Hiç tükenmeyen, zaman zaman silikleşse de tükenmeyen bir umutla Godot’yu bekliyorsun. Kimi, neyi beklediğini bilmeden bekliyorsun. Ruhunu sağır eden bir eylemsizlik çukuruna düşmüş halde bekliyorsun..
Beklerken ruhunun seni çağıran şarkısını, renklerini duymuyorsun. Hiçbir şey yapmadan bu bekleyişin ödülle nihayetleneceğini umuyorsun sadece. Beklemek zihnini flulaştırıyor, beklerken bir şey yapmayı, hissetmeyi, temas etmeyi dahi düşünecek tılsımı dahi yitirmişsin..
İklimleri, an’ları kaçırıyorsun. Bir şarkının içinde zihninin düş kurmasına bile yeltenmiyorsun, kendinden fersah fersah uzağa düşüyorsun bekledikçe. Yine de bitmiyor bekleyişin, sağır edici bir sıkıntıyla sürüyor..
Sahip olabileceğin yegane şey ‘an’ iken gözlerini kaçırıyorsun. Günü kurtarmaya çalışıyorsun bekleyişinle..
Godot gelmeyecek..
Godot’yu beklemekten vazgeçmediğin sürece gelmeyecek.
Godot sensin. Ruhunda hissedebileceğin bir küçük tını.
Artık anlamalısın bunu.
Godot sensin..