• •İnsan yorgunluktan ibarettir. Gelir, yorulur ve gider.•

    Taşköprü'lü İbrahim Tenekeci'nin, iki dostuna ithaf ettiği, içinde on beş yıllık gezi yazılarını içerdiği bir kitaptır kendileri. Hatta kitaptan da öte bir yol rehberi, yoldaştır. Gezmek ve görmek ayrımını gösterir. Ormanda, yolda, gökte, toprakta, bitkide kısacası tabiattaki işaretleri sunar okuyucuya. Eline bir avuç toprak aldığında, bir kültür dile gelir. Sanki gecenin bir yarısında, dağ başında ateş yakmışsınız da, Tenekeci ile sohbet ediyormuşsunuz hissine kaptırır sizi. Etrafınızda Mustafa Kutlu, Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, İsmet Özel, Cesare Pavese gibi dostlar olur. Tenekeci hoş sohbetlerinin arasına, onların düşüncelerini de alır. Cümlelerin derinliğine bırakmışken, farklı fikirlerle birlikte kendinize gelirsiniz zaman zaman. Ben kitabı uzun bir süreye yayarak okumayı tercih ettim. İsteyerek veya istemeyerek şehir hayatına kaptırırken kendimi, bundan uzaklaşmak ve farkına varabilmek adına sayfa sayfa, cümle cümle de olsa rehber edinmek istedim. Bazen bir hayal kurarsınız, o hayali yaşayan birini dinlemek çok hoşunuza gider. Biraz yol alabilmek ümidiyle bile, gittiği izlerden gitmek istersiniz. İşte bunun içinde adımları iyice sindirmeniz ve kendi yaşamınıza uyarlamanız gerekir. Belki üzerinde defalarca düşünmek ve yorumlamak...

    Biraz kitabın içeriğine değinmek gerekirse;
    Tenekeci'nin içinde kendini kaybettiği ağaçlar, gökyüzü sakini kuşlar, Mustafa Kutlu'nun gönül bağı kurduğu çiçekleri. Küpeli çiçek ve saka kuşu. Kışa duyulan özlem, baharı gönül hoşluğu ile karşılayış. Su ve iyi insalara karşı verilmiş aziz tabiri. Berrak derelere tüm içtenlikle sarılmak. Oturup bir ağaç gövdesiyle tokalaşıp sohbet etmek, başka bir seferinde selam vermeyi ihmal etmemek... :) Eski toprak insanları ile yaşanmışlıklar ve yörelere ait manidar, atasözü sayılabilecek akıl karmaşığı sözler.. Yaşanılan hayat çok eksikmiş. Öğrendim, yaşadım dediğim her şey fazla başlarda bırakmış beni dediğim bir kitap oldu. Sesi olmayıp, soluğu olan canlılara derin anlamlar yüklemek bir Tenekeci yüreği olsa gerek. Sesi olmayan dediğime bakmayın, duyan bir Tenekeci var. Sokaklarda sıkışıp kalan biz, duymayı bilmiyoruz, öğrenmemişiz...
    İki bölümden oluşan kitabın ikinci bölümünde, kendi hayatından, ailesinin hatıralarına değinmiş. Söyleyeceği her cümleyi, sakınmadan gizlemeden söyleyen bir Tenekeci.. :) bu haliyle düşüncelerine karşı dik duruşunu ve samimiyetini yansıtmış. Pul sevgisi, mektup özlemi, trenle yapılan yolculuklarda hissedilen, yazdırılan cümleler. Bir dolmakalemle kurulan ince bağ. Derdin söyleyip, kalemin yazdırması...

    Bir kelime olmak isteseydim, herhalde hevesi seçerdim diyor Tenekeci. Bu gördüğünü yazabilme hevesi, elinden tutmuş ve on beş sene sonra buralara getirmiş. Bize de okumak, gereğince hissedebilmek düşmüş. Bir kelime olmak isteseydik neyi seçerdik?

    Sona doğru...
    Tenekeci ile tevafuki şekilde karşılaştığım bir gün, kitabın yanımda bulunuşu ve hevesle imzalattığım bir anım var, hiç unutamam. Kitapta geçen bir yeri okuyunca, bu anıyı anımsadım tekrar.
    *... C.Ç. ile karşılaşıyoruz. Böylece, iki buçuk milyonda bir ihtimal gerçekleşmiş oluyor. Sarılmalar, hayret ve sevinç ifade eden sözler. Kalp kalbi çekermiş. Aramadan da bulurmuş.* (sf.123)
    --Kalp kalbi çekti. Aramadan da buldu.--

    Kitabı okumaya karar verirseniz, şayet kalp kalbi çekerse, benden Tenekeci'ye selamlar iletin. Sağlıcakla kalın. Gönül gözüyle görebilmeyi öğrenmek ümidiyle...:)
  • https://youtu.be/IktCdAuWyW4
    (Sözler Mevlana!)

    Ey yarım, ey sevgili dilberim,
    Ey mahremim ey kederlerimin yoldaşı,
    Ey dinim, ey imanım,
    Ne güzel gidiyorsun canımın içinde.
    Ey senin derdin benim dermanım,
    Gideceksen bensiz gitme.

    Ey canımın canı, ey canımın içi tensiz gitme.
    7 feleği delerim,
    7 denizi aşarım,
    Ey sonsuza dek sönmeyecek parlayan ateşim,
    Sen hem yol gösteren, hem yolumu kesensin.
    Hem bu tarafta, hem diğer taraftasın.

    Ey sonsuz nurum!
    Gideceksen bensiz gitme,
    Ey canımın canı, tensiz gitme,
    Ey seni görmek benim dinim,
    Ey senin çehren benim imanım,
    Ey senin varlığın gizlenmiş benim gizli varlığımda,
    Bensiz gitme, yalnız gitme, ey canımın canı, tensiz gitme!

    ORJİNAL METNİ:
    Ey yar-e men ey yar-e men
    Ey delber-o deldar-e men
    Ey merhem-o Gemhar-e men
    Ey din-o ey iman-e men
    Hoş mirevi der can-e men
    Ey derd-e to derman-e men
    Çon mirevi bi-men merov
    Ey can-e can bi-ten merov
    Heft aseman ra ber'derem
    Ve-z heft derya bogzerem
    Ey şole'ye taban-e men
    Hem rehzen-i hem rehber-i
    Hem inser-i hem anser-i
    Ey nur-e bi-payan-e men
    Çon mirevi bi-men merov
    Ey can-e can bi-ten merov
    Ey diden-e to din-e men
    Ey ruy-e to iman-e men
    Ey hest-e to penhan şode
    Der hesti-ye penhan-e men
    Çon mirevi bi-men merov
    Ey can-e can bi-ten merov
  • KASİDE-Yİ HÜLYA
    ‘ Sevgili eşime ithaftır ‘

    Ey divane bülbül gel bahara er
    Açılmış goncaya sen de gönül ver.

    Ruhuna hoş gelen bir türkü gibi
    Seni saracak aşk rüzgarı eser.

    Kırmızı renkleri bir kadeh gibi
    Açılmış goncalar beni okşa der.

    Dayanılmaz arzu varsa içinde
    Kanatlarında güç, eksik olmaz fer.

    Nereye koyarım diye düşünme
    Sinenin üstüdür güzel olan yer.

    Tatlı nağmelerle bezenmiş sözler
    Kalbin derinine sevdayı eker.

    Sevda öyle bir şey ki anlamazsın
    İnceden inceye bir derdi döşer.

    Unutmak istersin güzelliğini
    Sen istedikçe o derine iner.

    Bir bedeli vardır güzel sevmenin
    Aşık olan çile çekerek öder.

    Meyhanelerini mesken tutarsın
    Sarhoşu olan ten kendinden geçer.

    Sarılır kadehin ince beline
    Yudum yudum içer, arzuyla öper.

    Her damla düştükçe alevlenir kor
    Baktığın yerlere hayali düşer.

    Divanedir artık taşıdığın can
    Harı söndürmeye çöllere gider.

    Leyla’yı arayan gözlerin artık
    Kumların üstünde Mecnun’a döner.

    Her adım attığın yerde o vardır
    Serabına doğru seni sevkeder.

    Hülya’yı öveyim tatlı sözlerle
    Ne güneş doğacak artık ne kamer.

    Güneş doğmayınca sabah olmaz
    Günün ilk ışığı olmaz da seher.

    Çalkalanan deniz dalgalarında
    Yol göstermeyecek artık bir fener.

    Azgın dalgalarda yol gösterecek
    Tam gönlüme göre istenen rehber.

    Ne kadar derinde olsa da yine
    Aranıp çıkartmak istenir cevher.

    İnciler dizilmiş olur sineye
    Bulununca onun gibi mücevher.

    Ziyasından yoksun kalmış yıldızlar
    Gece karanlıkta Hülya’yı bekler.

    Aşk yarama merhem olacak ilaç
    Dünyada Hülya’dır, ahrette kevser.

    Ey divane bülbül onu övmeye
    Sözler yetmez gayri, o tek şaheser.

    Ey Dermani sende maarifet var
    Çile sardıranı sevmektir hüner.

    Kulunu seversin Yaradan için
    Her sevgi içinde Allah’ı gizler.

    Çektiğin çilenin sevabı varsa
    Hem ahirete, hem dünyaya yeter.

    Günahtan arınmış olanlardan ol
    Kurulunca Hak’kın önünde mahşer.

    Günahı çok olan sana bakınır
    Aşık olan canı gıbtayla izler.

    Ey Allah’ım gonca gülün dalında
    Sonsuza dek eksik olmasın amber.

    Hidayet eyle sen güzel kuluna
    Kalbime karşı hep olsun münevver.

    Şahadeti eksik etme dilinden
    Hak’kın üzerine olsun mukadder.

    Yanlışa düşüp de bocalamasın
    Tek kılavuz olsun ona Peygamber.

    Onun sevgisi var benim kalbimde
    Benim sevgim onda olsun muteber.
  • Sonra birisini Yaver-i Ekrem yapar, aşağıki tabakat ve menzillerden yukarıya davet eder; daireden daireye, üst üstteki tabakalarda gezdirir. O acib san'atının makinelerini ve tezgâhlarını ve aşağıdan gelen mahsulâtın mahzenlerini göstere göstere, tâ daire-i hususiyesine kadar getirir. Bütün o kemalâtının madeni olan mübarek zâtını ona göstermekle ve huzuruyla onu müşerref eder. Kasrın hakaikını ve kendi kemalâtını ona bildirir. Seyircilere rehber tayin eder, gönderir. Tâ o sarayın Sâni'ini, o sarayın müştemilâtıyla, nukuşuyla, acaibiyle, ahaliye tarif etsin. Ve sarayın nakışlarındaki rumuzunu bildirip ve içindeki san'atlarının işaretlerini öğretip, (derûnundaki manzum murassa'lar ve mevzun nukuş nedir? Ve saray sahibinin kemalâtını ve hünerlerini nasıl gösterirler?) o saraya girenlere tarif etsin ve girmenin âdâbını ve seyrin merasimini bildirip ve görünmeyen sultan-ı zîfünun ve zîşuuna karşı, marziyatı ve arzuları dairesinde teşrifat merasimini tarif etsin.
  • Hayat çok garip değilmi arkadaşlar bir çok anınız olur bir çok yaşanmışlıklar olur dostumuzla arkadaşlarımızla veya aile vb gibi ve herşey güllük gülistanlık iken birşey olur birşey girer araya bu kişi olur veya sorun olur fark etmez ve tartışma esnasında bir et parçası olan dil kırar iki tarafın kalbini geçer gider ve araya soğukluk girer elbette hatasız kul olmaz herkes hatasız olsaydı dünyada ne işimiz olurdu değilmi sonuçta imtihan dünyasındayız bazı şeyleri yaşanacakki imtihan olarak bizde o yaşanmışlıklar sayesinde olgunlaşalım ve kötü sözler arkadan konuşmalar araya birçok fitne fesat girer olay farklıya döner buşuna Rabbimiz ayette şunu belirtmemiş bir müslüman 3 günden fazla küs kalmaz kalamaz değilmi bunun sebebi belki ilerde olacak kötülük ve fitne fesatları engellemek sonsuz hikmet sahibi olan Allah hamd olsun ki biz bize gönderilen kutsal kitaba uyup iman etseydik olurmuydu bu fitne fesatlar sıkıntılar şimdi diceksiniz ki cehennem boşuna yaratılmadı cehenneme gidicek kişilerde olmalı elbette haklısınız ama kainata gönderilen rehber olan kuran ve elçiler boşunamıydı ? Allah ayette şunu buyuruyor Allah akıllarını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır herkes akıl sahibi kullanmasını bilen neden yansın arkadaşlar kusura bakmayın sadece bu olaya menfaatlerimiz izin vermiyor bizi bunlardan alı koyuyor ve biz birşey uğruna kazanalım diye kula kulluk ediyoruz sadık olamıyoruz birbirimize eğer sadakat sevgi saygı aramızda eksilmesi olurmu ki ayrılıklar belkide bu olanlar imtihanlarımızdı dost gider gelir evet ama peki yaşarken kıymetin yokken öldükten sonra neden cenaze merasimleri karaşık olur seninle yaşarken konuşan ve konuşmayan insanlar neden öldükten sonra gelir cenaze merasimine neden insan yaşarken değerli değilde öldükten sonra değerli olup pişmanlıklar ve keşkeler dile getiriliyor bu değilmi bizi maf eden herşeyden soğutan cümleler değilmi ama şu hayatın gerçeği ki doymadan sofra tuz istediğin hayAta doyduktan sonra gelen tuz gibi anlamsız özürli bir hayat bunun sebebi gene değilmi insan ? Kıymet bilmek çok zor değil sadece işimize gelmiyor evet belki satırları okurken kafanız karışır eksikler görürsünüz eleştirirsiniz bende size sorayım insanlığı hayatı anlatmaya mürekkep yetermi? Evet arkadaşlar buda bir gerçek hayat başkalarını düşünecek kadar uzun değil ne olursa olsun aşk olur dost olur herşey yaşamak güzeldir ama sebebi olacak şekilde yaptıktan sonra keşke lafını kullanmamak kaydıyla güzeldir hayat evet arkadaşlar kafası çok karışık insanım anlatmak isterim şuda bir gerçekki ölenlerle ölünmüyor ama kalanlarda yaşanılmıyor şunuda unutmayalım ki dostlar kırdığımız her kalbin içinde Allah var bu iyi kişinin kalbi veya kötü kişinin kalbide olabilir fark etmez insanı yaratan Allah değilmi ? Herkes onun kuludur vesselam sağlıcakla kalın .....


    Kalemimden notlar....
  • AFORİZMAYI SEVEN OLUR SEVMEYEN OLUR. BURAYA BIRAKIYORUM :)
    HALİL CİBRAN - AFORİZMALAR

    1- Ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim –çünkü sözlerim senin düşüncelerinden ve yaptıklarım gerçekleşmiş umutlarından başka bir şey değil.

    2- Sana açıkladıklarında değil, açıklayamadıklarındadır insanın gerçeği. Bu yüzden, onu tanımak istediğinde söylediklerine değil, söylemediklerine kulak ver. Söylediklerimin yarısı anlamsızdır, ama diğer yarısı anlaşılsın diye söylüyorum bunları.

    3- Aç gözlerini iyice bak, bütün şekillerde kendini göreceksin. Ve kulaklarını açıp dikkatle dinle, bütün seslerde kendi sesini duyacaksın.

    4- Dostum, sen iyisin, dikkatlisin, akıllısın; hatta sen mükemmelsin – ve ben de seninle akıllıca ve dikkatli konuşuyorum. Ve ben yine de deliyim. Fakat deliliğimi gizlerim. Tek başıma deli olmak isterim.

    5- Aslında hiçbir insana hiçbir şey borçlu değilsin. Ama her şeyi bütün insanlara borçlusun.

    6- Sen iki kişisin: birincisi karanlıkta uyanık, ikincisi aydınlıkta gafil.

    7- Kimimiz mürekkep gibidir, kimimiz kâğıt. Bazımızın siyahlığı olmasa, beyazlık sağırlaşırdı. Ve bazımızın beyazlığı olmasa, siyahlık kör olurdu.

    8- Siyah beyaza şöyle dedi, ‘‘ Gri olsaydın, sana karşı hoşgörülü olurdum.’’

    9- Onlar bizim önümüze altın ve gümüşten olan zenginliklerini sererler, bizse onların önüne kalplerimizi ve ruhlarımızı sereriz. Buna rağmen onlar, hâlâ kendilerini ev sahibi, bizi ise misafir sayarlar.

    10- Hepimiz hücredeyiz. Ama kimimizin hücresinde pencere var, kimimizinkinde yok.

    11- Hepimiz mabedin büyük kapısında bekleyen dilencileriz. Kral mabede girip çıkarken, her birimiz onun ihsanından payımızı alırız. Ama yine de birbirimizi kıskanır, böylece kralı küçük gördüğümüzü apaçık gösteririz.

    12- İnsanların cenaze töreni, belki de meleklerin düğünüdür.

    13- İkinci benliğin senden dolayı sürekli hüzünlüdür. Ama o, ancak hüzünle yaşar ve gelişir. Bu yüzden, onun sevincinin kaynağı yine hüzündür.

    14- Hepimiz kutsal dağın zirvesine koşuyoruz. Geçmişi bir rehber değil de, bir harita olarak kabul etsek yolumuz daha kısa olmaz mı?

    15- İnsanlar geveze ayıplarımı övüp, dilsiz ayıplarımı yerdiğinde hissetmeye başladım yalnızlığın acısını.

    16- İnsanın kürsüsü, geveze aklı değil, suskun kalbidir.

    17- Gevezelere yalnızca dilsizler imrenir

    18- Sen körsün bense sağır ve dilsiz; o halde elini ver ki, birbirimizin farkına varalım.

    19- İçimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik konağında oturur ve sonsuza kadar orada kalacak, anlaşılmadan, yaklaşılmadan.

    20- İnsanlar arasında kalbime en yakın olan, bir ülkesi olmayan kral ve dilenmeyi bilmeyen fakirdir.

    21- Büyük insan ne efendi ne de uşak olandır.

    22- Tanıdığım her büyük adamın kişiliğinde, onun büyüklüğünü açıklayan küçük şeyler olduğunu fark ettim, bütün o büyüklükleri uyuşukluktan, delilikten ve intihardan alıkoyan işte bu küçük şeylerdi.

    23- İnsanın koyduğu yasalara insanın ruhu değil, aklı tâbi olur.

    24- Sadece iki kişi insanlık yasalarını tanımaz; deli ve dahi. Onlar, insanlar arasında Tanrı’ya en yakın olanlardır.

    25- İnsanlık, insanlarına hitap eder, ama onlar dinlemez. Biri dinleyecek ve bir anneyi gözyaşlarını silerek teselli edecek olsa, diğerleri ‘‘O zayıf, fazla duygusal,’’ der.

    26- Sahip olduklarınızdan verdiğinizde, çok az şey vermiş olursunuz; Gerçek veriş, kendinizden vermektir. Çünkü sahip olduklarınız, yarın ihtiyacınız olabilir diye saklayıp koruduğunuz şeylerden ibaret değil mi?

    27- İhtiyaç korkusu da, ihtiyaçtan başka bir şey değil midir? Kuyunuz tamamen doluyken susuzluktan korkmak, tatmin olmayan bir susuzluk göstermez mi?

    28- Ve hayat okyanusundan içmeye hak kazanmış bir insan, sizin küçük ırmağınızdan da bir bardak su alabilir.

    29- Faydasından öte, kabul etmenin gerektirdiği cesaretten ve güvenden daha büyük bir değer var mıdır?

    30- En özgür ruh bile fiziksel gereksinimlerden kaçamaz.

    31- Ve siz kim oluyorsunuz da, onların göğüslerini yırtarak gururlarını korunmasızca ortaya seriyor, sonra da onların değerlerini örtüsüz ve gururlarını utanmasız olarak değerlendiriyorsunuz?

    32- Önce kendinizi vermeye hak kazanmış ve verme olayında bir aracı olarak görün. Çünkü gerçekte her şeyi veren hayattır ve siz kendinizi bir verici olarak belirlediğinizde, sadece bir tanık olduğunuzu unutuyorsunuz.

    33- Ve siz alıcılar, ki hepiniz bu gruba dahilsiniz, ne kendinize ne de size verene bir boyunduruk yüklememek için, hiçbir minnet hissi taşımayın. Bunun yerine, armağanları kanat yaparak, verenle beraber yükselin; Çünkü borcunuzu gereğinden fazla abartmak, annesi özgür yürekli dünya babası evren olan cömertlik olgusundan şüphe etmek demektir.

    34- Her halükârda bu kötü bir zindan değil. Ama beni diğer odadaki mahkûmdan ayıran duvarı sevmiyorum. Gerçi şunu da sana itiraf etmeliyim ki, bu konuyu ne zindancıya ne de zindanın mimarına açmak niyetindeyim.

    35- Zindana götürülen bir adam görürsen, kalbinden şöyle geçir: ‘‘Kim bilir, sürüldüğü daha dar ve karanlık bir zindandan kaçıyordur belki.’’

    36- Özgürlük tahtı önünde ağaçlar, meltemin dokunuşuyla titriyorlar.Özgürlüğün heybeti karşısında güneş ve ay ışığıyla seviniyorlar. Serçeler, özgürlüğü işitmek için ötüşüyor, çiçekler özgürlük ortamında nefeslerinin kokusunu yayıyor. Yeryüzündeki her şey, özgürlük şeref ve sevinciyle dolu tabiat kanunlarıyla yaşıyor. Oysa insanlar bu nimetten ne kadar yoksun! Çünkü insanlar, evrensel ilahi ruhlarına sınırlı kanunlar koydular. Bedenleri ve ruhları için acımasız kanunlar çıkardılar. Eğilim ve duyguları için korkunç ve dar zindanlar yaptılar.

    37- Su kaynaklarınız doluyken, susuz kalırsam diye korkulara kapılmak en giderilemeyecek susuzluk değil de nedir?

    38- Öbür ‘Siz’ hep size üzülür durur. Ama öbürü de üzüntülerden beslenerek büyür; yani işler yolunda.

    39- Ve devirmek istediğiniz bir despot varsa, önce onun sizin içinizde kurduğu tahtı devirmeye bakın. Bir zorba, özgür ve gururlu olana, eğer özgürlüğünde zulüm ve gururunda utanç taşımasaydı, nasıl hükmedebilirdi?

    40- Eğer başınıza bir despot geçmişse bunun sorumlusu sizlersiniz; Yüce Yaratan, alnınıza diktatörleri yazmamıştı, bunu sizler kendi kendinize yazıyorsunuz.

    41- Acınız, anlayışınızı saklayan kabuğun kırılışıdır.

    42- Aşk acısı mırıldanır; bilgi acısı konuşur; arzuların acısı fısıldar; fakirlik acısı yalvarır. Ancak ortada aşktan daha derin, bilgilerden daha şerefli, arzulardan daha güçlü ve fakirlikten daha acı bir üzüntü vardır. Ancak gözleri yıldızlar gibi parlak olan bu acı dilsizdir, hiç sesi çıkmaz.

    43- Bir sene önce komşum bana, ‘Elemden gayrı bir şey olmadığı için hayattan nefret ediyorum.’ demişti. Dün mezarına uğradım. Hayat, kabri üzerinde aksediyordu.

    44- Tasa, iki bahçeyi ayıran bir duvardır.

    45- Kederin veya sevincin büyüdüğünde, dünya gözünde küçülür.

    46- Evet, Nirvana vardır. Ve o; koyunlarını yeşil otlağa sürmene, çocuğunu uyuması için yatağa yatırmana ve şiirin son dizesini yazmana değer.

    47- Kendinizi neşeli hissettiğinizde kalbinizin derinliklerine inin. Fark edeceksiniz ki, size bu sevinci veren, daha önce üzülmenize neden olmuştu.

    48- Bence bir hastalığın en iyi tedavisi inzivadır.

    49- Bir damla yaş ki, beni şu kırılmış gönüllerde birleştiren; bir gülümseyiş ki, varoluşta sevincimin belirtisi olan.

    50- İsteğin ve özlemin iç çekişini duymuştum bir kez, o, en tatlı müzikten de tatlıydı.

    51- Ben, gönlümün kederlerini, kalabalığın sevinçleriyle değiştirmeyecektim ve üzüntülerimin her parçamdan akıttığı gözyaşlarım, gülüşlere dönmeyecekti. Yalnızca bir damla yaş ve bir gülümseyiş olacaktı benim hayatım.

    52- Ben istekli ve arzu dolu ölecektim, bu bıkkınlık ve umutsuzluk yaşamak yerine. Ruhumun derinliklerinde aşkı ve güzeli arzulamayı istiyorum ve insanların en perişanını mutlu görmeyi. İsteğin ve özlemin iç çekişini duymuştum bir kez, o , en tatlı müzikten de tatlıydı.

    53- Bugünün acısı, dünün hazzının anısıdır.

    54- Istırabın içinize kazıdığı alan ne kadar derin olursa, o denli çok hazzı içerebilir.

    55- Dünümüzün borçlarını ödemek için yarınımızdan ödünç alırız çoğu kez.

    56- Gökte(esir âlemi) yaşayan ruhlar insanın acılarına gıpta etmez mi?

    57- Hazzınız, ıstırabınızın maskesiz halidir. Ve kahkahanızın yükseldiği aynı kuyu, sık sık gözyaşlarınızla dolar.

    58- Haz bir özgürlük şarkısıdır, Ama özgürlük değil.

    Haz, arzuların tomurcuğudur, Ama meyvesi değil.

    Haz, kafestekinin kanatlanışıdır, Ama mekanla sınırlanmış değildir.

    Haz yükselişi çağıran bir derinliktir, Ama ne derin, ne de yüksek olandır…

    59- Gençliğe ve onun bilgisine aynı anda sahip olamazsın. Çünkü, gençlik bilmek için; bilgi ise yaşamak için çok meşguldür.

    60- Ve bedeniniz, ruhunuzun müzik aletidir. Ve güzel müzik veya anlaşılmaz sesler çıkarmak size kalmıştır. Şimdi kalbinize sorun: ‘Bizim için iyi olan hazla zararlı hazzı nasıl ayırabiliriz?’

    61- Bırakın bugününüz, geçmişi anılarla, geleceği ise özlemle kucaklasın.

    62- Bir elmanın yüreğinde gizlenen tohum görülmez bir elma bahçesidir. Ama bu tohum bir kayaya rast gelirse ondan hiçbir şey çıkmaz.

    63- Bir tohum ek, toprak sana bir çiçek verecektir. Düşünü gökle donat, sana sevgilini gönderecektir.

    64- Neşeli yüreklerle birlikte neşeli şarkılar söyleyen kederli bir kalp ne kadar yücedir.

    65- Kıskancın suskunluğu çok gürültülüdür.

    66- Kıskanç, bilmeden beni över.

    67- İnsanın kendisi olmasının koşulu, kim olduğunu hiç mi hiç bilmemesidir.

    68- İnsan tüm nesneleri bildiği zaman kendini de bilecektir. Nesneler sadece onun kendi sınırlarıdır çünkü.

    69- İnsanlık, ezel vadilerinden ebed denizine akan bir ışık nehridir.

    70- Kardeşlerim şimdi ne söylüyorsam tek yürekten, yarın söylenecek binlerce yürekten.

    71- Beni sempatilerinin sütüyle besliyorlar; oysa bilseler benim o mamadan daha doğduğum gün vazgeçtiğimi.

    72- Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sırrını sessizce bilir. Ancak kulaklarınız, kalbinizin bilgisini işitmek için deli olur.

    73- Kalplerinizin esrarına ancak kalpleri sırlarla dolu

    olanlar yol bulabilir.

    74- Düşüncelerinizde daima bildiğinizi, kelimelerde de bileceksiniz. Rüyalarınızın çıplak bedenine parmaklarınızla dokunabileceksiniz. Ve böyle de olması gerekir.

    75- Özel ve ayrımcı olmayalım. Unutmayalım ki, şairin aklı da, akrebin kuyruğu da gururla aynı yeryüzünden yükselir.

    76- Ruhun üstün hali, aklın isyan ettiğine bile boyun eğmektir. Ve aklın en alçak hali, ruhun boyun eğdiğine karşı isyan etmektir.

    77- Kendini av gibi gösteren avcıya ne diyeyim?

    78- Bugüne kadar yalnızca, ‘Sen kimsin?’ diye sorana ne cevap vereceğimi bilemedim.

    79- Bana diyorlar ki:’Kendini tanırsan, insanların hepsini tanırsın.’ Ben de onlara diyorum ki:’Ancak bütün insanları tanıyınca kendimi tanıyabilirim.’

    80- Kendini tanıdığın ölçüde başkalarını yargılayabilirsin. De bana hangimiz günahkâr, hangimiz masum?

    81- Ben bir yolcu ve aynı zamanda bir denizciyim. Her sabah yeni bir tepe keşfederim ruhumda.

    82- Hiçbir zaman ikinci benliğimle tam olarak uyuşamadım. Bana öyle geliyor ki varlık probleminin sırrı, ikimizin arasında bir yerde.

    83- Ruhlar sevinçlerinin ışığında yükselirken benim ruhum ihtişamla kederin karanlığında yükselir. Ben senim: Gece! Ve sabahım geldiğinde benim devrim de bitecektir.

    84- Bedenim ruhuma âşık olup da evlendikleri gün, ikinci kez doğdum.

    85- Ruh ile tenin savaşı, yalnızca ruhu sakin, ama teni asi olanların düşüncelerindedir.

    86- Durmadan yürüyorum bu kıyılarda,

    Kum ve köpüğün arasında yürüyorum,

    Bir gün ayak izlerimi silecek met,

    Ve rüzgâr köpüğü götürecek elbet,

    Ama denizle kıyı ebediyen kalacak arkamda.

    87- Misafirler olmasaydı, evlerimiz mezara dönerdi…

    88- Ne yöne gidersen git, çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

    89- “Meşgulüm” demek, hayata saygısızlıktır biraz da. Zaman sarhoş oluverir, önce-simdi-sonra el ele tutuşur dans eder, sonsuzluğun ezgisiyle…

    90- yaşadın mı

    ağız dolusu yaşayacaksın,

    sevdin mi de

    yüreğin dolusu!

    güneş gibi bakacak gözlerin

    yakınca hasreti

    sevdiğinin…

    91- Sadece açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,

    Sadece söylenen sesi duyabiliyorsan, …

    Ne görebiliyorsun,

    Ne duyabiliyorsun!

    92- Dünya kuruldu kurulalı bilinir: Aşk, derinliğinin farkına, ancak ayrılık saati gelip çattığında varır.

    93- Aşk;

    Duyguların okyanusundan bir hıçkırık,

    Düşüncelerin cennetinden bir damla yaş,

    Bir gülümseyiş, ruhun kırlarından…

    94- Ağzında ekmek varsa şarkı söyleyemezsin, elinde altın varsa dua edemezsin…

    95- Yalnızca bir kez konuştu Sfenks: ‘Bir kum tanesi çöldür, çöl de bir kum tanesi.’ Bunu söyledi ve tekrar sustu. Bir daha da hiç konuşmadı. Sfenks’i işittim, ama anlamadım.

    96- Gülmeyi ve acımasız biri olmayı aynı anda başaramazsın.

    97- Yüzsüzlükle elde edilen başarıdansa, edebiyle başarısızlık daha iyidir.

    98- Bir şeyi elde etmek istiyorsan, onu kendin için isteme.

    99- Susmayı gevezeden, hoşgörüyü fanatikten, edebi edepsizden öğrendim. Bütün bunlardan garibi, bu öğretmenlere hâlâ teşekkür etmemiş olmamdır.

    100- Neden bazı insanlar sizin denizinizde yaşayıp dereleriyle övünüyorlar?

    101- Bazı insanları görmemek için gözlerimi kapattığımda, onlara göz kırptığımı sanıyorlar.

    102- Hükümetler için, deliler yerine akıllılar için akıl hastaneleri yapmak daha ekonomik olmaz mıydı?

    103- Telaşla yemek yiyor, salına salına yürüyorsunuz. Öyleyse neden ayaklarınızla yiyip, avuçlarınız arasında yürümüyorsunuz?

    104- Gitmeye hazırsam, sabırsızlığım, çekili yelkenleriyle rüzgârı bekliyor demektir.

    105- Benim ayrılışım, Âdem’in Cennet’ten kovuluşu gibiydi, ama tüm dünyayı bir Cennet Bahçesi yapmak için kalbimin Havva’sı yanımda yoktu.

    106- Hatırlamak, umut yolunda tökezleten bir taştır.

    107- Bir tür kavuşmadır hatırlayış, unutuş ise bir tür özgürlük.

    108- Zaten bilgi sözcüğü, sözcüksüz bilginin gölgesinden başka nedir ki?

    109- Cezirde bir dize yazdım kumun üzerine. Ve ona tüm kalbimi verdim. Ve ruhumun tamamını. Medde döndüm, yazdıklarımı okumak için. Ve sahile vurmuş cahilliğime rastladım.

    110- İnsanın öğretmeninin doğa, kitabının insanlık ve okulunun yaşam olduğu bir gün gelecek mi?

    111- Senin aklın rakamlarla yaşamaktan vazgeçmedikçe ve benim kalbim sis içinde yaşamayı sürdürdükçe, hiçbir zaman anlaşamayacaklar.

    112- İnsanlar salgın hastalıktan korku ve dehşet içinde, ama İskender ve Napolyon gibi yok edicilerden hayranlıkla söz eder.

    113- Felsefenin işi iki nokta arasındaki en kısa yolu bulmaktır.

    114- Zihnimiz bir süngerdir, yüreğimizse bir nehir. Çoğumuzun akmak yerine, sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip!

    115- İnsan bir fikirle sarhoş olunca, bu fikir hakkındaki en çürük ifadeyi bile leziz bir şarap kabul eder.

    116- Anlatarak tutsak ettiğim her düşünceyi, işlerimle özgür kılmalıyım.

    117- Her gün gelişmeyen sevgi, her geçen gün ölmektedir.

    118- Sevgi titreyen bir mutluluktur.

    119- Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü.

    120- Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.

    121- Aşk ve şüphe bir arada bulunmaz.

    122- Aşk, âşık ile mâşuk arasında bir maskedir.

    123- Kadının küçük yanlışlarını bağışlamayan erkek, onun büyük erdemlerinden faydalanamaz.

    124- Bir kadının yüzüne baktım ve henüz doğurmadığı çocukları gördüm. Bir kadın yüzüme baktı, daha o doğmadan ölmüş atalarımı gördü.

    125- Evlilik, ya ölümdür ya da yaşam; arası yoktur bunun.



    126- İki kadın konuştuğunda hiçbir şey söylemezler. Bir kadın konuştuğunda bütün bir hayatı açıklar.

    127- Annenin derin uykusunda uzun zamandır bir düştün. Ve uyanınca seni doğurdu.

    128- Anne kalbinin sessizliğinde saklı duran şarkılar, çocuğunun dudaklarında yankılanır.

    129- Bebeklerimize çoğunlukla kendimiz uyuyabilelim diye ninniler söylemişizdir.

    130- Ve arkadaşlığın hoşluğunda, kahkahalar, paylaşılan hazlar olsun. Çünkü küçük şeylerin şebneminde, yürek sabahını bulur ve tazelenir.

    131- Misafirler olmasaydı, evlerimiz mezara dönerdi.

    132- Konuğumu eşikte durdurup dedim ki, ‘Lütfen ayağını içeri girerken silme, dışarı çıkarken silersin.’

    133- Hayat, kalbini övecek bir şarkıcı bulamadığında, aklından söz edecek bir filozof doğurur.

    134- Kullandığımız dili yedi kelimeye düşürünceye dek, birbirimizi anlamayacağız. Kalbimin mühürleri parçalamadan nasıl açılacak?

    135- Gerçekte biz kendi kendimizle konuşuruz; ama ara sıra diğerleri de bizi işitebilsin diye sesimizi yükseltiriz.

    136- Sözlerimizin hepsi aklımızdaki ziyafetten dökülen kırıntılardan başka bir şey değildir.

    137- Bana susmayı ver, gecenin hücumlarına meydan okuyayım.

    138- Bana kulak ver ki, sana ses verebileyim.

    139- Yaşamın özüne ulaştığında, her şeyde güzellik bulursun, hatta güzelliği görmezden gelen gözlerde bile.

    140- Hayatın kalbine ulaştığında, kendini ne günahkârlardan üstün ne de peygamberlerden aşağı görürsün.

    141- Yaşam bizim sessizliğimizde şarkı söyler ve uykularımızda rüya görür.

    142- Hayır, boşuna yaşamadık biz! Kemiklerimizden kuleler yapmadılar mı?

    143- Ölüm de, tıpkı yaşam gibi, yaşlıya yeni doğandan daha yakın değildir.

    144- Toprağın neresini kazarsan kaz, bir define bulacaksın. Ancak bir çiftçinin inancıyla kazmalısın.

    145- Kaplumbağalar yollar hakkında tavşanlardan çok daha fazla şey anlatabilirler.

    146- ‘En doğru yol: en dikensiz yoldur.’ Diyenler seni aldatıyorlar. Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.

    147- Eğer sırrını rüzgâra açarsan, sırrını ağaçlara söyledi diye rüzgârı suçlayamazsın.

    148- Senin işlediğin suçun yarı sorumluluğunu üstlenen kişi, gerçek bir dindardır.

    149- Birlikte güldüğün birini unutabilirsin ama birlikte ağladığını asla!

    150- Adaletin yarısı merhamettir.

    152- Yanlışlarımızı doğrularımızdan daha büyük bir coşkuyla savunmamız ne gariptir!

    153- Kendimi senin bildiklerinle doldurmuş olsaydım, bilmediklerimi hangi odama yerleştirirdim.

    154- Yürüyenlerle birlikte yürümeyi yeğlerim, durup yürüyenlerin geçişini seyretmeyi değil.

    155- Asıl gerçek, içimizde sessiz; kulaktan dolma bilgilerse, gevezedir.

    156- Sonsuzluğu istiyorum. Çünkü yazılmamış şiirlerim ve çizilmemiş resimlerimle buluşacağım orada.

    157- Şiir, biraz sözcükten; çoğu sevinç, acı ve hayretten oluşan bir şeydir.

    158- Şiir, ruhun sırrıdır; neden bunu sözlerle açığa çıkarasınız ki?

    159- Şairin, kalbindeki şiirlerin annesini bulmaya çalışması boşunadır.

    160- Âlimle şair arasında yeşil bir çayır vardır. Âlim onu aşarsa bilge olur, şair aşarsa peygamber olur.

    161- Sözler zamansızdır. Onları zamansızlıklarını bilerek söylemeli ya da yazmalısın.

    162- Kalemlerini yüreklerimizin kanına batırırlar, sonra da ilham iddiasında bulunurlar.

    163- Ağaç hayat hikâyesini yazabilseydi, onun öyküsü, herhangi bir kavmin tarihinden farklı olmazdı.



    164- Ey Müzik,

    İçimizin derinliklerinde

    yüreklerimizi ve

    Canlarımızı gizleriz

    Sensin öğreten bize

    Kulaklarımızla görmeyi

    Ve yüreklerimizle işitmeyi.

    165- Karnı aç olana şarkı söylersen, seni midesiyle dinler.

    166- Büyük şarkıcı, sessizliğimizin şarkılarını söyleyendir.

    167- Ah Tanrım, bana merhamet et ve kırık kanatlarımı iyileştir.

    168- Göğsümün bir yanında İsa, diğer yanında ise Muhammed oturur.

    169- Cennet orada, şu kapının ardında, hemen yandaki odada; ama ben anahtarı kaybettim. Belki de sadece koyduğum yeri unuttum.

    170- Rüyasında mağduriyetiyle savaşan, uyanıkken kusurlu olana boyun eğen ulusa yazık.

    171- Devlet adamı bir tilki, düşünürü bir hokkabaz ve sanatı yamama ve taklit olan o ulusa ne yazık.

    172- Para sahte sevginin kaynağı, sahte ışığın ve talihin menbaı; zehirli suyun kuyusu, eski çağın çaresizliği!

    173- Artık bir bahçıvan olamayacak olan bankerin hali ne üzücüdür?

    174- Gözlerindeki nefreti dudaklarındaki aptal gülümsemeyle kapatmaya çalışan kşmse ne ahmaktır!

    175- Yüreğin bir volkansa eğer, avuçlarında çiçekler açmasını nasıl umabilirsin?

    176- Bazı insanların erdemi, bize zenginliğe önem vermememizi öğretmenleridir.

    177- Elbiseni, ona kirli ellerini silene ver. Belki o gereksinim duyabilir o elbiseye; ama senin artık ihtiyacınız olmaz.
  • Dünya ve âhirette ebedî ve daimî süruru isteyen, iman dairesindeki terbiye-i Muhammediyeyi (A.S.M.) kendine rehber etmek gerektir.