Ne yazık ki, zevklerimiz için her zaman bir kenara para ayırırken ihtiyaç maddelerimizin öncelik sırasını tartışırdık. Dansözlere gamsızca altınları fırlatırken, aç ailesi yiyecek bekleyen bir işçinin yevmiyesi için pazarlık yapardık. Yirmi beş meteliğe karnını doyursa da, yüz franklık bir elbise giyen, topuzunda elmas bulunan bir baston taşıyan ne çok insan vardı! Sanırım gösteriş yapmak için saçtıklarımız bize hiçbir zaman pahalıya gelmiyor.
Bilmek zayıf organizmamızı sürekli bir dinginlik içinde tutar.
Bilmek yaşamın keyfini sezerek çıkarmak, maddenin özünü kavrayıp ona tam anlamıyla sahip olmak değil midir? Maddi bir mülkiyetten ne kalır? Bir düşünce. Anlasanıza, düşüncesinde gerçekliğin tüm izlerini taşıyarak, ruhunda mutluluğun kaynaklarını, dünyevi kirlerden arınmış binlerce ideal hazzı taşıyan bir insan hayatı ne kadar güzeldir.