitesinde göre (Journal h-index ) 36. sırada. Pek bunca bilim nereye gidiyor ne işe yarıyor diyorsanız söyleyeyim, ülkelerin dönem başındaki ihracatlarının ortalama niteliğini ve üretime yönelik ortalama bilgi birikimlerini yansıtan (Economic Complexity Index ) 43. Sıradayız, yani kâğıda yazdığımızı uygulamakta zorluk çekiyoruz.
    - Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu Türkiye ise 144 ülkenin değerlendirildiği raporda 130’uncu sırada, ki bana sorarsanız “kadın hakları” olmayan yerde “medeniyet” olmaz. Gelişmiş bir ülke bu seviyeye düşseydi, en az 3-5 bakan istifa etmişti, Japonya’da olsaydı harakiri yapardı, ama Allahtan biz gâvur değiliz!
    - Hani her fırsattı namus vurgusu yapıyoruz yap, ekonomik namus vurgusu yani Yolsuzluk Algıları Endeksi (Corruption Perceptions Index) dünyada 81. Sıradayız ve her sene bu sıralama geriliyor, yani yiyen yiyene. İhalede fesattan tutun, her konuda fiyat şişirmeye ( bizim memur işini bilir, bizim işadamı da işini bilir.) sen burada çalarak zengin olabilirsin ama dünyadaki yerin saygın değildir, Birleşik Milletlere gittiğinde boyuna göre konuş derler.
    - Çocuk hakları (Rights of the Child) 97. sıradayız, maşallah, Allahtan %99 dindarız, bir de bizim %60 dindar olduğumuz halimizi düşünün.
    - Hayvan hakları Korunmasında (Animal Protection Index) A/B/C/D/E/F/G kategorisinde E ( yani vasat altıyız). İnsanların risk altında olduğu yerde hayvanları düşünen 3-5 hayırseverin dışında kim ne bekler ki?!
    - Eğitimde en çok parayı en kötü harcan ülkeyiz, yani resmen parayı sobada yakıyoruz, PISA testinde Türkiye 72 ülke içinde 50'nci sırada. Ha bunu beğenmeye bilirsiniz, o zaman siz bir sınav yaparsanız dünya gelir o sınava girer sonra siz bir sıralama yaparsanız millet de sizi alkışlar ama siz onu yapacak bilgelikte misiniz? değilsiniz, niye? Çünkü bir fikriniz yok.
    Şu 3-5 rakamı bulup yazmak için 2 saatimi verdim, üzüldüm mü derseniz üzülmedim, niye çünkü biz ısrarla 5 e 10 demek istiyoruz, ya bu 5. Dünyayı evren kafamıza göre şekillendirmek istiyoruz, abesle iştigal etmeye bayılıyoruz.
    Alman arabasıyla Almana hava atmayacaksın! Amerikan uçağıyla Amerikalıya hava atmayacaksın! az konuş, önce düşünmeyi öğren, sonra kafandaki önyargılar, safsatalar ve mantık hatalarından kurtul…senin bir özelliğin yoktur ( dünyada kim hangi karmaşık problemin çözümü için bizden akıl istiyor ki), bunu anlarsan ileride bir özelliğin olabilir ama dünyanın tüm özellikleri bende toplanmıştır dersen zaten yeni bir şey öğrenemezsin ki.
    Bir de itibar kelimesini çok severiz, itibarımız şu bina itibarımız şu köprümüz. Bakın bir ülkenin itibarı pasaportudur, gittiği ülkede gördüğü saygınlık, kolaylık, vize muafiyet ve filan…Türkiye Pasaport İtibar Sıralamasında ( Passport Index) dünyada, sıkı durun 87. sırada, niye? e niyesini anlattım, kendini olduğun kadar görmeyi öğrenmedikçe bu sayılar böyle.
    200 kelime ile düşünen 2000 kelime ile düşünen birin anlamaz demiştim, 2000 kelime ile düşünme seviyesine çıkmalıyız, ağlayarak sızlayarak değil, sorgulayarak ve kafamızdaki paslanmış çivileri (önyargıları) sökerek.
  • Nevrotik birey için terapinin hedefi, istencini kullanmayı öğrenmek ve hepsinden öte istencini suçluluk hissetmeden kullanmayı öğrenmektir.
  • Rank : ''Gerçek hastalık olmadan gerçek iyileşme olmaz.''
    Rollo May
    Sayfa 22 - Yaratma Cesareti
  • Bireylerarası ilişkilerin kusursuz örneği olmayan Jung hastalarını cinsel açıdan sömürüyordu, tıpkı Freud'un yakın çevresindeki çoğu insan gibi- örneğin Ernest Jones, Otto Rank ve Sandor Ferenczi.
  • 112 syf.
    ·6 günde·6/10
    Kitabın en sonda yarattığı his çok sağlam bir mit-psikoloji yorumunun güme gitmesi gibi oldu bende. Oldukça sağlam bir analizi çok boğucu bir okuma deneyimine dönüştürmüş. Akademik bir dil-yapı desem tam o da değil karşılığı, bilgileri peş peşe yığmış gibi daha çok. Anlatı tadında değil kuru ansiklopedik bilgi aktarımı tarzında ve sanki bu da müthiş bir çıkarımı sıkıcı ders çalışmasına çevirmiş. İçeriği on numara, ona ulaşmak ise bir o kadar -okuma deneyimi anlamında- yorucu, tıpkı kapak resmi gibi.
  • Kimse hakikat ile yaşayamaz. İnsan yaşayabilmek için, hem sanat, din, felsefe, bilim ve sevgi gibi dışsal yanılsamalara, hem de dışsal olanı belirleyen içsel yanılsamalara ihtiyaç duyar.
  • İnsan normal, sağlıklı ve mutlu oldukça, gerçeklik görünümünü hakikat olarak daha çok kabullenebilir. Yani, daha başarılı bir biçimde kendisini bastırabilir, yer değiştirebilir, yadsıyabilir, makul kılabilir, kendini dramatize edip diğerlerini kandırabilir. Sonra da bunu takip eden şey, acı veren bir gerçeklikten değil, acı veren hakikatten kaynaklanan nevrotiğin acı çekişidir ki bu da gerçekliği iki kat katlanılmaz kılar. Ruhsal bakımdan, nevrotik kişi, aslında daima psikanalizin kendisini getirmek isteyip getiremediği noktada olmuştur. Bu nokta, onun duygu dünyasının aldatmacalarını, gerçekliğin yanlışlığını gördüğü noktadır. Yaşamak için ruhsal olarak yararlı ve gerekli olan tüm patolojik mekanizmalar yüzünden değil, yaşam için önemli olan yanılsamalardan onu yoksun bırakan bu mekanizmaları geri çevirdiği için acı duyar.