• "Tarih, insanları; insanlar da tarihi yarattığına göre ebediyete kadar devam edecek bir fasid dairenin içinde kapalıyız demektir ve tarihin bedbahtlığı da kendisinin, menfaat gördükleri zaman en ilahı hakikatı bile red, inkar, tahrif veya ihfa edebilen insanlar tarafından hikaye edilebilmesindedir."


    Fasid daire: Kısır döngü
    Tahrif: Bir sözün anlamını değiştirme; bozma
    İhfa etmek:Gizlemek, saklamak
    Hüseyin Nihal Atsız
    Sayfa 91 - Ötüken Neşriyat
  • 148 syf.
    SARAH BAARTMAN’A ŞİİR

    Seni eve götürmeye geldim, hatırlar mısın bozkırı?
    Yemyeşil çimeni büyük meşe ağaçlarının altındaki
    Hava serindir orada güneş de yakmaz.
    Bir tepenin eteğine serdim yatağını
    Battaniyen çalı çırpıyla ve nane yapraklarıyla çevrili,sarı beyaz çiçeklerle kaplı
    Akarsuyun şarkısı işitiliyor, çakıl taşlarının üstünden sekerek akarken.
    Seni kaçırmaya geldim
    Didikleyen gözlerinden
    karanlıkta yaşayan,insandan dönme canavarın,emperyalizmin pençeleriyle senin bedenini parça parça kesip doğrayan,senin ruhunu Şeytanınkine benzeten
    Bir de kendini yegâne tanrı ilan eden!
    Senin ağrılı yüreğini ferahlatmaya geldim
    Yorgun ruhuna kucağımı sunuyorum işte
    Yüzünü avuçlarımla saklayacağım
    Boynundaki çizgileri bir bir öpeceğim
    Güzelliğinle gözlerim bayram edecek ve sana şarkı söyleyeceğim.
    Sana huzur getirmeye geldim ya.
    Seni eve götürmeye geldim,kadim dağların adını haykırdığı.
    Yatağını bir tepenin eteğine serdim,
    Battaniyen çalı çırpıyla ve nane yapraklarıyla çevrili,sarı beyaz çiçeklerle kaplı.
    Seni eve götürmeye geldim,
    Sana şarkı söyleyeceğim bana huzur getirdin ya.
    //Diana Ferrus

    Tarih boyunca her insan topluluğunun, ırkın kendine özgü fiziksel özelliklerinin varolduğu tartışılmaz bir gerçek. Uzakdoğuluların çekik gözlü olması, Afrikalıların zenci olması, Japonların kısa boylu, minyon olması, Almanların sarışın olması,,, gibi fiziksel özellikleri var hemen her topluluğun. Bu çağda, bugünün dünyası ve bilimsel algısı açısından bakıldığında oldukça olağan karşılanan bir durum bu. Ama geçmişe baktığımızda insanların, sözde modern, medeni Avrupalıların sırf derisinin renginden dolayı insanları köle - sahip diye sınıflandırdığı, birbirlerinden ayırmak için utanç duvarları ördüğü, kendi içlerinden izole ettiği de bir gerçek. Tarihe dönüp baktığımızda fiziksel özellikleri normalin dışında olduğu için, çok fazla sorun yaşamış, haksızlığa uğramış insanların,milletlerin hüzünlü hikayeleri var. İşte bu kitapta bu hayatlardan, hikayelerden bir ismi ve o dönemin insanlarını anlatıyor.


    Daha 19 yaşındasınız. Hiç bilmediğiniz bir yerde, doğdunuz topraklardan binlerce km uzakta, tanımadığınız, hiç aşina olmadığınız bir toplumun, adı insan olan yaratıkların önündesiniz. Üzerinizde bedeninizi teşhir eden kıyafetler var. Sahibiniz size durmadan komutlar veriyor; " Koş, dur, dans et, arkanı dön, yürü, yuvarlan..." İnsanlar sizin üzerinizdeki kıyafetlerle daha doğrusu olmayan kıyafetlerle yaptığınız şebekliklere gülüyor, alay ediyor, hakaret ve rencide ediyor. Ve orada bu muameleye maruz kalmanızın tek sebebi normal insanlardan farklı fiziksel hatlara sahip olmanız. Normalle kıyaslandığında devasa büyüklükte kalçalara sahipsiniz, tuhafsınız. Bu sizi anormal ve dışlanan bir insan yapıyor ( oysa bugün insanlar o duruma gelmek için, o hatlara sahip olmak için, estetisyenlere servet ödüyor.) İnsanlar kalçalarınızın gerçekliğini teyit etmek için, durmadan size dokunuyor, taciz ediyor. Ama sizin diyecek sözünüz, tepki verecek gücünüz yok. Çünkü Afrikalı zenci bir kölesiniz sadece, bir beyaza laf edemezsiniz. Teşhir ve taciz edilen sizin bedeniniz olsa bile. Sürekli hor görülüp, aşağılanıyorsunuz, şiddete maruz kalıyorsunuz. Çünkü hem siyahsınız hem de onlara göre garip ve tuhafsınız. Biri size bunları yapsa, bunları siz yaşasanız nasıl hissedersiniz?


    Sarah Baartman (Saartjie Baartman) kadın vücudunun en büyük, en acımasız trajedisini yaşamış zenci bir köle. Sarah 1789 yılında Güney Afrika' nın Khoikhoi kabilesinde dünyaya geldi. Güney Afrikadaki, Hollandalı milislerin baskını sonucu ailesini kaybetti. Hollandalı çiftçiler tarafından köle olarak alındı. Batılı kadınlardan farklı, devasa büyüklükte kalçaları hemen sahibinin dikkatini çekti. Sahibi Sarah' ın bu fiziksel farklılığını paraya çevirenileceğini çok iyi biliyordu. İngiltere' ye giderse çok zengin bir kadın olabileceğine, rahat bir hayat yaşayacağına ikna etti Sarah' ı. Zaten gitmekten başka bir şansı, tercihi yoktu. 19 yaşında, kimsesiz bir köleydi.


    İlk olarak Londra da sirklerde, en berbat kıyafetlerle para karşılığı hayvanlarla gösterilere çıkarıldı. Daha sonra sokaklarda, müzelerde, barlarda ve üniversitelerde çıplak olarak gezdirildi. Ünü kısa sürede yayıldı ve bir grup insan hakları savunucularının tepkisi ve başvurusuyla mahkeme düzenlendi. Ama Sarah korktuğu için ona bunların rızası dışında yaptırılıdığını inkar etti. Daha sonra Fransalı bir sirk sahibine satıldı ve Londradakindan çok daha ağır şartlarda, vahşi hayvanlarla çalıştırıldı.Yaşadıkları fazla ağır gelen Sarah bir alkolik olarak 25 yaşında öldü.Fakat ölüsünü de rahat bırakmadılar. Kalçaları ve beynini alıp ilaçladılar ve özel şişelere koydular.
    Vücudundan kalanları da mumlayayıp müzede sergilemeye başladılar.


    1816 yılında ölen Sarah' ın cesedini ve şişe içinde saklanan parçalarını almak için Güney Afrikalı yetkililer defalarca başvurdu ama her seferinde red kararı aldılar. Fakat dünyaya gelmiş en büyük insan hakları savunucusu, büyük lider Nelson Mandela 2002 yılında Sarah' ın bedenini ve parçalarını alıp, doğduğu topraklara getirtti.


    İşte bu kitap Sarah' ın doğduğu toprakları, kabilesini, sırf zenci oldukları için haksızlığa uğrayan halkları, bugün dünyaya insanlık dersi veren Avrupalıların ırkçı, faşist, vahşi yüzünü, Sarah' ın trajedisini anlatıyor. Beni sabaha kadar uyutmayan, fazlasıyla etkileyen bir kitap, hikaye oldu. Sarah' ın yaşadıkları o kadar altüst etti ki kitabın nasıl bittiğini, yazarın kaleminin iyi mi kötü mü olduğunu anlayamadım.İnsanların karanlık fantezileri uğruna, metalaştırılmış bir kadının acı hikayesi Hotanto Venüsü...
  • Tarih, insanları; insanlar da tarihi yarattığına göre ebediyete kadar devam edecek bir fasid dairenin içinde kapalıyız demektir ve tarihin bedbahtlığı da kendisinin, menfaat gördükleri zaman en ilahi hakikati bile red, inkar, tahrif veya ihfa edebilen insanlar tarafından hikaye edilmesidir.
  • "...Zira küfür; şu mektubat-ı Samedaniye derecesinde ve kıymetinde olan kâinatı manasız, gayesiz bir derekeye düşürdüğü için, bütün kâinata karşı bir tahkir olduğu gibi; bu mevcudatta cilveleri, nakışları görünen bütün esma-i kudsiye-i İlahiyeyi inkâr ile red ve Cenab-ı Hakk'ın hakkaniyet ve sıdkını gösteren gayr-ı mütenahî bütün delillerini tekzib olduğundan nihayetsiz bir cinayettir. Nihayetsiz cinayet ise, nihayetsiz azabı îcab eder..."
  • Görülüyor ki Spinoza 'dan Einstein’a kadar gelen başlıca yahudi filozof ve bilginlerinden herbiri, hakikat binası kurma iddiası ile ebedî hakikatlar binasından bir parça koparmışlardır. Spinoza "Kâinat Allah'tan ibarettir. Bunların ikisi bir ve aynı şeydir" derken hür ve yaratıcı olan; âlemin dışnda ve onu aşkın olan Allah inancını red etmiş oluyor. Marx cemiyet olaylarının doğurucusu her zaman madde olmuştur demekle ruhun kuvvetini ve onun yaratcılığını inkâr ediyor. Freud, bütün ruh hallerimizin doğuşunu şuur-dışında gizlenen cinsi isteklerle iştihalara irca ederek, insan ruhunun sefaletlerle reziletlerin çocuğu olduğunu söylüyor. Bütün yüksek ideallerle en temiz ihtirasların kökünü cinsi intihaların bataklığında buluyor. Durkheim, sonsuzluğun yolcusu olan insanı cemiyetin sınırları içerisine kapatıyor ve insan için emel ve ideal, Allah ve ahlak, herşey cemiyet'tir sonucuna ulaşıyor. Hem de böylelikle imanı, cemiyette hakim olan kuvvetlerin esiri yapıyor. Onca namuslu olmak cemiyette cereyan açan kuvvetlere boyun eğmesini bilmektir. İnsanın itaatinin şuuruna sahip bir koyundur. Levy-Bruhl, ferdî ahlâk idealini büsbütün çiğneyerek, vicdan karşısında kaba realitenin mutlak ve sorumsuz, hâkimiyetini ilân ediyor. Vicdanı, içgüdülerin ayakları altında kurban ediyor. Durkheim gibi o da vicdanın yerine cemiyeti koyuyor. Einstein. madde dünyasında mutlak kanunların bulunmadığını, tam bir izafilik içerisinde yaşadığımızı ileri sürmekle kendisine kadar gelen yahudi mütefekkirlerinin inkâr halkasını tamamlamış oluyor.

    Dikkat edilirse bunların hepsi mutlak hakikat binasına çeşitli iddialarla saldırmış ve her biri onu bir tarafından yıkmaya çalışmış olmakla beraber hepsinin gayretleri ile sarsılan aynı esaslardır. Bunlar mutlak hakikat, ebedilik,Allah ve ahlâk kavramlarıdır.
    Nurettin Topçu
    Sayfa 208209 - Dergah Yayınları(Epub)
  • Tarih, insanları; insanlar da tarihi yarattığına göre ebediyete kadar devam edecek bir fasid dairesinin içinde kapalıyız demektir ve tarihin bedbahtlığı da kendisinin,menfaat gördükleri zaman en ilahi hakikatı bile red, inkar, tahrif, veya ihfa edebilen insanlar tarafından hikaye edilmesindendir.
    Hüseyin Nihal Atsız
    Kitapla ilgili yazımızı profildeki linkten okuyabilirsiniz.
  • Diriliş eri bir alpinisttir. İnkar, red ve kara alışkanlık pürüzlerini kıra kıra bu dik yamaçtan dağın tepesine, temiz havaya ve güneşe yükselecektir kişi. Büyün o çekilen sıkıntılar, korkular, bu sevinç ve bu güvenlik içindir.