Erkek Arkadaş
Freida McFadden yine yapacağını yapmış ve okuru resmen ters köşe manyağı yapan bir kurguyla karşımıza çıkmış.
"Erkek Arkadaş" kitabını okurken kendimi sürekli "Tamam, kesin bu yaptı!" derken buldum ama yazar her seferinde başka bir yerden vurmayı başardı. Modern flört dünyasının ve date uygulamalarının gözüktüğünden ne kadar sahte olabileceğini, birine güvenmenin aslında ne kadar ürkütücü olabileceğini o kadar sürükleyici anlatmış ki, sayfaların nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile.
Sydney’in bu flört uygulamasından sürekli başarısız flörtler yapması ve bir gün ideal erkeği bulduğunu sandığı Tom, aslında galiba gözüktüğü gibi biri değil? Geçmişteki kesişimler, yabancıların tanıdık olması, kırmızıya olan tutku...
Şahane bir ters köşeydi. Tahminim çok farklıydı ve sonuç bambaşka oldu. Yazarın en iyi kitabı sanırım. Tek sorun sonunun belki de her kesimi memnun etmeyecek oluşu...
Hapishane Şifacısı
Lynette Noni’nin kaleminden çıkan Hapishane Şifacısı, beni ilk sayfasından itibaren Zalindov’un o klostrofobik ve acımasız atmosferine hapseden bir kitap oldu.
On yedi yaşındaki Kiva’nın bu ölümcül hapishanede şifacı olarak hayatta kalma çabası ve ailesinden gelen gizemli bir mesaj uğruna Asiler Kraliçesi yerine elemental sınavlara girmeyi kabul etmesi, bir de etkilenmemesi gereken Jaren ile hikaye başlıyor.
Kitap boyunca Kiva’nın hayatta kalma içgüdüsü ile vicdanı arasındaki savaşı izlemek çok etkileyiciydi; özellikle yan karakterler Jaren ve Tipp ile kurduğu bağ, aynı zamanda kendi mantığı ile çatışmasını okumak çok sürükleyiciydi. Sonu hakkında tahminlerim varken yazar kesinlikle bambaşka bir kapı araladı. İkinci kitabını da bu hızla okumaya çalışacağım.
Karakterler ve gelişimleri, diyaloglar, kullanılan dil ve akıcılık çok güzeldi. Kesinlikle bir şans vermelisiniz.
Mahkûm
Freida McFadden’ın psikolojik gerilim türündeki yetkinliğini bir kez daha konuşturduğu "Mahkum" (The Inmate),hemşire Brooke Sullivan’ın yıllar önce ayrıldığı kasabasına geri dönerek bir hapishanede işe alınması ile başlıyor.
Ancak bu sıradan bir işe giriş hikayesi değil; Brooke’un çalışacağı yer, lise yıllarında kendisini öldürmeye çalışan ve işlediği cinayetler yüzünden müebbet hapis yatan eski aşkı Shane Nelson’ın tutulduğu cezaevidir. Kitap, Brooke'un uyması gereken katı kurallar ile Shane ile arasındaki tehlikeli geçmişin gerilimi üzerine inşa edilerek, okuyucuyu daha ilk sayfalardan itibaren diken üstünde tutmayı başarıyor.
McFadden’ın karakteristik "ters köşe" (plot twist) stilinin bu kitapta da merkezi bir rol oynadığını görüyoruz. Yazar, olayları hem geçmişten hem de günümüzden kesitlerle anlatarak okuyucunun hafızasını ve güvenini manipüle ediyor. Brooke'un hafızasındaki boşluklar ve Shane'in masumiyetine dair sunduğu ikna edici argümanlar, okurun "Acaba gerçekten suçlu kim?" sorusunu sürekli sormasına neden oluyor.
Sonu işe gerçekten tahmin dışı bir durum. Kurgu dili, konusu her şey çok iyi fakat çoğu kişinin eleştirdiği gibi Broke gerçekten çok saf. Çok kolay manipülasyona uğraması beni okurken çok yordu. Bunun dışında kesinlikle tavsiye edeceğim RS'den çıkaran bir kitap. Akıp gidiyor.
Sadist
Stephen King'in Sadist (özgün adıyla Misery) romanı, yazarın doğaüstü canavarlardan ziyade insan psikolojisinin karanlık dehlizlerine odaklandığı, klostrofobik ve sarsıcı bir kitaptır.
Roman, ünlü bir yazar olan Paul Sheldon’ın geçirdiği trafik kazası sonrası, kendisini "bir numaralı hayranı" olarak tanımlayan Annie Wilkes tarafından kurtarılmasıyla başlar; ancak bu kurtarış kısa sürede vahşi bir esarete dönüşmektedir. Yazar, hikayeyi tek bir mekanın boğucu atmosferine hapsederek, okuyucuyu Paul'un çaresizliği ve Annie’nin öngörülemez sanrıları arasında sıkıştırır. Eser, sadece bir gerilim romanı değil, aynı zamanda yaratıcılık, hayranlık kültürü ve yazar ile okur arasındaki hastalıklı bağ üzerine derin bir metafor da göstermektedir.
Kesinlikle çok gerildiğim, yer yer nefret ettiğim, çokça Paul'a acıdığım bi okuma serüveniydi. Karakterler yazılma amaçlarına uygun tüm duyguları, tiksinti dahil hisseettirebiliyor ve siz orada onu yaşıyorsunuz.
Tavsiye edilir.
Ölüler Diyarı
Jean-Christophe Grangé'nin "Ölüler Diyarı" (orijinal adıyla La Terre des Morts), yazarın insanın karanlık yönlerine duyduğu takıntıyı en çıplak haliyle sergileyen, son derece sarsıcı bir polisiye-gerilim romanı.
Hikaye, Paris'in tekinsiz arka sokaklarında striptizci kadınların vahşice öldürülmesiyle başlar; ancak Grangé okuyucuyu basit bir katil avından ziyade, Francisco Goya’nın tablolarından fırlamışçasına karanlık, sanatsal ve psikoseksüel bir dehlizin içine çekiyor. Başkarakter Stéphane Corso, Grangé evrenine has o bildik "yaralı ve saplantılı" dedektif profilinin en sert örneklerinden biridir; oğlunun velayeti için mücadele eden, kişisel hayatı paramparça olmuş bu adamın davayı çözme hırsı, onu ahlaki sınırların en uç noktasına taşır.
Romanın en dikkat çekici yönü ise cinayetlere estetikle kurduğu derin bağdır; yazar acıyı, sadizmi ve sanatı bir potada eriterek okuyucuya hem entelektüel hem de midesini zorlayacak kadar fiziksel bir gerilim sunar. Finalindeki ustalıklı ters köşeleri ve insan doğasının en sapkın arzularına tuttuğu aynayla "Ölüler Diyarı", kesinlikle önerebileceğim bir suç gerilim kitabıdır.
Kitapla ilgili tek eksik nokta betimlemenin çok uzun tutulması. Fakat konular ve sondaki o ters köşe o kadar iyiydi ki.