Kitabın üç kelimeyle dili: yorgun, sakin, dağınık.
Okuyacaklar açısından belki heves kırıcı, belki de ilgi çekici olabilecek yorumumun tamamiyle kendi düşüncelerim olduğunu en baştan belirtmek istiyorum. Başta büyük bir hevesle okumaya başladığım kitapta, anne-kız ilişkilerinin daha baskın olacağını düşünerek, hayati dersler alabileceğim ümidimden hiçbirini bulamadım desem yeridir. Anne-kız ilişkisi vardı evet, ama orada o sevginin manevi hazzını hiç alamadım, sanki günlük olayları anlatır gibi bir anlatımı vardı duygular açısından.
Olaylar çok dağınıktı, geçmiş-günümüz anlatımı olarak ilerlemesini geçtim, geçmişten en az 4 farklı zaman kitabın içine düzenli bir sırayla değil de dağınık bir sırayla gidiyordu. Kitaptaki olaylara bakınca okurken bir noktadan sonra artık bitsin diye okur oldum. Ortada olay yoktu çünkü, kitabın enerjisi yoktu. Her sayfada farklı bir zaman dilimini okuyordunuz.
Kitabın tek artısı birkaç genel kültür sayılabilecek bilgi vermesi oldu kendi adıma. Freud ve kızı Anna, X-ışınlarının keşfi gibi konuların anlatımı da vardı. Tabii geçmişte okumadan önceki kendimi karşıma alsam, sana daha fazla edinimler kazandıracak kitap oku derdim kesinlikle. Olayların dağınıklığı ve aslında bi giriş-gelişme-sonuç bağlamının kurulamaması kitaptan beni uzaklaştırdı maalesef.