• 438 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    Yaşar Kemal'in okuduğum ilk kitabı. Bu konuda kendime kızıyorum, neden daha önce okumamışım veya ertelemişim. Sonunda bu muhteşem eserle tanıştım.

    İnce Memed serisi dört kitaptan oluşuyor. Romandaki karakterler İnce Memed,Hatçe,Iraz,Döne,Abdi Ağa,Deli Durdu,Topal Ali,Cabbar,Recep Çavuş...

    Kitap gayet akıcı ve anlaşılır bir dille yazılmış. Mutlaka okumanız gereken bir eser. Keyifli okumalar
  • 212 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Kızıl Gül 1 “Pontus’a Darbe”-Fatih KAPLAN
    Kitabı okumama vesile olan Kitap Şuuru Hareketi’ne, Gaziantep TÜRKAV’a, Eğitimci Yazar Sayın Oğuzhan SAYGILI’ ya; kitabını imzalı olarak gönderen yazarımız Sayın Fatih KAPLAN’ a teşekkür ediyorum.
    Kitap 212 sayfadan oluşmakta, yazarımızın deyimiyle “Geçmişte yaşamış kahramanların adını yad etmek ve geleceğe bir nebze olsun ışık tutabilmek” amacıyla yazılmış tarihi bir romanda bir eserdir. Kitabın basımını yaparak kültür ve edebiyat dünyamıza kazandıran Erbaa Dernekler Federasyonu(ER-Def)’na ve yazarımıza, örnek teşkil edecek bir eseri meydana getirdikleri için ayrıca teşekkür ediyorum.
    Eser, Erbaa, Niksar, I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde yaşananlar ile savaşın çıkması ile Tercan, Erzurum ve Sarıkamış yolunda yaşananlara tarihi roman tadında ışık tutmaktadır.
    Kahramanımız Abdülkerim ve kardeşleri, evliya Behrullah Efendi’nin yanında, Erbaa ve çevresinde Rum ve Ermenileri takip etmekte ve onlarla mücadele etmekte, savaşın yaklaşmasıyla yaptıkları hazırlıkları devlete rapor etmektedirler. Anastas ile çetesi, yabancı devletlerden de yardım alarak isyan hazırlığı yapmaktadırlar. Tam bu sırada I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi ile Abdülkerim, Ömer ve Recep gönüllü olarak cihat yolunda şehit olmak için asker ocağına katılırlar. Sarıkamış yolunda önce soğukla sonra düşmanla mücadele ile komutanlarının emrinde ilerlerler.
    Kitap, okuyucuya sürükleyici bir anlatım sunmaktadır. Abdülkerim ve kardeşlerinin, Behrullah Efendi, türbedar Şaban Efendi gibi evliyalarla yaşadıkları, romana ayrıca tat katmıştır.
    Kitabın mutlaka devamı olmalıdır. Eserin ismindeki gibi I. Dünya Savaşı’nın bitimiyle Pontus’la mücadele, yine kahramanlarımızın katılıyla devam etmelidir. Hatta Mustafa Kemal’e, Topal Osman Ağa’ya kitapta yer verilmelidir. Devam niteliğinde olacak kitapta, Kızıl Gül 1’de karşımıza çıkan yazım yanlışlarının da olmamasını temenni ediyorum.
    Kültür ve edebiyat dünyamıza katkı sağlayacağını düşündüğüm kitabın olunmasın tavsiye ediyorum. Kitap basımı yaparak örnek olan Er-Def’e bir kez daha teşekkür ediyor, örnek olmasını diliyorum.
    #kitapsuuru
  • Osmanlı Devleti’nde kısa süreler içerisinde Sultan Ahmet’den sonra padişahlar bir biri ardına tahta geçti. 1617’de Sultan Mustafa, 1618’de Sultan II.Osman, 1623’de yine Sultan Mustafa ve 1623 ’de Sultan IV.Murat tahta geçmişti. Bu kısa dönem
    içerisinde ki taht değişiklikleri cülus bahşişi veren Osmanlı hazinesini oldukça sıkıntıya sokmuştu. Şimdi IV.Murat tahta geçmiş ve yeniçeriler cülus isteriz diye diretmişlerdi. Kösem Sultan padişah naibi ve valide sultan olarak buna çözüm bulmalı ve oğlunun ve kendisinin üzerinden bu tehlikeyi uzaklaştırmalı idi. Ancak, Osmanlı hazinesi bu cülusu karşılayacak kadar dolu değildi. Kösem Valide derhal bir çözüm bularak sarayda kullanılmayan antika eşyaları darphaneye göndererek bunlardan sikke kestirtti ve böylece, askere cülus bahşişi dağıtılarak üzerlerinde ki tehlike bertaraf edildi. Yinede Kösem Valide rahat değildi. Bir yanda Sultan Osman’ın kanını isteyen isyancılar bir yanda da Bağdat’ı ele geçirmiş olan İran’la uğraşmak zorunda kalacaktı.
    Öztuna, Üç Haseki Sultan, s. 105

    Nitekim Kösem Valide Sultan idaresindeki hükümette de rekabetler yaşanıyor ve vezirler birbirine diş biliyordu. Kemankeş Ali Paşa Sultan Mustafa’yı tahttan indirerek yerine IV.Murat’ı tahta oturtmayı başarmıştı. Bundan aldığı kuvvetle bulunduğu sadrazamlık makamını korumak için faaliyetlere girişti. Bu sebeple de rakiplerini öldürme yoluna gitti. Daha önce sadrazam olmuş olan rakibi Mere Hüseyin Paşa’yı yakalatıp öldürttü. Rakiplerine karşı entrika çevirmekten de geri durmamıştı. Mısır’dan azledilen ve Budin vilayetine atanan Biber Mehmet Paşa, Sultan Osman döneminde Bostancıbaşı görevinde idi. O dönemde meyhaneleri bastığı ortaya çıkmaması için ve makamını korumak için sipahilere, iki hizmetkârı aracılığı ile yirmi beş bin flori altın göndermişti. Ancak, bu iki hizmetkâr yarısını kendilerine almış yarısını da sipahilere dağıtmıştı. Biber Mehmet Paşa makbuz isteyince bu iki hizmetkâr, düzenbazlıklarının ortaya
    çıkmasından korkarak onu öldürtmeye karar vermişti. Sipahilere giderek Biber Paşa size verdiği altınları geri almak ister diye iftira atmışlardı. Sipahilerde buna öfkelenerek Sadrazam Kemankeş
    Ali Paşa’ya gitmişler ve Biber Paşa’nın sizin yerinizde gözü var, ona yardım etmemiz için bize altınlar gönderiyor diyerek, Kemankeş Paşa’yı Biber Paşa’ya karşı kışkırtmışlardı. Rakiplerine
    karşı acımazsız olan Kemankeş Paşa derhal Biber Paşa’yı öldürtmüştü. Kösem Valide Sultan, idaresi altındaki hükümette yaşanan bu cinayetlere ses çıkarmıyordu. Ancak, henüz küçük olan Sultan IV.Murat olup bitenleri anlıyor ve başta annesi olmak üzere sorumlulara diş biliyordu. Kemankeş Ali Paşa’da rakiplerine uyguladığı cezaya uğrayacak ve öldürülecekti öldürülmesinden sonra ise Kösem Valide Sultan birbiri ardına sadrazam atayacaktı.
    Altınay, Kadınlar… s. 123-125

    Bu sırada İran ile savaş devam ediyordu ve bir yandan da ülkede çıkan isyanlar Osmanlı Devleti’ni zor duruma düşürüyordu. Bağdat’ın alınamaması bir sadrazamın boynun vurulmasına
    neden oluyordu. Sadrazam Kemankeş Ali Paşa’nın 3 Nisan 1624’de idam edilmesinin ardından Çerkez Mehmet Paşa sadrazam oldu. Oda çok fazla duramadı ve Kösem Sultan, sadrazamlık mührünü kızı Ayşe Sultan ile evli olan Damadı Müezzin-zade Hafız Ahmet Paşa’ya verdi. Ancak iyi bir devlet adamı olan fakat iyi bir asker olmayan Hafız Ahmet Paşa Bağdat‘ı alamayınca sadrazamlıktan azledildi. Yerine Damat Halil Paşa getirildi. Bağdat hala İran’ da bulunuyordu. Sadrazam Halil Paşa bu sorunu halletmek üzere hareket ettiyse de başarı sağlayamadı. Oda görevinden 6 Nisan 1628’de azledildi.
    Öztuna, Üç Haseki Sultan, s. 105-107

    Kösem idâresindeki devlette sadrazamlar fırtınası yaşanırken, Anadolu’da da Genç Osman faciasından sonra başlayan, şiddetini daha da arttıran Abaza İsyanı Anadolu’yu harabeye çeviriyordu. Sultan Murat bu durumu görüyordu. Ancak, hala Validesinin vesayeti altında hüküm sürüyordu. Bu durum ise adım atmasını
    engelliyordu. Yaşı ilerledikçe annesinin idaresinden kurtulmaya çalışıyordu. Fakat Kösem Valide’nin saltanatı devam ediyor ve onun idaresinde ki memleket ve devlet karışıklıklar, isyanlarla çalkalanıyordu. Sadrazam Halil Paşa’nın yerine Boşnak asıllı Hüsrev Paşa sadrazam olarak atandı. Anadolu’daki karışıklıkları sona erdirmeye ve İran’ı dize getirmeye kararlı idi. Nitekim bunu büyük ölçüde başarmış ve isyancıların birçoğunu öldürmüştü. Ulufelerini beğenmeyen sipahilerin başındakileri idam ettirmiş, ayaklanmalara katılanların tımarlarını elinden almıştı. İran Seferi’ne çıkmış ancak başarısız olduğu gerekçesi ile azledilmişti.
    Hafız Ahmet Paşa tekrar sadrazamlığa getirilmiş ancak, Topal Recep Paşa’nın entrikaları ile bir isyan çıkmış ve bu isyan neticesinde IV.Murat’ın gözleri önünde Sadrazam Hafız Ahmet Paşa vahşice öldürülmüştü. Gerçekte Hafız Ahmet Paşa padişah için kendini feda etmişti. Çünkü çıkan isyan, Sultan IV.Murat’ın tahttan indirilmesine neden olabilirdi. IV.Murat bu olayın etkisinden uzun süre kurtulamadı. Ardından Hüsrev Paşa’nın,
    Murtaza Paşa tarafından gönderilen kesik başı İstanbul’a geldi. Olaylar dinecek, hadiseler bitecek gibi değildi. IV.Murat’ın en sevdiği musahibi Musa Çelebi’de asilerce öldürülmüştü. Bir kadın
    idaresi hem ülkeye hem de canlara zarar vermiş ve Kösem idaresinde ki devlet vahşi entrikalara ve kanlı sonlara gebe kalmıştı. Tüm olup bitenler IV.Murat için bir dönüm noktası olacak ve Validesi hâkimiyetinin sonuna gelecekti.
    Altınay, Kadınlar… s. 126
    Jorga, c. 3, s. 375-377
  • 436 syf.
    ·15 günde
    İncelemeye giriş notu: Eşkıyalık da iyi bir şey değil toprak ağalığı da. Nedeni her ne olursa insan öldürmek de. Fakat bir dönemin ülke gerçekleri bunlar. Güçlünün her ne olursa olsun haklı olduğu ve gücüne güvenip zulmettiği dönemde güçsüzün hakkını kendi yöntemleriyle elde etmesinin hikayesi bir anlamda. Ve yazıldığı dönemde yayınlanmış olması dahi büyük cesaret örneği.

    * * *

    İlkin betimlemelerine vuruldum Yaşar Kemal’in. Bir ağacı kökünden ucuna dek, dalından yaprağına dek belli bir sırada betimleyip en sonunda büsbütün bir ağaç olarak muhayyilemde yer ettirmesine mesela.

    Sonra anlatımdaki ustalığına, kaleminin gücüne... Recep Çavuş’un yarası nasıl göğsümde sızladı, çakırdikenler nasıl ayaklarımı daladı, Hatçe’nin kaldığı koğuştaki nemi nasıl hissettim hala şaşkınım. Öylesine bir gerçekçilik işte. Masanın başından bile kalkmadan gittim Çukurova’da dolandım geldim.

    Bir solukta bitti denecek bir kitap çünkü bir bölümüne başlayınca kapılıp gidiyorsunuz. Ne kadar uzun olursa olsun bir solukta okunup bitiyor. Tabi o sırada zaman da akıp gidiyor ama siz ona aldırmayın. Sayfa sayısının 400 küsur olmasına da. Serinin dört kitaptan oluşmasına da. Nasıl bitirdiğinizi anlayamayacaksınız.

    Bir okuma etkinliği vesile olmasaydı belki daha bir on sene kadar Yaşar Kemal okumaya karar veremez, başlayamazdım. Yazarının ustalığı, külliyatının zenginliği gözümü korkutmuştu açıkçası. Bu etkinlik hem bir yerden başlamam için hem de korkulacak bir şey olmadığını fark etmem için bir vesile oldu.

    Sözcüklere özel ilgisi olan bir insanım. Farklı bir sözcük gördüğümde onun anlamını merak eden, araştıran, kullanımı nasıldır acaba diye soran biriyim. Hele ki işin içine farklı yöreler, farklı söylenişler, farklı anlamlar girince merakım da katlanıyor tabi ki. Bu kitabı okurken fazlaca rastladım öyle sözcüklere, çok mutlu oldum. Bir de aşina olduğum sözcükler var, eskilerden yani aile büyüklerimden duyduğum, bizim yörenin sözcükleri. Çukurova’da da kullanılıyormuş benzer sözcükler. Okurken kitapta onları da bulunca Yaşar Kemal ve eseri İnce Memed gönlümde bambaşka bir yere sahip oldu. Anadolu dedim, nasıl zengin nasıl güzel bir söz varlığına sahipsin. Ve Yaşar Kemal sen nasıl usta bir gözlemcisin.

    Çok sürmez yakın zamanda serinin ikinci kitabını da alırım elime. Hatta üçüncü, hatta dördüncü :))


    * * * SPOİLER * * *


    Çukurova’da toprak ağalarının olduğu bir dönemde Abdi Ağa isminde zalim bir ağanın zulmettiği köylülerden bir tanesi İnce Memed. İlkin çocukken bu zulme dayanamayıp kendi köyünden başka bir köye kaçıyor ve orada çobanlık yapmaya başlıyor. Ta ki anasını arkasında bırakmaya dayanamayıp kendini ele verene kadar. Abdi Ağa onu alıp köye getirdikten sonra o sene hasat zamanı üründen herkese üçte bir pay bırakırken İnce Memed’le anasına dörtte bir pay bırakıyor. Sebebi de Memed’in kaçması.

    Memed büyüyüp de yiğit bir delikanlı olduğunda küçüklükten beri sevdalı olduğu Hatçe kızı kaçırma planları kurmaya başlıyor. O sırada anasıyla babası Hatçe’yi Abdi Ağa’nın yiğeni Veli’ye nişanlıyorlar. Abdi Ağa bir kez daha bağlıyor Memed’in yollarını. Ama bu sefer durduramıyor Memed’i. Bir gece vakti Hatçe’sini alıp kaçırıyor Memed.

    Her şey iyi güzel de o Topal Ali yok mu o Topal Ali. Bu adam iz sürme hastası, iz sürme deyince gözü hiçbir şeyi görmüyor, kayanın üstünden bile yürüseler izini arayıp buluyor insanın. İnce Memed’in izini de buluyor tabi. Abdi Ağa ve adamları etrafını sarınca İnce Memed davranıyor silahına. Abdi Ağa’yı yaralayıp yeğeni Veli’yi öldürüyor.

    Ardından dağa çıkıyor İnce Memed ve bir eşkıya hikayesi başlıyor. Ama alışık olunan eşkıyalardan değil İnce Memed. Hak etmeyene zulmetmiyor, çoluk çocuğun canını bağışlıyor, haksızlığın karşısında duruyor.

    O dağa çıktığı sırada Abdi Ağa yalancı şahitler tutup Veli’yi Hatçe vurdu diye ifade verdirip maphus damlarına düşürüyor Hatçe’yi. Sonrasında da İnce Memed’in Abdi Ağa’dan anasının öcünü alma Hatce’yi de hapisten kurtarma mücadelesi başlıyor.
  • 228 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Kitabın adı: ATATÜRK Babam ve Ben
    Yazarın adı:Orhan Karaveli
    Okuyanın adı:Nezaket Topal

    Cumhuriyet bayramı yaklaşırken ATATÜRK le ilgili bir kitap okumak istedim.

    Kitabımız yazarımız Orhan KARAVELİ nin anılarından oluşuyor

    Orhan KARAVELİ seğmen başı Halil Efenin torunudur. Halil Efe öldüğünde(öldürüldüğünde) 7 yaşında olan Mahmut ailenin büyük çocuğu olarak okumayıp hayata atılmıştır 18 yaşına geldiği günlerde Atatürk Ankara'ya gelecektir ve onu seğmenler karşılayacaktır Fehmi Efe Mahmutu çağırarak onunda katılmasını söyler tabiki babası Halil efeyi temsilen ve Mahmut babasının Efe kıyafetlerini giyerek törene katılır Atatürk gelir herkesle tek tek tokalaşır sohbet eder sıra Mahmura gelir ve der ki seninle daha sonra görüşeceğiz Mahmut günlerce bekler ama Atatürkü göremez sonra askerlik kaydı için askerlik şubesine gider ve görev yeri Erkan-ı Harbiye Riyaseti(Genel Kurmay Başkanlığı) emrine verilir.Kısaca uzaklık yani haber getirip götürecek ama bundan hiç kimsenin haberi olmayacaktır.Haberide Recep Peker ve Atatürk arasında getirip götürecektir. Günler geçer Mahmut evlenir Orhan doğar ve büyük bir Atatürk aşığı olur Atatürk sevgisi büyüdükçe büyür onu görme arzusunu bastıramaz görmüş müdür acaba şiddetle tavsiye ediyorum .....
  • Recep Çavuş, Cabbar, Topal Ali, Mehmet artık dört kişi olarak döndüler.
    Yaşar Kemal
    Sayfa 255 - YKY
  • Köroğlu geldi Memedin
    aklına. Köroğlundan sonra anasını, Hatçeyi düşündü. Hürü
    Ana ne yiğit bir kadmdı. Şu Çukurovadaki her köyde bir Hürü
    Ana olmuş olsaydı Ali Safa da, Arif Saim Bey de görürdü gününü. Sonra yaşlı iyi yürekli Durmuş Ah... Sonra Topal AH. Becerikli, iyi dost Topal Ali... Recep Çavuş, Cabbar... Cabbar eşkıyalık günlerini unutmuş, köye yerleşmiş, büyük bir tarla da mısır ekmiş. Evlenmiş, iki de çocuğu olmuş.
    Hatçe, anası, Abdi Ağa, dağlar, mağara, Kalaycı, hepsi kafasının içinde kopuk kopuk, aydınlık, belli belirsiz, karanlık, biribirine karışmış, acı, tatlı, büyülü, taş gibi sert bir düş dünya­sı