• Bende tarçın, sende ıhlamur kokusu
    Yürürüz başkentin sokaklarında
    Bir nehir şu tutuk konuşan Cumartesi
    Üstünde yonga: Çarsamba, bir de Cuma
    Ayrılık lafları etme sevgilim
    Önümüz Temmuz, önümüz Ağustos nasıl olsa

    CEMAL SÜREYA
  • ROMAN OKUDUM SENİ DÜŞÜNDÜM

    Ayrılık lâfları etme sevgilim Önümüz Temmuz önümüz Ağustos nasıl olsa
  • 479 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Merhaba:) Öncelikle Herkes okumasın sadece bu kitabı, hissedebilenler okusun rica ediyorum.Bazı kitaplar da bazı acıları bekliyor çünkü ve yalnızlık . ..kelimelerle başlayıp kelimelerle biten ve biterken de insanın yüregine kelimeler dolusu hüzün bırakan bir başucu kitabı.tekrarlı okumaların kitabı.Bu kitabın kurgusu ayrıca övülecek bir şey olarak şöyle dursun, üslubuna hayranlığım bitecek gibi değil
    Kitabı tatilde okudum ve hemen bitirmedim her cumleyi sindirmeye calistim açıkçası ve gayet güzeldi uzun süre kitapta kaldığımı söyleyebilirim.Altını çizdiğim her bir satırın üzerinde göz gezdirdiğim her bir seferde gözlerimi dolduracak; benim dışımda tanımlamak gerekirse bir baş yapıt, insanın içini en çok acıtan kitap olur kendileri..
    etkisi altından kolay kolay çıkamadığım Tutunamayanlardan sonra bu sekilde nesli devam ettirdim ama bu eser daha akici Hani Kafka havasında yazılmış bir roman belki diyebilirim :)
    Konuya geçeceksem şöyle dostlarim;
    Günümüzün başarısız ilişkilerinin özeti gibi aslında bir erkeğin kaleminden. "şunu şöyle yapsaydım, bunu böyle yapsaydım"ların kitabı daha çok, hiç yapılmamış ve hiç yapılmayacak şeylerle dolu, baştan aşağı hayal kırıklıkları ve pişmanlıklarla örülü bir roman... tehlikeli oyunlar oynarken kılına zarar gelmesin isteyenlerin, hayatı oyun, hayatın içindeki insanları ise birer oyuncu olarak görerek hayatı ciddiye almak istemeyenlerin kitabı kendileri tüm bu sahnelenen ikiyüzlülüğe, "madem öyle" diyerek dahil olmak isteyip bocalayanların kitabı...
    benim en çok hissettiğim duygu yalnızlıktı bu romanı okurken: tutunamamış karakterlerin, tutunamamış bir adamın hem bedensel hem de ruhsal yalnızlığı... ama herkesinki kadar bir yalnızlık değil, çıldırtıcı bir yalnızlık burada söz konusu olan. o kadar ki insan kafasında karakterler yaratıp roller veriyor onlara ve her gün yeni bir oyun sergiliyor kendisinin bile tamamen anlayamadığı. hayattaki hatalarını bu oyunlar üzerinde düzeltmeye çalışıyor.
    kitabın esas yalnızı hikmet benol gibi görünse de aslında kitaptaki tüm karakterler yalnız. sevgi, bilge, hüsamettin albay... hepsi kendilerine verilen rolleri en iyi şekilde oynamaya çalışırken bocalayan karakterler. o yüzden okurken sizi de yalnız hissettiriyorlar. aile olabilmiş bir evde sıradan gürültüler duyulmaz, fark edilmez, yadırganmaz fakat tek kişinin yalnızlığını barındıran bir evde masaya konan bir çay bardağının sesi, yıkanmış bulaşıkları rafa dizerken çıkan o gürültü, zamanı akıtan saatin tik takları hep daha da yalnız olduğunu hissettirir insana. ben bu kitabı okurken hep böyle hissettim.hikmeti özledikçe arada sırada açıp okuduğum çok dolu bi kitap. insan kitaptaki karakteri özler mi ya ?:) hayatın akışına direnen,anlam arayan, oyun kuran/bozan kahramanın kitabı belki ondan ana karakterimiz hikmet benol asla kendisi olamayan , yaşadığı döneme yabancılaşan bir adam daha cok aslında kendisini eleştirirken, geçmişini sorgularken hikmet, alaycı bir dille yapay iyi insanları da yerden yere vurur ha iste bu var ya beni oldukça etkileyen kısımdı hayatım "hikmet'ten önce" ve "hikmet'ten sonra" olmak üzere ikiye ayrıldı diyebilirim :) hikmet benol gerçek yaşamdan çok kendi zihninde yaşayan hayalperest bir hayal kahraman zaten
    hikmetin sonu tıpkı tutunamayanlarda sık sık bahsi geçen gerçek yaşamında çıkarını göz edemeyen hırsı olmayan insanların sonu gibi olmuştur "untulacaklardır" der tutunamayanlarda hikmet benol da unutulan bir tutunamayan olup çıkmışti malesef insanı parçalara ayrılmak değil de, onları bir arada tutmaya çalışmak yorarmis. hikmet'i asıl yoran da buydu sanırım...
    içinde parçalara ayrılmış kaç hikmet daha vardı.
    insanın iç konuşmasını, savasmasini, batıyı, biz türkleri ancak bu kadar güzel isleyebilirdi...Dahası
    kendi iç sesimle konuşurken hep bir Albayım vardı karşımda yine:)Bence "Albayım"sözü bile kitapta tek başına bir kadro gibi :). Bu kadar popüler olması biraz iticileştiriyor bence yani sürekli ortada albayım albayım diye dolaşan tipler üredi, rahatsız edici ve ağızlarına kürekle vurasım geliyor açıkçası:)
    insanlar sadece alıntıları okuyarak, hikmet'i bilerek, selim'i bilerek, albayım diyerek, olric diyerek oğuz atay okuduğunu, anladığını iddia ediyor ki bu çok can sıkıcı bir durum bu durum bir diziye de yansımış durumda belki bilirsiniz actim izledim o zamanlarda inanin zor dayandim ya kapattım hemen kafamda öyle kurmamıştım neyse ama senaristler umarim kitabin okunmasini sağlamıştır yine de diğer dizilerden iyi konumuza dönelim..(bu konuda doluyum malesef ama)
    Benim ic sesimi benden daha iyi bilip yazmis bu kitaba Oguz atay. bana yaz dese yazamazdim. ne acayip seyler dusunuyorum ben boyle onu farkettim birazdan daha mi fazla acayibim acaba dedigim seyleri yazmis ya birakamadim, bitiremedim de bir turlu. cizik cizik oldu sayfalari. bir de bu sevgi'nin annesinin olumunde selim'in konusmasi ne cok aglatti beni be..kitap bitince "ah ulan bitmeseydi keşke" cümlesini defalarca kurarsınız belki siz de..
    anlatılmaz okunur bir kitaptır. muhteşemdir. kitabın herhangi bir kısmında elbet kendinizden ve elbet çevrenizdekilerden bir şeyler bulursunuz. bir kere okumak yetmez anlamak için..
    Türkiye'nin hikayesine benziyor hikmet'in hikayesi. gelişmiş bir ülke olabilmek için albayla öneriler sunuyor Sevgili Oguz Atay oyle düşündüm..
    Sevgili Oğuz atay'ın bana göre kişisel gelişim kitabı olur kendileri söyle oluyor;
    öyle ki kitabın her sayfası hayata karşı, kendimize karşı, içimize karşı tavsiyelerle dolu.
    okudum güldüm, okudum düşündüm, okudum içim sızladı, okudum ağladım, okudum kendimle hesaplaştım.
    kısaca ruhuma dokundu sevgili Oğuz atay yine..
    kalemine, emeğine, yüreğine sağlık.
    ahh hikmet benol...
    sevgi'sizliği,
    bilge'sizliği.
    kalabalıklaştırmaya çalıştığı kimsesizliği.

    Okuyun.
    üşenmeden, sıkılmadan okuyun.
    okutturun ayrıca.
    en güzel, en anlamlı hediye bile olabilir bazıları için bence :)
    Tiyatro oyunu da varmış ayrıca ve umarım ben de giderim..

    #Sevgili Oğuz Atay iyi ki varsın iyi ki yazdın seni saygı ve özlemle anıyorum..
  • 724 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Merhaba... ilk incelemem olsun isterdim ama biraz tutunmayı bekledim burda sizlerle :)okumak için cesaret, anlamak için deli olmak lazım eseri.:)Liseden baslar bu kitapla ilgili sevgim ve yazarimla tanismam zevk alarak okumadım ama okudum hatta inadına bitirdiğim kitap:) bilmiyorum yaşadıkça da büyüdükçe daha iyi anlıyorum..O zamanlar pek farkında değildim sonra okumayı denedim ama olmadi ne kadar cabalasam da anlamiyor tutunamiyordum :)gecen sene okuyunca anladim sanırim biraz hatta bazı yerlerde agladim ustunden gectigim cumlelerin farklılığını ve hissini dibine kadar yasadim ya beni sarsan bir cok farkli ya Tutunmami sağlamıştır hatta uyandırmıştır bazi kısımları suan biraz ama tam idrak ettiğimi soyleyemem yine:) ..insanin Tutunamayanlari okuyacak ve anlayacak bir zamani var bazı şeylerin yaşadıkça mahiyeti artıyor sanırım okurken olgunlastigimi hissettigim kitap kendileri yine ..Yani insanlar bu kitabın hüzünlü, melankolik, hep acıklı şeylerle dolu dizgin olduğunu sanıyorlar ama kitap aslında başka bir şeyi anlatıyor. dönüşümler hakkında bir eser bu. her insanın hayatı boyunca yaşadığı değişimlerin metaforik bir anlatısı bence.Acikcasi dostlar pek çoğu tarafından da gerçekte okunmayan kitap kendileri (neyse ki azalarak bittiler artik) "tutunamıyoruz, batıyoruz, dibe vuruyoruz, bat dünya bat!" diye ortamlarda prim kasan, tribe giren, dikkat çekmeye çalışan insanları asla samimi bulamadım açıkçası.Tipkı sabahattin Ali’nin madonna’sı gibi starbucks mezesi olması beni üzüyor açıkçası.bence bu kitabı Oğuz atay'a uzaylılar yazdırdı ;çünkü bunu bir insan yazmış olamaz diye düşünüyorum hala :)Daha sonra Oğuz Atay'in eserlerinin çoğunu okumaya çalıştım yani takıntılı sevgim tutunamayanlarla başladı diyebilirim..
    okunması gereken ama okunamayan bir kitap yine...
    daha sonra beni sürüklediği psikolojiden çıkmak için nahif bir kitap olan şeker portakalını okuyarak bünyeyi rahatlattım:)kült kitap okuma serüvenimin en zor kitabı hayatımda..
    ben bu kitapta, sevgili selim ışık'a baktıkça, kendi içime baktım, selime baktıkça da bitirmek istemedim, kendi hayatımı bitirecekmiş gibi hissettim. yavaş yavaş, sindire sindire okuyorum, hayatımla eş değer şekilde sanırım böyle daha iyi anlıyorum..Çok inişli ve çıkışli yerlerin olması oldukça etkiliyordu.Suan popüler kültüre kurban gitmesi beni üzüyor.yüzleşmekten kaçındığınız gerçek benliğinizle olan, bitmek bilmeyen, seviyeli veya seviyesiz münakaşanın karanlık ve mizahi bir eleştirisi olması da ayrı bir özelliği sanırım eserin..kitabın ilk iki yüz sayfası insanı sıkar ve kitabı bir tarafa atası gelir lakin asıl olan da o iki yüz sayfadır. o eşiği atladımı okur selimi tanımaya başlıyor ve kitap gözlerinizin önünde durur, ayıramaz bir yere kitabı. selimi tanırsın günseli'ye yaklaşımını ve intiharından sonra turgut özben'in acısını... benim için kütüphanemde ki en önemli kitap suan.fazlasıyla sorgulayıcı,hayatı irdeleyici,düşündürücü bir roman insan mutlu zamanında okumalı ya diyorum çünkü ağır depresyona sokar siz siz olun şartları ve yeri zamanı bilerek okuyun..o kadar konuşuldu, o kadar kitaba dair olan olmayan sözler, cümleler, pasajlar şunlar bunlar her bir yerde paylaşıldı insanda kitaba karşı bir önyargı oluşuyor ister istemez. çok seveceğimden adım gibi emin olsam da geçtiğimiz haftaya dek okumadım ben de önyargı sebepli.
    meğer ne çok şeyden mahrum bırakmışım kendimi. okumayan varsa, tek diyeceğim boşu boşuna abartılmamış arkadaşlar.
    hayatımda okuduğum en güzel romanlardan biri. türkçe yazılmış, benim bildiğim en iyi roman. günlerdir öylesine etkisindeyim ki... bir daha da tutunabileceğimi zannetmiyorum ben diye düşündüm hep...bir hikayeden, olaydan, duygulardan, hayattan, ölümden ve dahası her şeyden daha fazla ne anlatabilir? okunduktan sonra sindirilemeyen, yendikten sonra anlaşılamayan "şey" gibi. evet yazar "şey'i" bile anlatmaya çalışıyor öyle düşünelim..Bu kitap okuyucu seçiyor arkadaşlar dikkat!!!
    Yukarda dediğim gibi okunması arayış içinde olduğunuz bir döneme denk gelirse insanı depresyona sokabilme gücü olan kitaptır. dikkat edin yani.Ama yine de benim için herkesin kendinden bir parça bulduğu romanlaştırılmış yaşantı biçimi kendileri..her yönüyle ağır bir kitaptır. dili ağırdır, anlattıkları daha da ağır.
    Tuhaf olan şu bu kitap Dostoyevski'nın suç ve cezası gibi, herkes çok övüyor muhakkak oku diyorlar ama etrafımda bu ikisinden birini okuyan tek kişi görmedim daha :)
    Yine de şu da bir gerçek uzutmayacağım. bu ülkede daha iyisi yazılmadı açıkçası ve meşhur olmadı..Her ne kadar baslayip birakanlarin sayisi bitirebilenlerin sayisinin 10 katı olarak görülse de..bu kitapla ilgili hissettiklerim ile ilgili yazacak çok şeyim var. lakin doğru kelimelerle,bağlaçlar hatta fiiller bir araya gelmiyor.hepsinin üstünde helyum ile dolu bir balon var ve ben hepsini yakalayamıyorum. o yüzden biraz alıntı paylaşacağım;

    "bana bugün,ne yapmalı? diye soracak olurlarsa, ancak, önce kendini düzeltmelisin, diyebilirim. bir temel ilkeden yola çıkmak gerekirse, bu temel ilke ancak şu olabilir; kendini çözemeyen kişi, kendi dışında hiçbir sorunu çözemez." (S=94)

    Herkes istediği kadar koşsun. beni anlayacak insan, oturduğum yerde de beni bulur. oturacağım ve bekleyeceğim. yerinde oturan selim'e değer vermeyenlerin, selim'in gözünde de değeri yoktur." (S=426)

    tavsiyem şudur; bu eseri okumaya niyetliyseniz, önce oblomov'u okuyun. zira eserde sık sık göreceksiniz...:)

    Sevmek fiilinin en güzel halini gördüm ayrıca:
    (Kursun kalemle yazarken;mürekkebe geçmek..)

    Mutlaka ölmeden önce okunmasi gerekir yine de alın ve okuyun okutun..Oğuz ataya selam olsun kendisine minnetariz.Iyi ki varsın iyi ki seni tanıdım iyi ki bu güzel eseri bıraktın bizlere..Teşekkür ederim iyi okumalar:)
  • 'Bende tarçın sende ıhlamur kokusu
    Yürürüz , başkentin sokaklarında..."