Merak ettiğim kitaplardan biriydi Damızlık Kızın Öyküsü... Tekrar basıldığını görünce hemen alıverdik ve kütüphanemize koyuverdik.
Kitabı korkarak, üzülerek okudum. Düşünerek, hayal ederek, görerek... Adından da konusunu belli ediyor kitap. Kısırlığın yaygın olduğu bir dönem ve bu dönemde kategorilere ayrılmış kadınlar. Kimi doğuganlığından dolayı çocuğu olmayan yüksek rütbeli ailelere damızlık olarak verilmiş, doğurganlığı olmayanlar hizmetçi olarak görev yapmakta ve kolonilere gönderilenler var... Çıkarılan yasalar kadınların hakları ellerinden alınıyor, özgürlükler kısıtlanıyor ve son nokta özgürlükleri tamamen ellerinden alınıyor. Kitap yok, tv yok, gazete yok...
İsimlerini kullanmaları yasak, geçmişi düşünmeleri, konuşmaları...Onları sürekli izleyen gözler... Ve bedenlerinde bile herhangi bir hakları yok. Dışarıya çıkma yalnızca alışveriş için ve o da başka bir damızlık ile birlikte.
Yeri geldiğinde kocasını, çocuğunu anlatıyor unutmamak adına, olayların akışına göre yeri geliyor eğitim görürken yaşadıklarını...
Kitap distopya ama anlatılanların çoğunun bir yerlerde yaşandığını düşünmek ve bilmek insanı yaralıyor.
Çoğunluğumuz böyle bir dünyada yaşamak istemez o yüzden bu düşünceye ve uygulamaya ait olan herşeyin karşısındayım.
Özgürlük tüm canlılar için varolması gereken en büyük nimettir. Sahip çıkılmalı. Kaybedince üzüleceğimiz herşey gibi ki sadece üzülmekle kalmayacağız...
Kitabın sonunu en iyi bir son olarak düşünüyorum.
Çok etkileyici, Okunmalı...
Artık bir ‘biz’ olmalı; çünkü artık ‘onlar’ diye bir şey var.