• Hiç kimsesi yok Kemalettin Tuğcu'nun
    Köprüaltı çocuklarından başka
    Refik Durbaş
    Sunay Akın
    Sayfa 68 - İş Bankası Kültür Yayınları, Kasım 2011, Sargıyı Sakın Açmayın!
  • şarabı sev, tütünü incitme,
    beni de unut artık.


    | refik durbaş
  • Alıp gitmek vardı seni o an
    Bana bir şiir oku dediğinde
    Alıp gitmeliydim seni...

    Refik Durbaş
  • Daha önce Gavur Mahallesini okumuştum ve beğenmiştim, bu kitabı daha da çok beğendim dersem yalan olmaz galiba.

    Kitap ilk olarak, Margosyan'ın ustam diye hitap ettiği Hagop Mıntzuri'ye cevap niteliğindeki yazısı ile başlıyor.

    "Margosyan'ın Diyarbakır yöresini anlattığı ilk öykülerinden "Halil İbrahim"i okuyan Erzincanlı Ermeni yazar Hagop Mıntzuri, Marmara Gazetesi'nin 18 Mart 1976 tarihli sayısında bir açık mektup kaleme alır ve Margosyan'a övgüler düzer. Ardından da "Edebiyatı unutma, sabahından çal, gecenden çal, eser ver bize" diye çağrıda bulunur."

    O kadar içten o kadar keyifli ki bu mektuba verdiği cevap, çocukluktan, istanbul'a gönderilme serüvenine kadar, bir konudan bir konuya, çocuk gibi heyecanla atlaya atlaya anlatıyor her şeyi.
    Daha sonra ki öykülerde de tek tek her öyküde denk geldiğiniz kişilerle karşılaşıyorsunuz.

    Ben bazı yazarları okurken, sanki okumuyor da bir yerlerde oturmuş onları dinliyor gibi hissediyorum kendimi. Nefes almayı unutmuş ve ağzı açık kalmış bir durumdayım sanki.
    O kadar sıcak, o kadar içten ve samimi ki yazar.

    Gazeteci Ragıp Duran'ın bir makalesinde dediği gibi :

    [ Margosyan'ın diline bir dengbej gelip yerleşmiş sanki. Geçenlerde bir yabancı gazetede Kahire'deki kahvelerde öykü-masal anlatan amcalardan birinin fotoğrafını görmüştüm. Biletimiz'i okurken o fotoğraf çekildi yeniden. Margos amca, bir masanın üstüne konmuş iskemleye oturmuş, elinde bir kitap, arada sırada gözlüklerini çıkarıp nargile ya da kahve içen dinleyicilerine bakıyor. Ulu Cami'nin önündeki kürsülere tünemiş Ermeniler, Kürtler, Museviler, Süryani ve Keldaniler usul usul dinliyorlar kendi öykülerini. Arada bir, Ermeni'nin biri ya da bir Hıristiyan "Ape Margos, o kadının adı Mari değil Hayganuş" diye tekzip iddiasında bulunuyor." ]

    ***
    Bazı yazarlarımız yurtdışında yaşar ve yabancı dil yayınlar kitaplarını, sonra da kalkar bunu türkçeye çevirttirir. ( Türk değil de başka bir ülkenin vatandaşı gibidirler)

    Böyle yazarlar da, yabancı dil olan kitaplarını tekrardan türkçe olarak yazar.

    Buyrun size yazar var, bir de yazar var farkı.
    Margosyan'ın 2000 yılında sabah gazetesi yazarı Refik Durbaş ile yaptığı söyleşiden bir kesit :

    Yazma serüvenin ne zaman başladı?
    "1953 yılında Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra, lise tahsilimi burada, İstanbul'da yaptım. Lise son sınıfta artık yavaş yavaş bir şeyler karalamaya başlamıştım. Diyarbakır'da yaşarken Ermenice bilmiyordum. İstanbul'da öğrendim. Ermenice hocam, 'Senin elin kalem tutar, yazdığın kompozisyonlar fena değil, gel sen Diyarbakır'ı anlat' diyerek teşvik etti beni. Ben de doğrusu, onun tavsiyelerine uydum, işte ufak ufak Diyarbakır'ı, oradaki insanların yaşamını anlatmaya çalıştım."
    Kaç yıllarıydı o yıllar?
    "İşte 1957–58… Sonra, işte yazdığım bu hikâyeler genellikle İstanbul'da çıkan yerel gazetelerde, mesela Marmara'da yayımlandı. Ardından bir kitap haline dönüştürdüm bunları."
    Ermenice?
    "Evet, Ermenice... Ve 1988'de 'Ermenice yazan yazarlara verilen bir ödül var Fransa'da... "
    Eliz Kavukçuyan Ödülü…
    "Evet, o ödülü aldım. Sonra bir: arkadaş, tesadüfen bunu duymuş, geldi bana teklif etti, 'bunu Türkçe yayımlamayı düşünür müsün' dedi. Doğrusu ben o güne kadar bunu hiç düşünmemiştim. Olur dedim. Ve ben oturdum bütün hikâyeleri yeniden Türkçe yazmaya başladım, hiçbir zaman Ermeniceden tercüme etmedim yani...
  • "1071'deki dalga ortada.. yani bir gecede bütün anadolu insanları öldü de ortaasya'dan gelenler mi egemen oldu? böyle şey olmaz..

    elbette oğuz dili egemen olmuştur anadolu'da.. bazı yerlerde kültürü egemen olmuştur. ama bu egemenlik de gene halk katındadır, osmanlı katında değil.. osmanlı'nın sarayında osman'dan sonra bir tek osmanlı padişahı bir tek türkle evlenmemiştir. padişah hanımları hep rum'dur, yahudi'dir, sırp'tır, rus'tur, bulgar'dır, polonyalı'dır.. zaten bütün dünya aristokrasi böyle evliliklerle ayakta durur. siyasi anlamda evliliklerdir bunlar..

    bütün ömrünce osmanlı yönetimi türk'ü hor görmüş, hakaret etmiş, sövüp saymış, süründürmüş, bir tek ağaç dikmemiş, bir karış yol yapmamış.. şimdi biz osmanlı'yı göğe çıkaracağız, onunla öğüneceğiz. iş, öyle değil.. türk'e bir haysiyet kazandırılmışsa bu haysiyeti kazandıran Mustafa Kemal'dir.. başka kimse değil.. burada bir şeref söz konusu ise bu şeref Mustafa Kemal'e aittir.. osmanlı'da türklük diye bir kavram söz konusu bile değildi. hakaret unsuruydu, hor görme unsuruydu. türklüğü kavram olarak, millet olarak anan, bilinçle, sabırla, ısrarla anan Mustafa Kemal'dir. Atatürk ilkeleri denen de önce budur. yani emperyalizme ve kapitalizme karşı, halktan yana, yurtsever bir düzen.. bağımsız bir düzen.."
  • Alıp gitmek vardı seni o an 
    'Bana bir şiir oku' dediğinde 
    Alıp gitmeliydim seni... 

    Bedeni haritalardan silinmiş bir park kanepesinde oturur 
    Başımı omuzuna koyardım sana şiirler okurdum 

    Senin şiirini okurdum 

    Gökyüzünün en karanlık gecesinden 
    En aydınlık yıldızını çalar ve kalbinin üzerine koyardım 
    O yıldızın aydınlığı ile aydınlanırdı 
    Senin geçmişin ve benim geleceğim
     
    Refik Durbaş
  • Şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık.


    Refik Durbaş