Bu örneğin
üzerine, hiç şüphesiz Ajda Pekkan'ın Paris'te ne aradığı konusu
gündeme gelir yeniden. ( Fransa'da, buradaki Anne-Marie
konumunda bulunduğunu sandığımız) Pekkan'ın bizzat kendisinin
"dil, duyuş" sözcükleriyle konuyu hepimizin anlayacağı bir
dille özetlemesi, "Batı'da verdiği şöhret savaşı"nın ne alemde olduğu
sorusunu da beraberinde getirir. Sanatçının bu konuda da
artık kafası netleşmiş gibidir: "Dört yıl kadar Fransa'da kaldım.
Durak noktalarındaki birçok kişiyle yakın dostluklar kurdum.
Belki sabretsem iyi bir yere gelebilirdim. Ama Türkiye'de beni
dinlemek isteyen, gazinoları, konserlerimi dolduran, otuz altı
milyon dururken bir hiç gibi Fransa'da şöhret aramak bana anlamsız
geldi bir süre sonra. Plağımı yapıp, adımı az da olsa du -
yurdum. Savaşımı kısmen de olsa kazandım sayılır . . . "