Geri Bildirim
  • Aradığımı tam anlamıyla bulamadım. Roman tadında, eğitici ve öğreticiliği çevirip çevirip bir daha okumak isteyeceğim kadar (aşkın gözyaşları kadar) değil. Ama okuduğuma da pişman değilim.
  • Her sayfasini skilmadan merakla okudum. O kadar guzel ve bir o kadar da sade akici bir Turkce kullanmis ki yazarimiz, okurken hikayeden kopmadan adeta yasiyorsunuz. Bana kalirsa Dunya Klasigi tadinda bir roman olmus
  • Kitap seçerken en önem verdiğim husus kitabın bana ne katacağına dair beklentimdir. Mesela bir tarihi roman okuyup oradan tarih öğrenmeyi beklemem abes olur,bir soru bankasını elime alıp edebi haz peşine düşmem de saçma olur ya da arka kapağındaki "muhteşem bir başyapıt, inanılmaz bir taşyapıt, böyle bir şey piyasada yok, gel vatandaş gell ! " tadında tanıtım cümlelerine kanıp tercih yapmam da saçma olur. Bu sebeple yazarın meseleleri ele alış biçimini, üslubunu, anlatmayı seçtiği konuyu, dünya görüşünü vb. durumları kısaca bir değerlendirip kitap seçimine bu şekilde yaklaşırsak, kitaptan beklentimiz de bu şekilde gelişir ve hayatlarımıza daha mutlu bir şekilde devam ederiz. Yazarın üslubu tabiri caizse biraz uçarı olduğu için, üç beş sayfa okuduktan sonra "yahu bu ne saçmalıyor" diye kitabı bir kenara atanlar olabilir. Bu yüzden böyle bir giriş yapmayı tercih ettim. Her tarz herkese hitap etmeyebilir.

    Kitaba gelecek olursak, kitap Jonah adlı arkadaşın, mühim Amerikalıların, ilk atom bombasının Hiroşima'ya atıldığı gün ne yaptıklarını anlatacağı bir kitap yazma serüveniyle başlıyor.

    Hikayeye genel olarak baktığımızda, bilimin ve dinin iki temel mesele olarak ele alındığını görüyoruz.

    Birinci temayı bilimin kötüye kullanıldığında insanlık için ne kadar feci sonuçlara yol açtığını işleyerek anlatıyor. Örneğin Amerikan askerlerinin zorlu doğa şartlarını, çamuru, bataklığı zorlanmadan aşabilmeleri için geliştirilen Buz-9 adlı maddenin, hikayenin ilerleyen kısımlarında insanlığın felaketine yol açtığı görülüyor. Atom bombasını yapan bilim adamının, evde kendisine yemek getiren karısına bahşiş verecek derecede ruhsuz, duygusuz birisi olarak anlatılması da, bence onun yaptığı işe ahlaki boyutunu düşünmeden kendini adamasının bir eleştirisidir. Hikayede buna benzer birçok durum ile birinci tema işlenmiştir.

    İkinci tema Bokononculuk adlı kurmaca bir din altında işleniyor. Bu dinin ortaya çıkış şekli, ilk öğretisinin bu dinin söylediği her şeyin yalan olması, bu dine mensup sefil halkın sosyal yaşamı vb. durumlarla bu mesela detaylandırılıyor.

    Bunların dışında bahsedilen konuları işlerken hiciv, kara mizah, bilim kurgu unsurları hikayede bolca yer tutmaktadır. Ben yazarın üslubuna aşina olan bir okuyucu olarak ve barındırdığı kara mizah unsurlarından hoşlandığım için kitabı beğendim. Yazdıklarımın başındaki bağlamda sizlere de tavsiye ederim.

    Kalın sağlıcakla.
  • Diğer ikisine göre bu kitap biraz daha okunabilirdi benim için. En azından çok sıkıcı ilerlemedi. Eğer klasik roman tarzında seviyorsanız, kesinlikle size hitap etmeyecektir. Bilgi barındıran, roman tadında işlenmiş, ancak yine de sayfaları ağır ağır geçen bir kitap. Sırf seriyi tamamlamak için okudum diyebilirim.
  • Ön Giriş;
    Harvard’lı simgebilimci Robert Langdon mesleki sebeplerden dolayı Paris’teyken aldığı garip bir telefon ile yeni, nefes kesici bir maceraya adım atacağını tahmin bile edemezdi. Paris Louvre Müzesi müdürü Jacques Sauniere, ünlü simgebilim Profesörü Robert Langdon ile buluşamadan önce, müzede, Mona Lisa'nın tablosunun önünde gecenin ortasında öldürülmüş olarak bulunur. Langdon istek üzerine olay yerine vardığında, maktulün ölmeden önce bir dizi gizli ipuçları ile Leonardo da Vinci eserlerine ve kendisinin bu vahşice öldürülüşüne sebep olan karanlık bir komploya dikkat çekmek istediğini anlar.

    Genel İnceleme;
    Robert Langdon yaşanan bu elim olayın araştırma sürecinde, Paris polis merkezinde kriptoloji uzmanı ve ayrıca öldürülen Jacques Sauniere’in kızı olan Sophie Neveu tarafından desteklenmektedir. Bizzat müdürün kızından, babasının zamanında Leonardo da Vinci, Victor Hugo ve Isaac Newton gibi ünlü kişiliklerinde üye olduğu Sion Kardeşliği diye de bilinen Sion Tarikatına dâhil olduğunu öğrenir. Öte yandan Robert ve Sophie’nin araştırmaları sırasında Leonardo da Vinci'nin eserlerindeki gizli işaretler, semboller bir Kutsal Kase'ye işaret etmekte, İsa ve Magdalalı Meryem’in bir oğulları olduğu teorisini doğrular niteliktedir. Her ikisi de kilisenin temellerini sarsacak kadar önem arz etmektedir. İki kahramanımızın araştırmaları esnasında erişmiş oldukları bu bilgiler Opus Dei tarafından kilit altına alınmak istenmektedir ve bu amaç uğurunda örgüt önüne çıkan tüm engelleri öldürmekten de geri kalmayacaktır.

    Amerikalı sembolist Robert Langdon, Paris'te vermiş olduğu konferans sonrasında Louvre müze müdürü Jaques Sauniere ile görüşmek istedi ancak müdür buluşmaya iştirak etmemişti. Langdon gece yarısı otel odasında polis tarafından ziyaret edildiğinde, Sauniere’in toplantıya neden gelmediğini öğrenir. Çünkü Saunière o zamanlar çoktan ölmüştü hem de kendi müzesinde.

    Paris Polisi'nden Yüzbaşı Fache Profesör Langdon'dan yardım istemektedir, çünkü maktul, ölmeden önce kendisinin bilmediği bazı ipuçlarını bırakmıştır. Kitabı okurken, okuyucu olarak polisten önce Saunière’in yüzyıllar boyunca çok sıkı korunan bir sır saklamış olan bir kardeşliğe bağlı olduğunu öğreneceğimizdir. Sion Tarikatı muhaliflerinin tüm yollarla sahip olmak istediği bu maddenin nerede olduğunu sadece dört kişi bilmektedir. Saunière katiliyle yüzleştiğinde, kardeşlikteki diğer sırdaşların çoktan öldüğünü ve kendisinin ölümüyle elinde olan bilginin telafi edilemeyecek şekilde kaybolacağının farkındadır. Karnına isabet etmiş olan mermi ile kısa bir süre yaşayacağını tahmin etmektedir ve ölmeden önce kalan son dakikalarını ehli vaki kişilere olayın akışı ile ilgili işaretler bırakarak değerlendirir.

    Langdon olay mahallinde ipuçlarını ile ilgilenirken, kriptoloji bölümünden Sophie Neveu, Saunière tarafından yazılan sayıların dizisini yorumlamak için ekibe katılır. Akıllıca, Langdon'u uyarır ve tuvalete yönlendirir. Burada, Yüzbaşı Fache'nin Langdon'un katil olduğu düşündüğünü ve onu tutuklayacağına inandığını söyler. Yüzbaşı Fache, Langdon'u maktulün yazmış olduğu: "Robert Langdon'u ara!" notundan haberdar etmemiştir.

    Ancak, Sophie yazılı bu not içerisinde katili açığa veren bir mesajdan ziyade, babasının bu mesajı ona gönderdiğini, destek için Langdon'u arayıp bulması gerektiğini ifade ettiğini çıkarmıştır. Langdon, tüm bunlardan bir anlam çıkaramamaktadır ve ta ki Sophie’nin Sauniere'in büyükbabası olduğunu ve onun için ipuçlarını bıraktığını söyleyene kadar.
    Langdon Sophie ile müzeden kaçıp uzaklaştıktan ve polisleri atlattıktan sonra olay ile ilgili daha fazla ipuçları bulacaktır.

    Indiana Jones tadında bir macera;
    Dan Brown’un 495 sayfalık nefes kesen bu tempolu geriliminde okumakta olduğumuz bütün bu olayların ve konun sadece bir gece ve gündüzden ibaret olduğunu anladığımızda şaşırmamak neredeyse elde değildir. Burada daha da vahim olanı; kitabı okurken giderek artan sayfalara rağmen, kitabın okur tarafında bir çırpıda tamamının yutulma tehlikesinin olmasıdır ve kitabı bir kenara bırakarak gündelik hayata geri dönüşün daha da zor hale gelmesidir.

    "Da Vinci Şifresi" prensipte tarihi mekânlar ve önemli olaylar ile bağlantılı olarak kurgulanmış bir romandır. İki farklı grup ellerinde olan ipuçlarını değerlendirerek aynı hedefe ulaşmaya çalışmaktadır.

    Dan Brown kalemini ustaca konuşturan bir yazardır ve her romanında çıtayı bir üste taşımasını çok iyi biliyor. Romanlarında geçen gizemli semboller, şifreler ile okuyucularını da oyuna dâhil eden Brown, onları öylesine büyülüyor ki, okuyucunun okurken akıp giden bu maceradan kendisini sıyırması neredeyse imkânsız bir hal alıyor. Ara ara kitabında gerilimi arttırarak, olayların akışını ustaca daha çekici kılmayı çok iyi biliyor. Sürekli, bakış açılarını değiştirerek bizleri bir çekişme içinde ve hemen her zaman biten kısa bölümler ve o beklenmedik virajlar ile tekrar tekrar iyi ve kötü arasında biz okurlarını hayretler içerisinde bırakıyor.

    Analiz;
    Dan Brown, birçok Amerikan gerilim yazarlarından geri kalmamaktadır. Sistematik olarak, Brown insanlık için heyecan verici, büyüleyici ve yüzlerce yıldır hala ilgilendiği gizemli bir alana girmektedir ve okuyucusun ondan neler beklediğini çok iyi biliyor. Bu romanında ele alacağı konunun araştırması çok kapsamlı ve doğru olmalıydı. Aynı zamanda tarihsel gerçeklerin yanında kurgu ve spekülasyona çok girmesine rağmen, bir taraftan da kendisine okur tarafından yapılacak olası eleştiri ve iddiaları karşı kendisini korumaktı amacı ve okura burada gerçek ile kurguyu ayırt etmek arasında zorlanacağı türde bir eser sundu. Gel gelelim, yazar burada bizlere gene gizli kardeşlik ve sınır tanımayan örgütlerin insanlığa karşı ne derece acımasız olduğunu anlatmak ve hatta onlar ile ilgili bazı ipuçlarını da sunmak istedi diye düşünüyorum. Bir okur olarak, bu eseri henüz okumamış ve yazarın kendisi ile henüz tanışmamış olanlara kesinlikle tavsiye ederim. Kesinlikle pişman olamayacağınız bir yazar ve onun Langdon serisi siz değerli okurları beklemektedir.

    Da Vinci Şifresi Yorumlar:

    “Böylesine bir gerilim romanı yazılabileceğini hayal dahi etmezdim. Ama size bir şey söyleyeyim mi? Bu kitabı elimden bırakamadım. Da Vinci Şifresi'nde Dan Brown büyüleyici ayrıntılarla zenginleştirdiği inanılmaz bir dünya kurmuş. Okumaya doyamadım. Bay Brown size hayranım.”
    - Robert Crais-

    “Dan Brown, ülkedeki birkaç usta yazardan biri. Da Vinci Şifresi üstün bir zeka tarafından kurgulanmış harika bir gerilim romanı.“
    - Nelson DeMille-

    “Entrika ve tehlikenin iç içe geçtiği okuduğum en iyi gerilim romanı. Kelime oyunları, gizemler ve bulmacalarla örülmüş akıllara durgunluk veren bir öykü.”
    - Clive Cussler-

    “Dan Brown'ı yeni keşfettim. Da Vinci Şifresi düşündürücü olduğu kadar aynı zamanda büyüleyici. Tarih meraklılarına, komplo çılgınlarına, bulmaca meraklılarına ve gerilim öyküsü severlerinin bir solukta okuyacakları olağanüstü bir roman. Ben bu kitaba bayıldım!”
    - Harlan Coben-

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesinde görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~
  • İzlemeyen varsa #şahsiyet dizisini şiddetle öneriyorum. Hakan Günday'ın senaryosu ile hazırlanan dizi puhu tv de ücretsiz olarak veriliyor. Bugün son 3 bölüm yayınlandı sabah saatlerinde ve final yaptı. Toplam 12 bölümden oluşmakta tamamını şu an itibariyle izleyip bitirdim. Tam bir roman tadında. Altı çizilecek o kadar cümle var ki anlatamam. Konu olarak da çok anlamlı. İnanın bir sürü romandan daha güzel bir dizi... Anlamlı ve izlenmeye değer.