Ya da kapıyı hızlı çekip de tokmak elimde kalıverince, "Bu pezevengi nereye koyayım?" diye sorduğum annem, okulun kütüphanesinde karıştırdığım bir dil sözlüğünden, kapı tokmağına pezevenk dendiğini öğrendiğimi bilmediğinden, mevzuyu manasızca büyütüp evde ufak bir meydan muharebesi çıkarırdı.
Suçluluk illeti, işlediğim suçlardan çok daha fazla zorlaştırdı hayatımı. Çünkü suç saklansa da, suçluluk kalır. Yastığın üzerinde uykusuzluk lekesi, kalpte kimliği meçhul ağrı, kursakta bekleyen taş gibi kalır. Bende de kaldı.
Neyse ki sırrına babaanneler dahil kimselerin eremediği şu acayip âlem, içinde çalkalanan hislerimizle birlikte ha babam deviniyor. Biz bitti sandıkça başlamayı, durdu dedikçe dönmeyi, bizden azade ama yine de bizimle birlikte devridaimi sürdürüyor. Onun serkeş ritmi sayesinde kimse sonsuza dek âşık, dertli veya dehşet içinde kalamıyor. Her şey kendini usulca kendinden sonra gelecek olana devşiriyor.