Betül Yesin

Betül Yesin
@relics
zamanın dışında, boşluğun içinde
“Bir canlıda” varolan psikolojik etmenlerin tümüne” bilinçaltı deyip çıkıyor işin içinden Sigmund Freud. Bir beyaz rus kadın yüzünden ustası Freud’la kanlı bıçaklı olan C.G. Jung ise bu tanımı daha da karmaşıklaştırarak, bilinçaltının bizzat bilincin içinde fing atan, psişik bir olgu olduğunu ileri sürüyor. Bilinçaltımız, bizzat bilincimizin içinde fingatıyorsa onu oradan soyutlayıp ayrı biri gibi kişilendirmemiz olanaksız. Bir de psişik olması olaya polisiye boyut kazandırıyor… Ayıkla bilincin taşını!
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bilinçaltınıza nasıl davranmanız gerektiği de ayrı bir sorun. İster istemez, belirli bir diyaloğa girmek zorunda kalıyorsunuz. Çünkü onunla belirli bir uyum sağlıyamazsanız etmediği eziyeti koymuyor size. Şöyle bir yürüyüşe çıkayım demeyin, bilinçaltınız ayaklarınızı alıyor, istediği yere götürüyor, siz olayın taşeron firması oluyorsunuz.
İkinci işim Bolu devletim sınırları içinde cami inşaatını yasaklamak olurdu. Gerektiğinden fazla cami var Bolu ili sınırları içinde. Oraya aktarılan parayla Bolu’ya ve bütün ilçelerine birer büyük tiyatro salonu, Abant Opera ve Balesi, Gerede Güzel Sanatlar Akademisi, Cumaova Köy Enstitüleri, Mengen ve Akçakoça Konservatuarları, Göynük El Sanatları Merkezi açılabilir.
Bir de şu var, eczacılık fakültesini bitiren araba galerisi açıyor, iktisat fakültesini bitiren meyhaneci oluyor, İlahiyat okuyor kaymakam oluyor, hukuk fakültesinden çıkan bankacı oluyor, sanat tarihi okuyan milli piyango bayii açıyor, bilgisayar mühendisi bir otelin havuz müdürü oluyor, çok okullar okuyup hiç bir şey olamayan çok! Sanırım okul konusunda genel bir yanlışlık var.  
Divanı Hümayun mühimme defterlerinde yazmıyor ama, bana öyle geliyor ki, 450 yıl önce bir sabah. Kanuni Sultan Süieyman Topkapı Sarayı’ndan İstanbul’a bakıp, iç geçirerek: “İstanbul’un boku çıktı vesselam” Diye buyurmuştur, bunu bile, en azından düşünmüştür. Hiç bir şey yeni değil, köhne Bizans’ta.