reizen

reizen
büyücü
Lisans
puqi tapınağı
81 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Sahip olmadıkları ve ihtiyaçları olmayan parayı kazanmak için sahip oldukları ve ihtiyaç duydukları şeyleri riske attılar. Bu aptallık Bu tamamen aptallık Sizin için önemli bir şeyi, önemli olmayan bir şey için riske atmak son derece anlamsız. Sahip olduğunuz ve ihtiyaç duyduğunuz şeyleri, sahip olmadığınız ve ihtiyaç duymadığınız şeyler için riske atmanız için hiçbir neden yok.
“Maaşla geçiniyoruz ve birikim yapmamız mümkün görünmüyor. Daha yüksek ücretle çalışma olanağımız da yok. Güzel tatiliere çıkmaya, yeni arabalar almaya, özel sağlık sigortası yaptırmaya ve güvenli mahall elerdeki evlerde oturmaya gücümüz yetmiyor. Borç içinde kıvranmadan çocuklarımıza üniversite okutamıyoruz. Finans kitapları okuyan sizlerin şu anda elinde bulunan veya edinme şansının yüksek olduğu çoğu şey, bizde yok. Bizim için piyango bileti almak, sizin zaten sahip olduğunuz ve gayet doğ gördüğünüz iyi şeyleri elde edebilme bağlamında somut bir düş kurabilmenin tek yolu. Biz bir düş satın almak için para ödüyoruz ve siz o düşü zaten yaşamakta olduğunuz için bunu anlayamayabilirsiniz. Bu nedenle, sizden daha çok piyango bileti alıyoruz.” Bu tür bir mantık yürütmeyi kabul etmek zorunda değilsiniz. Parasız kalınca piyango bileti almak her şekilde kötü bir fıkir. Fakat ben piyango satışlarının niçin sürmekte olduğunu bir miktar anlıyorum.
Bu örneğin üzerine, hiç şüphesiz Ajda Pekkan'ın Paris'te ne aradığı konusu gündeme gelir yeniden. ( Fransa'da, buradaki Anne-Marie konumunda bulunduğunu sandığımız) Pekkan'ın bizzat kendisinin "dil, duyuş" sözcükleriyle konuyu hepimizin anlayacağı bir dille özetlemesi, "Batı'da verdiği şöhret savaşı"nın ne alemde olduğu sorusunu da beraberinde getirir. Sanatçının bu konuda da artık kafası netleşmiş gibidir: "Dört yıl kadar Fransa'da kaldım. Durak noktalarındaki birçok kişiyle yakın dostluklar kurdum. Belki sabretsem iyi bir yere gelebilirdim. Ama Türkiye'de beni dinlemek isteyen, gazinoları, konserlerimi dolduran, otuz altı milyon dururken bir hiç gibi Fransa'da şöhret aramak bana anlamsız geldi bir süre sonra. Plağımı yapıp, adımı az da olsa du - yurdum. Savaşımı kısmen de olsa kazandım sayılır . . . "
"Paris'e gidiyorum birtakım şeykri halletmek için. Mutlu muyum sanıyorsunuz oralarda? Hiç de değil. Üç bin beş yüz frank ödeyerek izbe bir apartman katında kalıyorum. Buradaki cennet gibi evim gözümde tütüyor. Güzel kuşlarım benim, sizin kıymetinizi biz hiç bilmiyoruz. Zahmet edip ayağımızın dibine kadar geliyorsunuz. Balkonumun parmaklığında en güzel türkülerinizi söylüyorsunuz. Ben ise sizleri bırakıp o Paris denen Allahın belası yere gidiyorum. Niçin bunlar? . . Niçin bu sıkıntılar? . . Hep bir ideal uğruna. Param olmasa idi Paris'te bugün sokaklarda sürünen bir Ajda olmaktan öteye gidemezdim. Cebimin dolu oluşu beni felaketlerden korudu . . . "
Pekkan'ın bütün bu olup bitenler için söytedikleri, 1968'de elde ettiği başarı için ne denli ağır bir bedel ödediğinin ifadesidir: "Bana bir şeyler oldu. Kim nereye çekse o tarafa gidiyorum. Anlatmak istiyorum, anlatamıyorum. Çalışmak istiyorum, olmuyor, bir türlü çalışamıyorum . . . Şu halime bakın, ne hale geldim. Allah beni niye hep kötülerle karşılaştırıyor? Niye bir şeyler yapamıyorum? Niye seyirciye eskiden olduğu gibi her an bir değişiklik getiremiyorum? Semuş’u kıskandım diyorlar. Ne saçma laf! Benim seviyeme erişmesi için daha yıllar ister. "