Düşünmeyecek kadar sersemlemiş haldeydi,lakin bu halinden hoşnut değildi.Sanki değersizleşmiş ya da yapısı bozulmuş gibiydi ve kendinden iğreniyordu.Tanrısal olannne varsa çıkıp gitmişti içinden. İçindeki tutku körelmiş, bu tutkunun varlığını hissedecek canlılığı kalmamıştı.Bir ölüydü artık.Ruhu ölmüştü.Bir hayvana dönüşmüştü;çalışan bir hayvana. Yeşil yapraklar arasından sıyrılıp gelen gün ışığı ona güzel görünmüyor, mavi gök kubbe eskisi gibi ona, evrenin genişliği ve sakladığı sırlarla ilgili ipuçlarını fısıldamıyordu. Yaşam çekilmez derecede sıkıcı ve aptalcaydı ve ağzında berbat bir tat bırakıyordu. İçsel bakışının önüne siyah bir perde çekilmiş ve hayalleri,ışık sızmayan karanlık bir hasta odasına hapsolmuştu.
Bu adamın romantizm ve maceracılığu bütün kuralları ezip geçiyordu. Bu tehlikeli ve her an gülmeye hazır adamla birlikteyken, hayat ciddi çabalar ve kısıtlamalarla dolu değildi; tepetaklak edilebilecek bir oyuncak, kaygısızca yaşanıp tadına varılabilecek ve yine kaygısızca kenara fırlatılabilecek bir şeydi.