Tabiata, eşyaya egemen olarak tasarruf etmekle ondan sadece istifade etmenin arasındaki farkı, çevrenin insan eliyle ne hâle getirildiğini gözlemlemek yeteri kadar ortaya koyar. Havanın, suyun, toprağın kirlenmesinde gelinen nokta esef vericidir. Ve bunların bir kısmının telafisi artık mümkün değildir.
Keza insanın eşrefimahlukat olarak yaratılmış olmasındaki kabul hem Batı dünyasında hem İslâm dünyasında ortak değerlerden… Ancak Batı dünyası insanın eşrefimahlukat olarak yaratılmış olmasını, onun, tabiatı ve eşyayı keyfince istismar edebileceği şeklinde algılıyor. Bu algılama tarzı, kendini tabiata ve eşyaya karşı asla sorumlu tutmuyor. Bilakis onu istediği gibi evirip çevirebileceği, dahası istismar edebileceği yönünde algılanıyor. Sonuçta bu algılama tarzı, onu, tabiata fahişe muamelesi yapma noktasına kadar sürükleyebiliyor. Kızılderili Şef Seatle’ın Beyaz Saraya seslenişi kulaklarımızı çınlatmaya devam ediyor. Onun, beyaz deriliye attığı şamar unutulacak gibi değil: “Siz tabiata fahişe muamelesi yapıyorsunuz, bizse tabiatı anamız, bacımız gibi görüyoruz, ona öyle muamele ediyoruz.”
Mekanın cennet olsun büyük usta.. :(
Gölgesinde otur amma
Yaprak senden incinmesin.
Temizlen de gir mezara
Toprak senden incinmesin.
Yollar uzun, yollar ince
Yol kısalır aşk gelince
Yat kurban ol İsmail’ce
Bıçak senden incinmesin.
Burdayım de ararlarsa
Doğru söyle sorarlarsa
Tabutuna sararlarsa
Bayrak senden incinmesin.
İl göçsün göçtüğün vakit
Yol yansın geçtiğin vakit
Suyundan içtiğin vakit
Kaynak senden incinmesin.
Toz konmasın sakın sana
Hakkı geçer halkın sana
Gücenmesin yakın sana
Uzak senden incinmesin.
ABDURRAHİM KARAKOÇ