Palahniuk, sanatını, yüce olana düzülen bir methiye olarak görüyor. Ve yüce olanın da banal olandan çıkmayacağını, çıkamayacağını haykırıyor. Sırf otorite tarafından bastırıldığı için birer felaket olarak adlandırılan şeylere sırt çevirmemek gerektiğinin savunusunu yapıyor. “Aslında” diyor Palahniuk, “bizler bu fikre âşığız. Kıyametin gelişini bilinçdışında romantik bir şey olarak algılıyoruz. Ve her yıl aynı numarayı
yemekten bıkmıyoruz: domuz gribi, SARS, AIDS, Y2K…” Ama iş, kendi hayatlarımıza ve kıyamet fikrini bizim minik yaşamlarımıza uyarlama fikrine geldiğinde, afallıyoruz. Ne yapacağımızı
bilemiyoruz. Felaket senaryolarını bu kadar sevmemize rağmen, bize felaketi getirebilecek her şeyden kaçıyoruz. Kaçtıkça da olduğumuz yere saplanıp kalıyoruz. Kanunlara, kanun koyucularına ve otoriteye sonuna kadar boyun eğiyoruz.