"Nasıl kadın soyut düşüncelerden pek az etkilenirse, zayıflara hakim olduğu halde kuvvetliye boyun eğerse, halk kitlesi de güçlü olanı ve efendiyi ricacıya tercih eder, sınırsız özgürlük bağışlayanların yerine kendisinden başka hiç bir görüşü kabul etmeyen bir öğretinin savunucularına güvenir. Özgürlük ve hoşgörü halkta ilgisizlik yaratır. Halk hürriyeti ne yapsın. Halk üzerinde hiç çekinmeden bir düşünce terörü uygulamalı ve onun özgürlükleri üzerinde söz sahibi olunmalıdır. Bu baskı onun için önemsizdir. Uygulayanların yanlışlarını görmez. Halk baskı ve terörün yalnızca dış yüzünü görür, bundan ötürü güce daima eğilim gösterir."
"Kozet, aşkın anlamını bilmiyordu. Bu kelimenin gerçek anlamda kulağa nasıl geldiğini hiç duymamıştı. Şimdi hissettiği şeylere ne isim vereceğini bilemiyordu. Hastalığının adını bilmiyor diye o insan hasta değildir denebilir mi?
Bu bir çeşit uzaktan tapma, sessiz bir hayranlık ve meçhul birinin aşkın zirvesine zihnen eriştirilmesiydi. Bu durumda, o, sevilen insan, ne bir oynaş, ne de bir sevgili değildi. Bir hayaldi."
"İstenilen bilgiyi benden zorla almaları için gereken baskı, şiddetli dayaktan ya da bedensel işkenceden çok daha incelikliydi. O baskıyı yaratmanın yolu da, akla gelebilecek en katı soyutlamaydı. Bize hiçbir şey yapmadılar. Bizi sadece katıksız bir hiçliğin ortasına bıraktılar, çünkü meğer hiçbir şey insanın ruhuna hiçliğin kendisi kadar baskı yapamazmış."