• “Ama tanrılar ölmez!” Dedi Kıvırcık.
    “Ama silikleşebilir.” Dedi Pan. “Korudukları her şey yok olduğunda , artık güçleri kalmadığında ve kutsal mekanları yok olduğunda...Sevgili Kıvırcık, vahşi doğa artık o denli küçük o denli yıkılmış vaziyetteki onu hiçbir tanrı kurtaramaz. Krallığım yok oldu. Bu yüzden mesajımı ulaştırmanı istiyorum. İhtiyar heyetine geri dünmelisin. Satirlere, orman perilerine ve diğer doğa perilerine tanrı Pan’ın öldüğünü söylemelisin.Onlara artık hayatta olmadığımı söyle. Onları kurtarmamı beklemesinler. Bunu yapamam. Tek kurtuluş kendinizsiniz. Her birinizin...
  • Merhabaaaa, serinin dördüncü kitabını bitirirken hissettiklerim kesinlikle bir yarım seri bitecek dur okuma ,diğer yarım ise merak etmiyor musun cevabını hıh?? Diyor. Ve bu çok eğlenceli . Sırf klişe okuyayım diye başladığım seri kesinlikle beni her seferinde şaşırtıyor.(şans?) . Neyse konuya gelirsek adından da anlaşılacağı gibi hikaye (tabiki de ) deadalus’un labirentinde geçiyor. Ve labirenti , bilgilerini olanları o kadar güzel tasarlamış ki labirentin amerikanın altında olduğuna şu an eminim ayrıca bu kitabın bana kronosu vereceğini düşünürken baya şaşırarak söylüyorum . Kronos bu kitapta geri plandaydı . Ön planda tamamen minos ,nico ve deadalus vardı . Ve bu sanki geçmişi yad eden ve bir hesap defterini kapatan bağlantı kitabı gibiydi. Çok bir gelişme göremedik . Ama bu konuya bayıldımmmm!!! Her neyse annaneth benim sevdiğim karakterlerden biri olduğu halde hayırlı uğurlu olsun. Annabeth resmen ergenliğe girdi bütün kitap boyunca hiç kendisi gibi değildi. Annabethin ne yapacağını bilememesinden , kararsızlıklarından ve kendi iç hesaplaşmalarını percye ödetmesinden gına geldi bir yerden sonra . yeni karakterlermizi nico ve rachel ‘a bayıldım. İkiside mükemmellerdi . Sanırım seride en sevdiğim kadınlar clarissa(evet clarissa kız savaş tanrısının ruhunu taşıdığı halde kendi çapında iyi ) ve rachel oldu. Neyse herkese iyi okumalar , iyi eğlenceler.
  • “Kampçılarımızdan birini arıyor,üç gündür kayıp olan birini. Meraktan aklını kaçırmak üzere. Onun burada olmasını umut ediyordu.”

    “Kimin?” diye sordu Jason.

    “Erkek arkadaşının,” dedi Butch. “Percy Jackson.”
  • Yazarımız Rick amcanın, Pjo ve HoO'un baş karakteri olan Poseidon oğlu Percy Jackson'ın yorumu ve ağızından Antik Yunan tanrılarnın hikayelerini anlattığı muhteşem bir kitap Percy Jackson ve Yunan Tanrıları sizlerle! Bu kitabı okuduğumda çok keyif aldım. Yazar Rick Riordan'ın espirili anlatışı bu kitaba sizi çok bağlıyor. Kitabı okurken Yunan Tanrıları hakkında pek çok bilgiye sahip oldum. Aslında bütün metket ettiklerim ve kafamın içindeki tanrılar hakkında olan sorularıma cevap oldu. Eğer okumak isterseniz şiddetle ve heyecanla önereceğim bir kitap.
  • Okumayı çok istediğim ama hiç bir kitapçıda bulamadığım bu kitabı sonunda internetten getittirdim.
    Kargom gelir gelmez onca kitabın arasından şimşek hırsızı nın heyecanı vardı ve hemen okumaya koyuldum.
    Okurken de ne maceralar yaşadım percy ve arkadaşlarıyla. Her sayfayı başka bir heyecanla çevirdim. Hele o bölüm başlıklarını gelince koca bir sırıtışla devam ettim
    En ilgimi çeken şeylerden biri de yunan efsanelerindeki o ilginç karakterler ve hikayeleri 🧐 bilmediğim karakterleri netten araştırarak efsanelerini okumakta zevkliydi.
    Yunan mitolojisi dolu dolu karakterleriyle efsaneleriyle çok ilginç binbir türlü tanrılar kahramanlar var ve bence duble fantastik .. kitabı yarıladığımda bazı olacaklar hakkında tahminlerim vardı ama düşündüğümden daha farklı çıktı sonuç ve şaşırttı ..
    2. Kitabı hemen alıp okumak istiyorum ama daha okunmayı bekleyen diğer kitaplar var
    Bir dahaki siparişimde diğer kitaplarını da almak için sabırsızlanıyorum.
    Bence okumalısınız ve okutmalısınız
    Seveceğinize eminim
  • Kronos ordusuyla birlikte New York'a saldırıya hazırlanıyordur bu güçlü ordu karşısında mücadele etmek çok zor ve kanlı olacaktır.. tabii Hades'in oğlu Nico'nun çok tehlikeli ama kesinkes işe yarayacak bir planı var. Percy Jackson'ı neredeyse ölümsüz yapacak bir şey..

    Tabii tanrılar armut mu topluyor derseniz Poseidon kadim deniz yaratıklarıyla savaşırken -adamın yunustan bir generali var- deniz krallığı paramparça oluyor, olimpos tanrılarıysa bambaşka bir tehlikeyle mücadeledeler "tayfun", Hades ise yeraltı dünyasında saklanmakta ve hiç bir şeye karışmamakta..

    Kronos zaman tanrısı olduğundan bütün Manhattan çevresinde zamanı yavaşlatıyor arabalar bir kilometre hızla gidiyor, kuşlar ağır çekimde uçuyor.. Morpheus Manhattan'da yaşayan herkesi derin bir uykuya yatırıyor ve büyük savaş başlıyor..
  • Son kitapta Titanların efendisi Kronos’un geriye dönmek üzere olduğunu gördük. Luke komutasındaki canavar ordusunun gücünü doruğa ulaştırdıktan sonra, gözünü Kronos’un uyanışına dikmişti. Sonrasındaysa tüm tanrılardan ve Melez Kampı’ndan intikam alınacaktı. Kısacası dünyanın sonuna bir uyanış kalmıştı.

    Ve bunun önünde durabilecek tek güçse, melezlerdi.

    Melez Kampı sihirli sınırlarına rağmen artık yeterince güvenli değildir. Luke’un ordusunun karşısında durmak sihirli sınırlarla bile yeterince zordur. Bir de kampın ortasında keşfedilen labirent girişi işleri iyice bozacaktır.

    Dedikten sonra bir virgül koyarak size bu labirentten biraz bahsetmek istiyorum. Bahsedilen labirent elbette ki Daedalus’un efsanevi labirenti. Hani şu içerisinde Kral Minos, Adiarana’nın ipi ve minotor gibi öğelerin bulunduğu efsane… Rick Riordan, efsaneleri inanılmaz bir ustalıkta kullanmaya devam ediyor! Bunu sanırım serinin önceki kitaplarından öğrenmiştiniz. Labirente dönersek, Olimpos’un bile Empire State Binası’nın altı yüzüncü katında olduğunu düşünerek labirentin yerinin uçukluğu hakkında bir fikir yürütebilirsiniz belki? Denemeyin bile… Çünkü labirent bütün kıtanın altına yayılmış durumda! Daedalus’un muhteşem mimarisinin ürünü olan bu yapı, en az mimarı kadar canlı çünkü! Aynı zamanda sürekli büyümeye de devam etmekte. Bu durumda labirentin birçok girişi bulunmakta.



    Ve bu girişlerden her biri, tesadüf eseri(!) Melez Kampı’nın ortasına açılıveriyor olabilir! Luke’un yeni planı: kampın sihirli sınırlarıyla uğraşmak yerine, canavarlarını labirent aracılığıyla kampın ortasına sokmaktır.

    Sonunda kahramanlarımız Percy, Annabeth, Kıvırcık ve Tyson labirente girerek Daedalus’u; Luke’dan önce bulup onu kendi taraflarına çekmeye karar verirler. Çünkü Luke ona ulaşırsa, labirentte kaybolmadan yolunu bulabilecek ve ordularıyla Melez Kampı’nı talan edebilecektir.

    Ancak elbette ki Percy’nin tek derdi, sadece insanı delirten bu labirent değildir. Hades’in oğlu, ablasının ölümünün intikamını almak üzere Percy’nin peşine düşmüştür. Kıvırcık ise bambaşka bir sorunla yüzleşmektedir: Pan!

    Heyet Kıvırcık’a son bir şans daha vermiştir. Ancak bu kısa süre içerisinde Pan’ı bulamazsa, arama ehliyeti elinden alınacaktır. Genç satirimiz yıllar boyu Pan’ı aramadığı tek yer olan labirente girerken; aslında kendisiyle de yüzleşmek zorundadır.

    Labirentin ölüm dolu tuzakları, son derece yanlış yerlere açılan kapıları, kayıp tanrı, alınmamış bir intikam, yükselen Kronos ve umutsuzluk içerisindeki Olimpos…

    Tanrıların ve dünyanın kaderi bir avuç gencin elindeyken; sınanan o kadar çok şey vardır ki… Bu bakımdan “Labirent Savaşı” serinin en olgun kitabı. İlk kitaplardaki mizahi anlatım kendisini korurken, işlerin ciddiye binmesiyle de ciddileşmeyi başarabilmiş, şaşırtıcı, komik, hüzünlü; kısacası göründüğünden çok daha fazlasını barındıran bir kitap.