• Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Cuma gününü anlattı ve:

    ‘Onda öyle bir saat var ki Müslüman bir kul o saate denk getirerek namaz kılıp Allah-u Teâlâ’dan bir şey isterse, Allah ona isteğini mutlaka verir’ buyurdu.”
  • Hz. Enes'den (rivayetle) demiştir ki:

    (Gizlice bir derdini açmak üzere) ağzını Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in kulağına yaklaştıran hiçbir adam görmedim ki o adam başını (Hz. Peygamber'den) uzaklaştırmadıkça (Rasulullah) başını (ondan) uzaklaştırmış olsun.

    Yine (Hz. Peygamber'in) elini tutan hiçbir adam görmedim ki o adam (Hz. Peygamberin) elini bırakmadıkça (Hz. Peygamber onun) elini bırak­mış olsun.
  • Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlardır:
    "İki nimet vardır. İnsanların çoğu bunlar(ı değerlendirme)de aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit."
  • 112 syf.
    ·1 günde·1/10
    Kitap, günümüzde mevcut olan zihniyetlerin zamanında nasıl yetiştirilmiş olduğunu açık bir şekilde sunuyor. Okurken şaşırmam diyordum lâkin şaşırdım. Siyeri âdeta bir masal anlatırcasına anlatmış. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'dan, sallallahu aleyhi ve sellem, 'Muhammet' diye bahsetmiş, hatta 'sevimli Muhammet' dediği yerde bittim! Fakat ismi lâzım değillere karşı hürmetler satırlarca. Laikliği öve öve bitirememiş zaten.

    Allah'ım, sana yalvarırım, şu ümmete nasip eyle de laikliği savunmanın, laikliğe inanmanın şirke girdiğini idrak edebilelim. Senin yarattığın yeryüzünü, senin yarattığın insanları; yine en iyi senin tanıyacağını anlayabilelim. Rasulullah'ın hayatını öykü okur gibi değil, hayatımıza nakış işlercesine işleyelim. O'nu tanıyalım, hakikaten tanıyalım ki sevelim. Çok sevelim!
  • Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
    “Ramazan orucundan sonra orucun en faziletlisi, Allah’ın ayı olan Muharrem ayı orucudur!..”


    Müslim 1153/202, Ebu Davud 2429, Nesei 1612, Tirmizi 438, 740, İbni Mace 1742 ...
  • Kahvelerini yudumlayan genç kızlar hararetli bir konuşma yapıyordu yan masamda.
    Dinleyip zihnimi bulandırmak istemezdim fakat gayri ihtiyari kulak misafiri oldum konuştuklarına..
    Birbirlerine; evlilik görüşmesi yaptıkları erkekleri anlatıyorlardı fakat ben dinlediğim kadarı ile ortada bir "erkek" göremedim.
    Hatta bu konuşmadan sonra bu dile hiç hakim olmayan biri olsaydım erkeğin tasvirini şöyle yapardım.
    Erkek; en az 100 metrekare evi olan,arabasının markasına göre değer kazanan, mutlaka masa başı bir işi olup kısaca "zengin koca" diye çağırılan, bu üç özellik tamamsa geri kalan vasıflarının pekte önemi kalmayan bir canlı türü(!)
    Düşünsenize, bir kadın tarafından malına göre tercih edilen/yada edilmeyen bir adamın manevi halini, çok acı değil mi Allah için!
    Yani yukarıda saydığım bu 3 etabı geçemediysen,kusura bakma ama senin o merhametli yüreğin benim karnımı doyurmayacak deniliyor.
    Ama hayaller Asr-ı Saadet!
    Aşağısı kurtarmıyor..
    Hakikaten tarih boyunca erkekler bu yüzyılda uğradıkları hezimete başka hiçbir vakitte uğramamışlardır diye tahmin ediyorum.
    Günümüzde bir çoğu misafir gibi yaşıyor evinde.
    Öyle ki; evin erkeği bir vazonun bile yerini değiştiremez inanın bana.
    Mümkün değil, kopar kıyametler.
    Bırakalım vazoyu;
    -Benim alın terimle kazandığım rızkı neden instagrama sunum hazırlamak için saçma sapan objelere, bu "ihtiyaç olmayan ihtiyaçlara" harcıyorsun? Diyemez!
    Hadi çıksın bir baba yiğit bende göreyim.. Kadın mı kalır o evde? birde yok yere akrabanın, konu komşunun gözünde suçlu çıkar adamcağız.
    Siyer-i Nebi dersindeyken bir kıssada takılıp kalmıştım..
    Bir çoğunuzun bildiği bir kıssadır aslında. Hani Ebubekir RadıyAllahu anh ve Ömer RadıyAllahu anh arasında geçen "En çok infak etme yarışı.."
    Rasulullah SallAllahu aleyhi ve sellem, haydi,Allah için infak edin! Buyurduğunda, her zaman en çok getiren Hz. EbuBekir olunca, Hz. Ömer infakta onunla yarışmak istiyor da malının tam yarısını getiriyor.
    Ama görüyor ki EbuBekir ra Allah Rasulunun önünde:
    -Ben malımın tamamını,evimde neyim varsa getirdim, aileme de "Allah ve Rasul'unu bıraktım" diyerek çoktan teslim olmuş Rabbine..
    SubhanAllah!
    Konumuz neydi,sen ne anlattın diyeceksiniz biliyorum. Fakat bu kıssayı benim gözlerimle görmenizi istiyorum.
    Hiç düşündünüz mü;
    Hz Ebubekir'in nasıl bir kadını vardı ki, kocası bütün evi bir anda boşaltıyor! Mutfakta bir kaşık, salonda bir minder bırakmıyor!
    Ve bu kadın sesini dahi çıkarmayıp her defasında buna razı geliyor!
    Nasıl bir itaat?
    Nasıl bir inanç?
    Nasıl bir yürek bu?
    Bize Allah ve Rasul'unu bırak, ne istiyorsan al götür diyen bir hanımın kızı "Aişe" oluyor demek ki!
    Bu yüreği taşıyanlara "EbuBekir" gibi bir eş sunuluyor!
    Sahabeyi dinlemek ve okumak hatta o dönemde yaşamayı dilemek kolay ama kimse bu yönden bakmıyor ki onlara.
    Kocanız evden zerre çıkarsa ona dediklerinizi bir düşünün, birde Hz EbuBekir'in karısını düşünün..
    Allah'ın indinde nasıl bir surette olduğunuzu tahmin edebiliyorsunuz değil mi?
    Şimdi bırak malı mülkü dağıtmayı, babası küçücük çocuğun elinden telefonu alamıyor!
    Biz ne hale düştük daha nasıl izah edeyim bilmiyorum!
    Hanımlar;
    Lütfen eşlerinize merhamet edin ve onları baba evinde yapamadıklarınızı yaşatacak bir "yarış atı" olarak görmekten vazgeçin!
    Ailenizi yıkıyor, problemli evlatlar yetiştiriyorsunuz.
    Bugün bu zihniyeti taşıyan anneler yüzünden genç kızlarımızın hali perişan!
    Kahve sohbetlerinde duygusuz bir şekilde ev araba üzerinden evlilik konuşan bir nesil mi kurtaracak Muhammedin ümmetini!
    /Yağmur Mirzayeva/
  • Bugün internette alt tarafı bir poğaça tarifi arıyordum öyle içerikler önerilmiş ki yiyenin sağlıklı kalabilmesi; benimde iki kelam etmeden geçebilmem mümkün değil gibi görünüyordu.. 🙈
    Özeleştiri yapmak gerekirse; Yiyeceklerin görselliği, içeriklerinden daha efdal bir hale geldi bizler için.
    Artık ne kadar besin değeri olduğu değil de; "daha çok kabarması, daha gevrek durması, konu komşunun daha çok çatlaması" aradığımız kriterlerin en başında geliyor.
    Tamda bu sebeple "Alba-biskin" gibi yağlar bugün mutfaklarımıza giriş yapmış durumda.
    İyi ama neden?
    -Her sunum annesi pastane poğaçası, böreği, çöreği yapabilmeli çünkü(!)
    Oysa ki bu yağlarla yapılan poğaça ve börekleri yedikten bir süre sonra midesi yanmayan, ağzına tabiri caizse "acı su" gelmeyen yoktur belki de..
    Hal böyle iken yavrularımızın hergün okulda bunları tükettiği yetmezmiş gibi birde evlerde bu yağları o tertemiz bedenlerine dahil etmek inanın dünyamızı ve hatta ahiretimizide zora sokmaya yeter.
    Rabbimiz bu bedeni bizlere emanet olarak verdiyse bizler onu maddi ve manevi her zarardan korumakla mükellefiz.
    Bugün dövme yapanlara, pearcing taktıranlara, estetik ameliyat olanlara "Sen Allah'ın yarattığı bedeni bozuyorsun!" Diye söyleniyoruz lakin kendi iç organlarımızı bozup; hücrelerimizin zikrini bitirdiğimizi hiç düşünmüyoruz.
    Tabiri caizse kendi ecelimiz gelmeden, organlarımızın ecelini getiriyoruz.
    Zaten bu ürünlerin yapılışını görsek, soframıza dahi koymayız inanın bana...
    Kocaman bir hamur açılıyor, plastik kovadan yoğurt kıvamında olan o margarinler avuçlanıp hamura yayılıyor, sonra kat kat bu işlem devam ediyor...
    Ve daha nice katkı maddeleri eklenip bozuk yumurta kokusu bastırılsın diye sentetik kimyasallar ekleniyor.
    Lütfen bu ürünleri yemeden önce vücudumuza neyi soktuğumuzu ve iç organlarımızı nelerle muhatap ettiğimizi bir düşünelim hanımlar...
    Son yıllarda gençlerde kalp krizi ve ani ölümlerin ne kadar çok yaygınlaştığını düşününce;
    Prof. Dr. Ahmet Aydın “Margarin, rafine edilmiş mısır yağı, kanola yağı, çiçek yağı zehirden farksızdır." Kelamının doğruluğunu bir kez daha anlıyorum.
    Bizlere yıllarca "tereyağı kalp damarı tıkar, kolesterole sebep olur, kuyruk yağıda yenir mi efendim? Iç yağından yemek mi olur kaçıncı yüzyıl bu.." deyip ambalaj ambalaj zehir sundukları daha yeni aşikar oldu.
    Eski topraklar 80-90 yaşlarında bana mısın demezken bugün delikanlılarımız kalp hastalıkları, romatizma çeşitleri ve sair rahatsızlıklara düçar oldular.
    Çünkü Endüstri böyle buyurdu...
    Aynı Gargamel ve Şirinler misali...
    Gargamel sıfatındaki endüstri bizleri altına dönüştürecek bir şirin olarak görüyor.
    Ve daha fazla altın kazanabilmek için plan üzerine plan yaparak bu uğurda genç, çocuk, yaşlı dinlemiyor.
    Özellikle bebekler çil çil altın onların gözünde.
    İlaç ticaretine ölmeyip sürünen hastadan daha tatlı kim gelebilir ki?
    Elbette ki gerçek endüstriyel sistemin yansıttığından çok uzak.
    İstatistiklere baktığımızda 1950'lere kadar "tereyağı, kuyruk yağı, iç yağları" tüketen eski neslin kalp ve kronik hastalıkları yok denecek kadar az.
    Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimizin hayatına ve yemek adabına baktığımızda bu yağların hiçbirinden sakınmadığını görüyoruz. Alemlerin efendisi hiç bedenine zarar verecek bir davranışta bulunurmuydu? Haşa..
    Demek ki bizlere "uzak durun" diye dayatılan bu yağlar zararlı değil aksine faydalı.
    Zararlı olanlar ise akşama kadar televizyonlarda reklamları dönen bu ürünler-miş.
    Prof. Dr. Mary Enig:
    -Tereyağı, kaymak, kuyruk yağı, iç yağı sağlığınızın garantisidir! Diyor. Bırakın sizi hasta etmelerini aksine sağlık vereceğini garanti ediyor.
    Öyleyse bizler çözümü "vazgeçmekte" aramalıyız...
    Kabarmasın kekimiz, varsın her biri pamuk gibi olmasın poğaçalarımızın, kurabiyeler eğri büğrü olsa da olur...
    Ama bizler adlarımızı "Mücadelede Asiye olarak, Tevazuda Hatice olarak, yavrusu için çırpınmada Hacer olarak" yazdırmalıyız!
    Çünkü Rabbine adanmış bir gençlik yetiştirmek istiyoruz..
    Evlatlarımızın hayrını görmek istiyoruz...
    İnanın bu hal basite indirgenemeyecek bir şekilde midelerinden geçiyor...
    Ama biz "Bismillah" deyip niyetimizi alınca başaramayacağımız iş yok Rabbimin izni ile...
    Mutfaktan atılan her margarin cihadımız olsun...
    Ya Rabbi aldananlara göre basit ama biliyorum ki senin indinde değerli olan bu "vazgeçiş" amelimi kabul eyle deyip huzur ile yolumuzu sürdüreceğiz...
    Rabbim bizleri muvaffak eylesin cennet çiçekleri💕
    /YAĞMUR MİRZAYEVA/4.Mayıs.2019