• Bu tarz kitaplar okumaya son noktamı yarım bırakarak koymuş bulunmaktayım.
    Madem alınmış belirli bir meblağ ödenmiş bir okuyalım diyoruz amma velâkin yazık ediyoruz efem kendimize..
    Resmen klasik bir türk dizi kitaplaştırmış bize kitap olarak yutturmaya çalışıyorlar kendi deyimimle bir nevî 'aptallaştırmaktır' bu.
    Eski kitaplara bakalım bir de günümüzde yayınlanan absürt kitaplara roman demeye dilim varmıyor birde hemen hemen çoğu kitaplarda yok mu bilindik aşk mecraları beni benden ediyor..
    Ergenlerimizin Karantina serisi adı altında boy boy koleksiyon yapıp okuma sevdasınada diyecek birşey bulamıyorum açıkçası. Bir Tolstoy, Puşkin, bir Cemal süreya okuyun aradaki dağları görürsünüz en azından pencerenizi açarsınız.
    Rica ediyorum yapmayın şahsen ruh sağlığımı zân altında bırakıyorsunuz..
  • 176 syf.
    ·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Canım öğretmenim,
    Çağdaş Türk kadını temsilcilerinden, "Edebiyatın annesi" güzel kadın Halide Nusret Zorlutuna...
    Naif kalemin, beni öyle yerlere götürdü ki...Hissedişler, hissedilişler öyle anlamlı ki...
    Bu esere "Roman" demek bilmem ki doğru mu?.. Bu, zavallı bir gönül ve ömür hikâyesidir; Cennet'ten Cehennem'e düşen bir ailenin sade, fakat feci alınyazısı!
    Bu dokunaklı sözlerle giriş yapılmış esere.
    Ah Nadide! Hayata bakışın, duruşun, tavrın nasıl da isminle müsemma. Eşi bulunmayan, Halide Nusret'in deyişiyle "bir rüya ve hülya ikliminden" gelmişe benzeyen, asil, onurlu ve fedakâr bir kadın...
    Eşi doktor Hamid Bey ve üç çocuğuyla (Demir, İpek, Çelik) mutlu bir hayat sürmektedir. Çocukluğunu bildiği ünlü besteci Dündar'a rastlamasıyla hayatı alt üst olur. Saplantılı, hastalıklı bir aşkın pençesine düşmüş bir insanın kendisiyle birlikte bir aileyi de nasıl uçuruma sürüklediği, Halide Nusret'in eşsiz kalemiyle dokunaklı bir şekilde resmedilmiş.
    Beyaz Selvi, Sisli Geceler'den sonra okuduğum ikinci eseri yazarın. Eserlerdeki en büyük ortak noktalardan biri hüzün... Dönemin yaşanmışlıklarının etkisi olduğunu düşünüyorum. Mektuplara ağırlıklı olarak yer verilmesi çok etkiledi beni. Döneme ait küçücük şeyler bile öğrenebilmek öyle kıymetli ki... Yaşanılan aşkı, sevgiyi, hayalkırıklıklarını, kederleri derinden hissedebiliyorsunuz.
    Bu incelemem ötekilerden çok daha özel ve değerli benim için. Bu eser için ikinci inceleme olması ve Halide Nusret'le tanışmama vesile olan güzel insan Bahar T'nin incelemesi ardında yer aldığı için. İyi ki varlar, iyi ki varız, iyi ki var olmuş bu güzel kadınlar...
    Genç öğretmen arkadaşlarımdan rica ediyorum, lütfen okuyun ve okunmasına vesile olun, unutulmaması adına, diğer nesillere aktarılması adına...Öyle hakediyorlar ki bunu...
    Sevgiyle ❤
  • Merak ediyorum uygulamayı neden amacı dışında kullanıyorsunuz?
    Herkesin kendi seçimi, tercihi, tarzı buna karışmak istemiyorum buna hakkım da yok fakat o kadar çok bıktım ki saçmasapan iletiler görmekten. Bu iletileri, gereksiz paylaşımları yapmak için diğer sosyal medyaları kullanın. Bunun yeri burası değil.
    Paylaştığınız iletilere dışardan birisi gibi bakın gereksiz olduğunu düşünüyorsanız rica ediyorum beni engelleyin.
    Saçma(size saçma gelmeyebilir ama bana saçma geliyor. Örnek verecek olursak en son kullandığın emoji? Şarjın % kaç vs vs.) anketlere yorum yaparak akışıma düşürenleri, hoşlanmadığım ileti ya da alıntı paylaşanları(birden fazla) takip etmesemde bir şey kaybetmem dediğim önceden takip ettiğim şu an takip etmek istemediğim kullanıcıları takipten çıkıyorum. Hoş görün akışımın severek takip ettiğim okurların paylaşımlarıyla dolu olmasını istiyorum. Sizde isterseniz takipten çıkabilirsiniz. Takipten çıktığımı fark etmeniz için iletiyi tekrar paylaşacağım.
    Madem takipten çıkacaktın neden takip ettin diye sorabilirsiniz en büyük hakkınız. Önceden pek dikkat etmiyordum takip ettiğim kullanıcılara ama son günlerde akışımın zehirlendiğini gördüm bu yüzden.
  • İsrail, 24 saat içinde gazzeyi tamamen vurmak için kara harekatı başlattı. LA İLAHE İLLA ENTE SUBHANKE İNİ KUNTU MİNEZ ZALİMİN ve yine rica ediyorum bu mesajı yayın! Zulmü engelleyemiyorsan onu herkese duyur demiş efendimiz.
  • 408 syf.
    ·8 günde·8/10 puan
    Kolunuz ya da bacağınız bir kaza sonucu kopsa ya da bir hastalık sebebiyle kesilse pek çok insan artık sizi görmez, vücudunuzdaki eksikliği görür. En belirgin vasfınız bu olur. Diğer özelikleriniz bir arka plan resmine dönüşür. Aceleci, güleryüzlü, unutkan, esmer, orta boylu filan demezler, “hani şu bir kolu olmayan” derler. Sizin âlâmet-i fârikanız, âdeta kimliğiniz bu oluverir. Zaten gündelik işlerinizi eskisi gibi yürütemezsiniz. Yeni bir duruma uyum sağlamak sıkıntı verir. Bunun yanına bir de dayatılan yeni kimlik eklenince ruh sağlığınız ağır bir darbe alır. Aynada asık suratlı, asabî, nobran, mendebur bir insan görmeniz pek olasıdır. Yaşama sevinci sizi süratle terk edebilir.

    Koşmak İstiyorum’un kapağını aralıyor ve gözümüzü hastanede açıyoruz. Cesika (Jessica) adında bir genç kız anlatıyor bize olan biteni. Kendisi gelecek vaadeden başarılı bir atlet(miş). Bir orta mesafe koşucusu… Kendi kategorisinde rekor kırdığı bir yarıştan sonra takım otobüsüne bir kamyon çarpıyor ve Cesika’nın sağ bacağı dizinin altından itibaren parçalanıyor. Bir ressam için gözünü kaybetmek neyse bir atlet için bacağını kaybetmek aşağı yukarı odur.
    "İğrenç, güdük bir sopa!" diyor Cesika bacağının kalan kısmı için… Kendisini de bir ucube olarak görüyor. Yollarda, patikalarda, pistlerde rüzgar gibi eserken tuvalete gidemeyecek hâle gelirseniz ne hissederdiniz ki?

    Organ eksikliğinin ya da işlevsizliğinin insanın kişilik yapısına derin tesiri vardır, diyor Alfred Adler. Nasıl olmasın? Arkadaşlık, okul, iş, evlilik, ebeveynlik, yaşlılık... Bütün bir hayat, bu durumdan etkilenir. Mesela hoşunuza giden bir erkek ya da kız tarafından beğenilme hayalleri kurmak zordur. Ancak beğenilmek ve arzu edilmek çok güçlü bir ihtiyaçtır. İnsan başkalarının istencini elde ettikçe varlığını duyumsayabilir. Bu hâldeyken pek çok sosyal faaliyete katılmak da zordur. Eğer bir protez kullanıyorsanız bunun bakım ve onarımıyla ilgilenmek de hâkeza… Bilhassa gençlikte yardıma muhtaç olmak, insan ruhunda onarılmaz hasarlar bırakabiliyor. İşte kitabın konusu mâlum oldu.
    Cesika haftalarca süren başlangıç tedavileri sırasında ahbabı Fiona ve kardeşi Kaylee dahil kimseyi görmek istemedi. Haklı olarak “Niye ben?” sorusunu sordu ve hayata küstü... Yalnızca annesiyle, biraz da babasıyla sınırlı bir iletişim kurdu. Aynı kazada bir arkadaşı hayatını kaybetmişti ve genç kız, şanslı olanın kendisi değil ölen arkadaşı olduğunu düşünüyorudu. Sonra ne mi oldu?
    Günler geçtikçe yaşama dürtüsü kendini gösterdi. Emekleyerek ve sekerek evin içinde gezerken protez için çalışmalara başladı ama madden-mânen çok eziyetli bir süreç bu… Bir kere Amerika’da sağlık hizmetleri çok pahalı… Kazanın sorumlusu kamyon şoförü çarpışma esnasında ölmüş. Sigortası yokmuş. Okulun sigorta şirketi de giderleri üstlenmemiş. Olay davalık olmuş. Avukat masrafları da bir hayli yüksek….

    Orta halli bir ailenin çocuğu Cesika ve babası bu işle baş edebilmek için evi ipotek altına aldırıyor. Ek işler bulup günde 15-16 saat çalışıyıor. Zaten ruh sağlığı alt üst olmuş genç kıza durumu belli etmemeye çalışıyorlar ama bir şekilde öğreniyor.
    Üstelik büyüme çağındaki insanların protezleri belirli aralıklarla yenilenmek zorunda… Bunun yarattığı ciddi bir gelecek kaygısı da sıkıntı olarak yetiyor.

    Genç kızın en büyük kısmeti; merhametli ve anlayışlı bir anne, dirençli bir baba, yardımsever bir arkadaş çevresi… Fakat ne kadar gönülden olursa olsun hiçbir dostluk, hiçbir yakınlık bir sağ bacak değildir. Bu genç hanımefendi en ağır savaşı kendi kafasında, umutsuzluğa karşı veriyor. Koltuk değnekleriyle okula döndüğünde yüzüne değil de eksik bacağına bakanların, iletişim kurmaktan kaçanların zorlaştırdığı bir savaş bu…
    Aslında onun sınıfında hâlihazırda engelli biri vardı. Serebral palsiden (beyin felci) mustarip bir kız… Rosa... Daha önce iletişim kurmaktan kaçındığı bu kızın yanına oturursa daha rahat edeceği söylendiğinde müthiş bir huzursuzluk duyuyor. Kısa bir an onunla yan yana gelmek istemiyor ve “özel gereksinimli” diye tanımlanmak hiç hoşuna gitmiyor. Fakat hemen akabinde bu duygudan utanıyor. Gidip oturuyor ve aynı gün Rosa’yla başlayan dostluğu, içine düştüğü savaş meydanında elini öylesine güçlendiriyor ki… Çünkü Roza bedenine hükmedemiyor fakat aklını ve kelimeleri birer mavzer gibi kullanıyor.

    Fırtına gibi eserken bir anda yaprak kımıldatamayacak hâle düşen Cesika’nın yeniden yelkenleri doldurabilecek kadar güçlü bir rüzgara dönüşme hikâyesini okuyun derim. Rigor Mortis ne demektir, hayalet sancılar derken neyi kastediyorlar... Daha pek çok şey öğrendim bu kitaptan… Ama sizlerden rica ediyorum okurken kendinize sorun, bu talihsiz kaza Amerika’da değil de Gana’da, Pakistan’da, Tunus’ta veya Türkiye’de yaşansa neler olurdu. Bu topraklarda hayat özel gereksimli insanlar için ne kadar düzenlenmiştir? İnsanımız engellilerle sağlıklı iletişim kurmayı biliyor mu? Merhamet ediyor mu demiyorum, iletişim kurmayı biliyor mu? Bir engellinin eksikliğini değil kendisini görmeyi başarabiliyor mu? Acıma duygusuyla birlikte bir iletişim kurmaktan kaçınma hâli var mı? Her birimiz, bu konuda kendi eksiğimizi görelim isterim.

    Eser 80 kısa bölümden oluşuyor, 403 sayfa ama hacmi sizi korkutmasın. Sayfalar koşa koşa gidiyor… Kitapların birbirine bağlı çok kısa bölümlerden oluşmasının en iyi tarafı, her bölümün sonunda çocuk ve gençlerin mesafe kat ettikleri duygusunu hissetmeleridir. Kendi kendine “İlerliyorum” diyen okur, okumaya devam etme konusundaki kararlılığını koruyacaktır. Yazar, olaylar ile duygu ve düşünceler arasındaki dengeyi başarılı bir biçimde kurmuş. Bu kadar hacimli bir gençlik çağı kitabını olması gerektiği gibi eylem ağırlıklı yapılandırmış. Çevirmeni de oldukça başarılı bulduğumu ifade etmeliyim. Bu arada şu koşucular için yapılan bacak protezlerinin nasıl çalıştığına dair de videolar izledim. İnsan beyninin uyum sağlama yeteneklerine her gün yeniden hayret ediyorum doğrusu...
    Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim. Kanalıma abone olmayı… Şaka şaka Keyfinize bakın lütfen.