Bika akıllı bir çocuk gibi görünüyordu ve yaşamda -uzun zaman sürmeyecek bile olsa- mert ve namuslu bir erkek olarak yer alacak bir insan gibi davranıyordu.
Rüyamda kendimi sinek beşli olarak gördüm. Sinir bozucu, sarı ışıklı, sigara dumanlarıyla kaplı bir odada uçuyordum. Yorulunca gidip avizenin kenarına tünedim. O sırada karo papazının bana doğru yaklaştığını gördüm. Uçarak tabii ki... Gelip yanıma kondu. Ben gülümseyip, kendisini ne de olsa büyüğümdür diye saygıyla selamladım. Ama o acımasızca beni dövmeye başladı. Kan ter içinde uyandığımda karo papazının sözleri kulaklarımda çınlıyordu: 'Ne biçim adamsın lan sen? Ne koz oynarsın ne el almaz!'"
Bir solukta bitirdiğim bir Alper Canıgüz kitabı daha. Basit cümlelerle, olayı dallandırıp budaklandırmadan, çetrefilsiz bir şekilde karakterimizin başına gelen her şeyi tek seferde aktarıyor bize Alper Canıgüz. Ve yazarımızın en sevmediğim, aynı zamanda en sevdiğim yönü de bu galiba.
Kitabın hikayesi her ne kadar eğlenceli olsa da tıkanışlarla doluydu, işte şimdi sıçtı dedikçe eğlendirmeye devam etti. Sonlara doğru iyice sıçtı dedim, son üç sayfasıyla beni yerle bir etti. Özellikle Fezai beyden gelen "Deus Ex Machine" başlıklı mektup beni duygulandırdı.
Ben sonunu anlayabilmiş değilim kitabın. Ama anlamak da istemem açıkçası. Böyle iyi. Aferin. Güzeldi. Eğlendim.