Devlet iktidarı ancak ulus-devlet olarak düzenlendiğinde kapitalist modernite, özellikle onun ekonomi üzerinde gerçekleştirdiği azami kâr ve sermaye birikimi gerçekleştirildi, yani tarih boyunca toplumun ekonomik yaşamı üzerinde en çok artı-değer gaspı söz konusu oldu. Bununla kapitalist modernite tarafından amaçlanan ve gerçekleştirilen üç ana unsur azami kâr, ulus devleti ve endüstriyalizmin
doğal sonuçları yaygın düşük ücret köleliği ve muazzam işsizler ordusu oldu. Böylece toplumun ekonomik yaşam üzerindeki özgürlüğü de kalktı. Yaratılan proletaryada kadının ücretsiz veya az ücretli köleliğe mahkûm edilmesi çok önemli oldu.
Bugünkü dünyada teknik çok ön planda, belli
merkezlerde toplandı. İnsanı fizik kurallarına göre işleyen sade bir mekanizma olarak ele alan bu yaklaşım doğayı anlamlandırmıyor. Doğanda uzaklık ise hastalıkları insanlarda arttırır. Sağlığı tartışınca özgürlük kavramını da işlemek çok kritiktir. Özellikle kadın boyutuyla yaklaşmak ve eril mentaliteyi kırmak için mücadele etmek önemlidir. Kısacası şunu diyebiliriz: Doğa ve kadına yakın
ve devletten uzak bir sağlık yaklaşımımız var. Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık yaklaşımı bu açıdan
eksiktir.
Bilginin insanlar arası ilişkilerde, doğayla iletişim içinde ve üretim sürecinde ortaya çıktığı ve yeniden topluma aktarılması gerektiği ilkesinden hareket eden akademiler,
kendilerini bu temelde sadece aracı olarak görürler. Bunu yapmak ise eğitim yöntemlerinin, binaların ve malzemelerin kullanımının, hatta akademilerdeki gündelik yaşamın paylaşım ve yoldaşlık temelinde değiştirmeyi gerektirir. Komünal yaşam bu anlamda kritik önemdedir.
Kadına yönelik şiddet vakalarında altı ay ile üç yıl hapis cezası uygulaması var. Şiddete maruz kalan kadın şikâyetinden vazgeçse bile şiddet uygulayan kişi en az altı ay hapis cezası alır.
Rojava’da inşa edilen yeni sisteminin hukuk ve adalet alanında en göze çarpan özelliği, sulh
komitelerinin (Kürtçe: komîteya levhatin) varlığıdır. Bu komiteler mahallelerde ve sokaklarda toplumsal barışı sağlar ve suç vakalarıyla sosyal adaletsizliği çözüme kavuşturur. İlk sulh komiteleri, daha Baas rejimi iktidardayken 1990’larda Rojava ve Suriye devlet sınırları içinde Kürt nüfusun çok olduğu şehirlerde Kürt siyasi aktivistler tarafından kuruldu. Devlet bu komiteleri
hukuk üzerindeki tekeline bir tehdit olarak gördüğü için, bu komiteler mevcut hukuk sistemine paralel olarak yer altında işliyordu.