Frau Becker profil resmi
2 Şubat 1982
4 okur puanı
29 Ara 2018 tarihinde katıldı.
  • 222 syf.
    ·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Cesare Beccaria ile ilk kez ne zaman karşılaştım doğrusunu söylemek gerekirse tam olarak aklımda değil ancak fakültenin ikinci yılında ceza hukuku kitabında işkence ile ilgili görüşü ile zihnimde yer ettiğini hatırlıyorum. Aslında çoktan okumuş olmam gereken bir kitaptı. Ancak okumaya yeni fırsatım oldu.

    Kitap hakkında bir kaç bilgi paylaşmak istiyorum. Zira kitap ve yazar hakkında bilgi sahibi olmak verimli bir okuma için elzem kanaatimce. İlk kez 1764 yılında yayınlanan bir kitaptan bahsediyoruz. Aradan 254 yıl geçmesine rağmen hala güncelliğini(kısmen de olsa) korumak kolay değil. Ayrıca Beccaria'nın bu kitabı 26 yaşındayken kalemi aldığı ve dönemin baskıları nedeniyle kapalı bir anlatımı tercih ettiği göz önüne alınarak okunursa daha faydalı olacaktır.

    Kitaptaki ölüm cezasına ilişkin kısım kitabın öne çıkan kısmıydı. Kitabı okurken kendimi çokça hukuka giriş ve bazen de hukuk felsefesi ve sosyolojisi dersindeymişim gibi hissettim. Hukukun özüne ilişkin tespitler yerindeydi. Okurken çokça Latince deyişle karşılaşabilirsiniz. Herkese iyi okumalar...
  • 222 syf.
    ·7/10
    Modern hukukun oluşumuna ciddi ölçüde ilham kaynağı oluşturmuş, idam, sanıklara işkence yapılması gibi konularda ilk defa karşıt fikirlerin yer aldığı bir kitap olması hasebiyle önemli bir kitaptı.çevirmen sami selçuğun sayfaların altındaki dipnotları sayesinde beccaria nın etkilendiği isimler, bahsedilen mevzunun roma hukukunda ve modern hukuk da ele alınış şekli ve daha bir sürü şey hakkında
    Bilgi sahibi olmak mümkündü. Şahsen daha öncesinde sami selçuğun çevirmen ve yazar kişiliğinden haberim yoktu.denk gelirsem kendi yazdığı kitaplardan da edinicem inş.
  • 222 syf.
    1700'lü yıllarda, insanın yaşam hakkına, maddi,manevi bütünlüğüne bu denli saygı duyularak yazılan bu eser, hukuk felsefesinin baş yapıtlarından biri olma özelliğini gösterir nitelikte.Cezaların amacının ne olduğu, insan onuru, işkence, yasaların yorumu, idam cezası, intihar, hırsızlık, kaçakçılık vb suçlar, yargılamanın süjeleri üzerine yazılmış, insanın ufkunu genişleten, beyin fırtınası yapılabilecek türde bilgiler içeriyor.Günümüzde ''Linç Kültürü'' ile besleniyor ve birçoğumuz yargısız infaz yapıyoruz, bu kitabı özellikle iki lafından biri 'İDAM' olan insanların okuması gerekiyor.Sami Selçuk'un çevirisiyle, sadece hukukçuların değil, herkesin okuyup anlayabileceği türde bir yapıt olduğu için,barışcıl hukuktan yana olmak, 'İnsan Haklarına Saygı'nın ne olduğuna dair bir fikir edinebilmek,suç ve cezaların kanuniliğinin önemini anlamak istiyorsanız bu kitabı okumalısınız.Düşünceleriniz değişebilir. Beccaria'nın bilgeliğine hayran olacaksanız.
  • 120 syf.
    ·2 günde
    Hep Murat Menteş' in kitabı dedik ve ayıp ettik çünkü Hakan Karataş' a çok ayıp ettik. Süper bir birliktelik olmuş. 1.cildin sonu dediğine göre devamı gelecek ve bu beni çok mutlu etti. Kitabı gerçekten anlatmak çok zor hem keyifli hemde alıntılar cenneti gibi. Utanmasam bütün kitabı paylaşabilirimdi burada. Murat Menteş' i daha önce okuyup sevmenize gerek yok. Bence çok geç kalmadan okuyun, hatta başucunuzda dursun açın bir sayfa bir cümle okuyup kapatın.
    Şimdiden iyi okumalar.
  • 120 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    "Yazarları ve eserlerini genel hatlarıyla tanıtmak; tecrübeli okura hatırlatmalarda bulunmak; yolun başındaki okurlara kılavuzluk etmek..."

    Kitabın 'Takdim' bölümünde bu açıklamaya yer veriliyor. Aslında amacını gayet yeterli biçimde açıklayan bir cümle... "Dostoyevski, Nietzsche, Orhan Veli, Neşet Ertaş, Bukowski, Fârâbî, Shakespeare, Agatha Christie, Hacı Bektâş-ı Velî, Hüseyin Rahmi ve Kurt Vonnegut" işte bu 11 önemli isim ile karşılıklı birer sohbet şeklinde kurgulanan kitap, okuyucuyu yeterince tatmin ediyor. Adeta kendinizi kitabın içerisine yerleştirip bu isimlerle bir iki kelâm etme fırsatı bulmuş gibi hissediyorsunuz. Her birinin eserleri ve dünya görüşü hakkında fikirler ediniyorsunuz. Ayrıca belirli yerlerde bulunan muhteşem çizimlere de parantez açmak gerekiyor.

    Kısacası bir kitabı okuyarak birçok kitap hakkında fikir sahibi olabileceksiniz. Bir solukta biteceğine eminim daha sonra zaten geriye dönüp defalarca göz gezdireceksiniz.:)
  • 128 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    “…bazı yerlerde misafirliğiniz hiç bitmez, ne kadar kalırsak kalalım ait olamayız. Öyle bir zaman gelir ki artık bu misafirliğin bitmesini biz ister hale geliriz. Misafir kalmak, saatlerce ayakkabının içinde kalan ayaklarımın su toplaması demekti. O ayakkabıyı çıkarıp fırlatmak, yalın ayak dolaşmak istiyordum. Yerleşmek istiyordum.”

    Nereye aittik, gurbet neresiydi? Hızır kimdi? Tam düşerken elimizden tutan mı yoksa yokluğuyla içimize derin derin yaralar açan mı? Düşünsenize belki de Hızır sizsiniz, hem yara hem merhem olan, hem tutan hem yok olan…

    Yazarın kalemiyle Dergâh Dergi’de okuduğum Kiraz hikâyesiyle tanışmıştım. “Bir yara hep aynı kalır mı?” sorusu derin bir sızı gibi kanar içimde. Kalır mı? Kalır. “Kerem ettim seni dile düşürmedim. Kerem ettim seni kimseye anlatmadım” diyen Meryem’in Mehmet’e olan sessiz aşkı yer edip duruvermişti içimde. İşte içimde duruveren bu hissiyatla da dua etmiştim yazar için inşallah bir kitabı çıkıverir de okuruz diye sonra birkaç ayın ardından içinde Kiraz’ın da yer aldığı kitabı çıktı. Aldığım gibi okumak yerine biraz bekledim, belki de Hızır’a en çok ihtiyacım olduğu zamanda okumayı arzuladım, bilmiyorum. İstanbul’dan kilometrelerce uzak bir kasabada okumaya başladım, kendimi ait hissedemediğim, yerleşemediğim bir misafirlikte ayaklarım sular toplarken okudum. Bir türlü ayakkabılarımı çıkaramadığım, eşiğinden öteye hevesle, aidiyetle geçemediğim bir misafirlik… Bunun içindir ki kitaptaki en son öykü yani “Gitmek İçin Çok Düşünmedim” en sevdiğim, sayfalarına yıldızlar kondurduğum, kırık kalpler çizdiğim bir öykü oldu. Öyküyü okurken Yeditepe İstanbul’un Yusuf’u birden bağırıverdi içimde: "Ellerin kanasın dedi Sabri Usta dedi ama kanayan bir cümle kurduğunun farkında değil. Gideceğim ulan, gideceğim!”

    Okuduğum her öyküde beni derin derin sevdalara daldıran, kalbime çentikler atan, beni kör kuyulardan çıkaran bir film izliyormuşum gibi hissettim. Okurken sayfalarında kendinizle karşılaşmak istediğiniz, içinizi ısıtacak, dudaklarınıza kırık tebessümler konduracak bir kitap arıyorsanız mutlaka okumalısınız, düşünsenize belki de Hızır sizsiniz.
    İnsana insanı anlatan, vicdanını, merhametini hatırlatan yazarların hep var olması duasıyla..
    Geceniz hayra kalsın inşallah.
  • 228 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Yazar,en sıcak kitabım diyor,edebiyatçılar ise Nabokov'a başlangıç için en ideal kitap olduğunu dile getiriyorlar.Yazara ve edebiyatçılara tamamen katılıyorum,şu ana kadar 4 Nabokov kitabı okudum:Cinnet,Pnin,Lolita ve Lujin Savunması.Nabokov okumak zordur,dili ağırdır,Lujin savunması ise Nabokov'a başlangıç için ideal.

    Nabokov okur iken ilk dikkat çekici nokta diğer büyük Rus yazarları gibi Rus esintisi( özellikle Dostoyevski havası ) fark ediliyor.Rus yazarlarınıza aşina iseniz ne demek istediğimi anlarsınız.

    Satranç kitabındaki gibi satranca dair bir roman.Yaşamını satranç,yaşamdaki ilişkilerini satranç hamleleri olarak gören satranç dehası Lujin'in yaşamında tutunamaması,içe kapanık yönü,sosyal iletişiminin zayıflığı,saplantıları,takıntıları,delilikleri...gibi durumları ele alıyor.Bu kitabı okuduğum zaman bu kitaba yakın zamanda okuduğum Körleşme kitabını da bana anımsattı.Körleşme' de KİEN tüm yaşamını Doğu Asya kültürü araştırmalarına yer verirken dış dünyayla ilk ciddi ilişkisinde yenilgiye uğramıştır.Lujin' de tüm hayatını satranca adamıştır,satranç dışına çıktığı zaman onu dış etmenlerden koruyan içsel kulesi yıkılır,dış etkilere karşı savunmasız kalır,çünkü dış dünyaya yabancıdır Körleşme'nin KİEN'i gibi LUJİN'de.Satranç tutkunları mutlaka sevecektir eseri ama bununla birlikte satrancı hiç bilmeyen edebiyat sevenlerin bile hayran olabileceği güçlü bir eser karşımızda !
  • 294 syf.
    ·24 günde·Beğendi·10/10
    En çok acıma ve merhameti, evden mahrum veya trenin altından kalan insan değil, kendi kalbiyle veya arkadaşlarıyla, kendi zamanıyla veya kendi çevresi ile çatışma içerisinden, vicdan ve arzuların arasından mücadelesini veren, acıma ve merhameti hak eden insandır, demişti Faulkner bir röportajda.

    Yazarın, kitaplarının omurgasını oluşturan insanın kendisi ile ve ona karşı koyan koşullarla savaşmasıdır. ‘’Ses Ve Öfke’’ bu savaşma trajedisinin örneğidir. Kitabın ismi William Shakespeare’nin Macbeth oyunundan almıştır, ‘’Bir aptalın anlattığı gürültülü patırtılı bir masal. Hiçbir anlamı da yok. ”/alıntı/ ‘’Ses ve öfke’’deki Compson ailesi, Amerika’nın güney bölgesinin toplama imajıdır, onun maddi ve manevi degradasyonu (bozulmasını) farklı bakış açılarından anlatılmıştır.

    Dört bölümden oluşan kitap, ilk bölümünü Benjamin, ailenin en küçük, engelli oğlunun gözünde olaylarını görüyoruz. Benji’nin iç monologları, hatırladıklarını, zaman içindeki sıçrayışlarını, geçmişten şimdiye ve geriye dönüşlerini; onun kendince tüm ailenin fertlerinin buğulu bir tablo oluşturuyor (Benji’den sonraki anlatan kişilerden bu tablo çok daha netleşiyor). Yazarın, gününde olayları anlatırken geçmişe dönüşleri yaparak, geçmişini keşfederek şimdiki zamanın anlamını kılıyor. Geçmişin ve şimdinin değişmeyen bir problemi ırkçılıktır; burada önemli olan nesilden nesile çocukluktan başlayarak derine işlemiş iki ırkın arasındaki yabancılaşmanın duvarı - önyargıdır, açık sözlü ırkçılık psikolojisi değldir. Kitapta yapılan İncil’e atıfları görebiliyoruz; dört bölümlü kitap kompozisyonu Dört İncil ile ilişkilidir, romandaki olayların Paskalya zamanında, Benji’nin İsa gibi 33 yaşında olması, onun sürekli ağlaması ise – İsa’nın acısını sonsuza dek sürecek diye yorumlayabiliriz.

    Quintin, Comsonlar ‘ın son varlığı olan bir parçaı arsanın satışından kendisini Harvard’ta okutabilme fırsatı bulunan ailenin büyük oğlu, ikinci bölümünü anlatıyor. Kardeşi Caddy Quintin için hayatın merkezidir bundan dolayı onun düşüşünü, onun hamileliğinin sorumlusu kendisini olduğunu babasına inandırmaya çalışıyor. Quintin’nin yaşadığı gününü red ederek ( saatı kırma sahnesi) sürekli geçmişe bakış atarak söz ediyor. Kendi geçmişlerini kabul edip veya kabul etmeyerek romanın kahramanlarının kaderlerini çiziyorlar. Tek Caddy, geleceğin ve sürekli yenilenen hayatın temsilcisi olarak bitmeye yüz tutmuş bu ailede kalmıyor - çekip gidiyor. Quintin ise geçmişi ile barışamadığından dolayı gerçekleri görmek istemediği için hayata veda ediyor.

    Romanın üçüncü bölümünü Jason’un, Compson ailesinin üçüncü çocuğu, annesi tarafından en çok sevilen, sinirli, hırslı, parayı delicesine düşkün, zalim ve bencil birinden anlatılıyor. Okumayı Quintin gibi gönderilemediği için ailesini bir türlü affedemiyor. Benji’yı devlet yurduna yollaması gerektiğini sık sık söz eder ve ancak annesinin vefatından sonra bunu gerçekleştirir. Ailesini rezil eden Caddy’den nefret ediyor, Caddy’nin kızına Quinti’yi annesinin yolunu izlemesin diye baskı uyguluyor ama bu Quinti’yi aileden gitmesini durduramıyor. Jason’un tüm eylemlerini ve niyetlerini aşağılık ve insanlığa karşıdır. Kitabın başlığındaki ‘’ses’’ Benji’nin sürekli çıkardığı sesi, ’’öfke’’ ise Janson’un hiç dinmediği öfkesidir.

    Dördüncü bölümü de anlatıcıdan öğreniyoruz. Güney’in geleneklerinin taşıyıcısı, Compson ailesinin çocuklarını büyüten, evi döndürmeyi başaran, artık yaşlı olan siyahi hizmetçisi Disley - o hem kendi çocuklarına hem Compson ailesinin çocuklara (öz annesinden yeterli sevgisini göremediği) şefkatini ve sevgisini hissetiriyor – bu aile için ne kadar çalışsa ve çabalasa da onun (ailenin) yok olmasına engel olamıyor...


    Malcolm Cowley’nin Faulker ile ilgili yazı yazmak istediğinde yazar ona böyle bir mektup gönderiyor:
    ‘’Basılmış kitaplarımın haricinde, tarihe hiç çöp ve iz bırakmadan ayrı ve tek bir birey olarak ortadan ebediyen yok olmak… İstiyorum ki yazıtımda ve nekroloğumda hayatımın hikayesi ve sonucu tek bir ifadede anlam bulsun; o kitapları yaratıyordu.’’
  • 108 syf.
    ·Puan vermedi
    beni sait faik'le tanıştıran muhteşem hikaye kitabı. herkes bu edebiyat harikası yazarın kitaplarını okumalı bence. okurken hikayenin içinde yaşadığınızı hissediyorsunuz resmen. bu kitaptaki favorim ise mürüvvet
  • 480 syf.
    ·63 günde·Beğendi·9/10
    Kaç zamandır elimdeki kitapları maalesef yarım bıraktım. size şunu tavsiye edebilirim problemlerinizi çözmeden, zihninizi boşaltmadan kitap okumayın. Katre-i Matem de elimde kaybolup gidecekti ki, o tuttu beni. İyi ki de tutmuş tam anlamıyla bir aşk kitabı okudum her karakter anladığı dilden aşkı anlattı bana. Derkenarlarda anlatılan o hikayelerin lezzeti ise bambaşkaydı.
    Kitabın tarihi bir yanı olması okuyucuyu daha bir merak ettiriyor. Ana karakterlerin bana hissettirdiklerini çok ama çok sevdim. Yeye kardeş, Hafız Çelebi de babam oldu adeta. Bican efendiye kızmadım değil ama son hareketi çok arkadaşca,dostçaydı
    Yalnız Kara Şahin ve Hörükız'dan mutlu bir son beklerdim. (Yeşilçam sinemasının üzerimdeki etkisi olsa gerek)
    Güzeldi, bitti vesselam..
2 Şubat 1982
4 okur puanı
29 Ara 2018 tarihinde katıldı.

Şu anda okudukları 17 kitap

  • Oblomov
  • Derde Deva Randevu
  • Kuşlarla Sohbetin Şartları
  • Duruş  Gençlerle Yüz Yüze
  • Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine
  • Roman Gibi
  • Kötülüğün Sıradanlığı
  • Alternatif Türkiye Tarihi 1
  • Adalet Kitabı
  • Ses ve Öfke
  • Hayat Üzerine Düşünceler
  • Öteki
  • Büyük Umutlar
  • Körlük
  • Öğle Uykusu
  • Kırmadan İncitmeden
  • Suç ve Ceza

Okuduğu kitaplar 139 kitap

  • Okuyucu
  • Bibliyomani
  • Hadula
  • Bülbülü Öldürmek
  • Refet
  • İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır
  • Dreyfus Olayı
  • Harfler ve Notalar
  • Hasret
  • Babam Sultan Abdülhamid - Saray ve Sürgün Yılları

Okuyacağı kitaplar 125 kitap

  • Az Hüzünlü Bir Yer
  • Lujin Savunması
  • Aydın Despotizmi
  • Medeniyetler ve Şehirler
  • Stratejik Derinlik
  • Zamanın Kıymeti
  • Davam
  • Erbakan
  • Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları
  • Göğü Delen Adam

Kütüphanesindekiler 182 kitap

  • Oblomov
  • Kreutzer Sonat
  • Öteki
  • Ev Sahibesi
  • Büyük Umutlar
  • Okuyucu
  • Anna Karenina
  • İnsan Olmak
  • Düşünsene Hızır Bendim
  • Allah'ın Garibi

Beğendiği kitaplar 116 kitap

  • Oblomov
  • Kreutzer Sonat
  • Okuyucu
  • Ev Sahibesi
  • Bibliyomani
  • Bülbülü Öldürmek
  • İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır
  • Dreyfus Olayı
  • Harfler ve Notalar
  • Bin Dokuz Yüz Seksen Dört

Beğendiği yazarlar 3 kitap

  • Yıldıray Oğur
  • Güray Süngü
  • Kadir Filiz