• Bir erkeğin onu sevdiğini anladığında çoğu kadının kaygısı artar, çünkü o zaman şu soru ortaya çıkar: Acaba beni gerçekten tanıdığında da beni sevecek mi?
  • GEÇEN YIL TÜRKİYE GENELİ SINAVLARDA ÖĞRENCİLERİN VERDİĞİ İLGİNÇ CEVAPLAR.

    SORU: 1.Murat hangi savaşta ölmüştür?
    CEVAP: Katıldığı en son savaşta.

    İlkokul 4’te bir Din yazılısı.
    SORU: Kitabımızın adı nedir?
    CEVAP: Kitabımızın adı "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" kitabıdır.

    İlköğretim Fen Bilgisi
    SORU: Kurbağaların dolaşım sistemi nasıldır?
    CEVAP: Zıplaya zıplaya dolaşırlar.

    SORU: Tansiyon hangi durumlarda ölçülemez?
    CEVAP: Kolun olmadığı durumlarda

    SORU: Kuran’ı anlayıp yorumlayanlara ne denir?
    CEVAP: “Aferin” denir.

    SORU: Dişi üreme sistemini yazınız.
    CEVAP: "Dişi üreme sistemi"

    SORU: Bilgisayarın çalışma prensibini kısaca açıklayınız.
    CEVAP: Bilgisayarın çalışma prensibi kısaca açıklanamaz.

    SORU: İşletim sistemi olmayan bir bilgisayarla neler yapabiliriz?
    CEVAP: İşletim sistemi yükleyebiliriz.

    SORU: 40 gün nafile ibadetten bile daha sevap olan şey nedir?
    CEVAP: 41 gün nafile ibadet.

    SORU: Güneş sisteminde olan üç gezegenin ismini yazınız.
    CEVAP: Merkür, Venüs, Anüs(!?!)

    ÖDEV KONUSU: Küçük başlı hayvanları inceleyiniz.
    ÖDEV: İnceledim.

    SORU: Sokrates’in "devlet" üzerine düşünceleri nelerdir ?
    CEVAP: Sokrates: “bildiğim tek şey, hiç bir şey bilmediğimdir.” demiştir. Bu bağlamda mantık yürütürsek Sokrates devlet hakkında bir şey bilmediğini iddia etmektedir.

    SORU: Gece trafiğe yaya olarak çıkarken nasıl kıyafetler giymeliyiz?
    CEVAP: Çok şık ve güzel giyinmeliyiz. Karşımıza iyi biri çıkabilir. Romantik bir gece geçirebiliriz.

    SORU: Üzüm nasıl tüketilir?
    CEVAP: Yenerek.

    SORU: Miraçta gelen 3 emir nedir?
    CEVAP: Oku, oku, oku.

    SORU: 1402 yılında yapılan Ankara Savaşı’nın nedenlerini ve sonuçlarını yazınız.
    CEVAP: Bilinen nedenlerden dolayı istenilen sonuçlar elde edildi.

    SORU: (8 + 7)/(8 x 7)
    CEVAP: 8’ler birbirini götürür. 7'ler de birbirini götürür. Cevap sıfır

    SORU: Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası nedir?
    CEVAP: Birinci anayasa

    SORU: İlk Türk denizcisi kimdir?
    CEVAP: Temel Reis

    SORU: Tekke ve zaviye nedir?
    CEVAP: Osmanlı döneminde erkeklerin giydiği kıyafetlerdir…

    SORU: Hz.Muhammed Mekke’den Medine’ye göç etmeden önce Mekke’de kalan Müslümanlara ne demiştir?
    CEVAP: Hadi Allah’a emanet olun..
  • GEÇEN YIL TÜRKİYE GENELİ SINAVLARDA ÖĞRENCİLERİN VERDİĞİ İLGİNÇ CEVAPLAR.

    SORU: 1.Murat hangi savaşta ölmüştür?
    CEVAP: Katıldığı en son savaşta.

    İlkokul 4’te bir Din yazılısı.
    SORU: Kitabımızın adı nedir?
    CEVAP: Kitabımızın adı "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" kitabıdır.

    İlköğretim Fen Bilgisi
    SORU: Kurbağaların dolaşım sistemi nasıldır?
    CEVAP: Zıplaya zıplaya dolaşırlar.

    SORU: Tansiyon hangi durumlarda ölçülemez?
    CEVAP: Kolun olmadığı durumlarda

    SORU: Kuran’ı anlayıp yorumlayanlara ne denir?
    CEVAP: “Aferin” denir.

    SORU: Dişi üreme sistemini yazınız.
    CEVAP: "Dişi üreme sistemi"

    SORU: Bilgisayarın çalışma prensibini kısaca açıklayınız.
    CEVAP: Bilgisayarın çalışma prensibi kısaca açıklanamaz.

    SORU: İşletim sistemi olmayan bir bilgisayarla neler yapabiliriz?
    CEVAP: İşletim sistemi yükleyebiliriz.

    SORU: 40 gün nafile ibadetten bile daha sevap olan şey nedir?
    CEVAP: 41 gün nafile ibadet.

    SORU: Güneş sisteminde olan üç gezegenin ismini yazınız.
    CEVAP: Merkür, Venüs, Anüs(!?!)

    ÖDEV KONUSU: Küçük başlı hayvanları inceleyiniz.
    ÖDEV: İnceledim.

    SORU: Sokrates’in "devlet" üzerine düşünceleri nelerdir ?
    CEVAP: Sokrates: “bildiğim tek şey, hiç bir şey bilmediğimdir.” demiştir. Bu bağlamda mantık yürütürsek Sokrates devlet hakkında bir şey bilmediğini iddia etmektedir.

    SORU: Gece trafiğe yaya olarak çıkarken nasıl kıyafetler giymeliyiz?
    CEVAP: Çok şık ve güzel giyinmeliyiz. Karşımıza iyi biri çıkabilir. Romantik bir gece geçirebiliriz.

    SORU: Üzüm nasıl tüketilir?
    CEVAP: Yenerek.

    SORU: Miraçta gelen 3 emir nedir?
    CEVAP: Oku, oku, oku.

    SORU: 1402 yılında yapılan Ankara Savaşı’nın nedenlerini ve sonuçlarını yazınız.
    CEVAP: Bilinen nedenlerden dolayı istenilen sonuçlar elde edildi.

    SORU: (8 + 7)/(8 x 7)
    CEVAP: 8’ler birbirini götürür. 7'ler de birbirini götürür. Cevap sıfır

    SORU: Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası nedir?
    CEVAP: Birinci anayasa

    SORU: İlk Türk denizcisi kimdir?
    CEVAP: Temel Reis

    SORU: Tekke ve zaviye nedir?
    CEVAP: Osmanlı döneminde erkeklerin giydiği kıyafetlerdir…

    SORU: Hz.Muhammed Mekke’den Medine’ye göç etmeden önce Mekke’de kalan Müslümanlara ne demiştir?
    CEVAP: Hadi Allah’a emanet olun..
  • Okuduğum ilk Orhan Pamuk romanının Kar olmasının mutluluğunu taşıyorum. Okuyanlar belki içeriğinden, belki kendileri için bu kadar iyi anlamlar bulamadıklarından bu sözlerimi yadırgayabilirler ama her daim kafamda soru işareti olan bir yazardı Orhan Pamuk ve böylesi güzel bir başlangıç beni mutlu etti.

    Bundan sonrası yer yer romanı okumayanların öğrenmek istemeyeceği bilgiler içerebilir.

    İçiçe geçmiş karakterler ve yine birbirine yedirilmiş iki ana konu üzerinden incelemek mümkün Kar'ı. Ka ve Orhan, Necip ve Fazıl, İpek ve Kadife. Aşk ve siyaset. Zaman zaman insanların "fazla siyaset sevmiyorum" dediklerini duyuyorum ya da okuyorum. Dünyanın neresinde olursak olalım siyaseti ve bunu yapanları, hakim olanları sevmesek de siyaset ve işleyişi hakkında bilgi sahibi olmamız gerektiğini düşünürüm ben. Bu roman yazıldığı yıl ve günümüz itibariyle de incelenmesi gereken ve ana unsurları, karşı çıkanları ve yanında duranları tarafından üzerine düşünülmesi gereken büyük bir konudan bahsediyor: Siyasal İslam. Şimdi burada bu konu hakkında metodoloji konuşacak değilim ama Orhan Pamuk'un karakterleri üzerinden yansıtmış olduğu bütün bakış açılarının detaylı bir şekilde düşünülmesi taraftarıyım.

    Kars ili üzerinden yapılan Türkiye insanı, askeri, çağdaşı, köylüsü ve roman okuyucusu analizleri beni kendine çekti. Hiçbir karakter benim için yüzde yüz doğru olmasa da fikirlerinin anlatılış şeklini sevdim. Ne Ka'yı, fazla dengesiz ve İpek'e âşık olmak için çok uğraşıp kendini boş yere hırpaladığını düşündüğüm için, ne de Kars'ı, gitmemiş olmama rağmen soğuk sevmediğim için, çok sevemesem de bu roman beni pek çok açıdan tatmin etti.

    En basiti; bize hep yansıtılan ve bizim de öyle görmekten içten gelen bir zıtlıkla hoşlandığımız, insanları dinleri yüzünden öldürenlerin genelde belli dış görünüş kalıpları içinde olması fikrini bir kenara atarak Lacivert'in varlığı. Elbette bilemeyiz Lacivert ne kadar suçluydu ama Ka da o kadar masum değildi. Ka'nın ölümünü Lacivert'in şu sözlerini okuyup bir daha düşünüyorum tıpkı Lacivert'in yerini Ka'nın söylediğini bilen İpek gibi.

    Lacivert gülümsedi: "Dikkat et," dedi. "Kimse öldürmesin seni."

    Gelelim ufak hayal kırıklıklarına. Evet, belki kimse Ka'nın bütün şiirlerinin ortaya çıkmasını beklemiyordu ama en azından bir tanesini okuyabilmek isterdim. Fazıl'ın, Necip ona sürekli Kadife'yi anlattığı için Kadife'ye âşık olması gibi; sürekli İpek'in güzelliğinden bahseden Ka ve tüm yaşananları okuduğu için Orhan da İpek'e âşık oldu. Bazen kendimi romantik olarak nitelerim ama bu noktada da İpek'in fazla yüksek bir yere konulduğu hissine kapıldım ister istemez.

    İncelemeyi aklımı hep karıştıran ve aslında bu yüzden de daha fazla beğenmeme sebep olan düşünceye işaret eden şu alıntıyla bitirmek istiyorum:

    "Yüzümde o sırada Fazıl'ın allak bullak yüzünden daha iyi bir ifade yoktu herhalde. Aşağıdan misafirlerin belli belirsiz konuşmaları, sokaktan da hüzünlü Kars şehrinin iç çekmeleri geliyordu. Fazıl da ben de bizden daha tutkulu, daha karmaşık ve daha gerçek asıllarımızın karşı çıkılmaz varlığıyla hatıralarımız arasında sessizce kaybolup gitmiştik."
  • Bir çoğumuz polisiye gerilim okumayı çok seviyoruz. Kimi edebi kitapları, kimi klasik, kimi de tarih veya romantik okumayı...
    Peki neden polisiye okuyoruz? Bu soru bu ara çok soruldu bana. Neden ilgi alanım-ız bu yönde ? Parçalara ayrılmış cesetler, seri katiller, belli bir ritüel etrafında dönen cinayetler, mahkeme salonları, sorgu odası, otopsi, genellikle rutubetli bir mahsende tutulan kurbanlar vs...
    Aslında cevap oldukça basit. Öncelikle heyecan duymayı çok seviyoruz. Polisiye aslında maktul üzerinden yürüyen bir tür değil. Maktulun çektiği acılar, hikayesi, dramı bizi içine çekmiyor. Romanda maktul sadece bir hayal olarak var bizim için. Bizler okurken kendimizi maktul ile değil polis ile özdeşleştiriyoruz. Tamamen polis üzerinden, deliller üzerinden gidiyoruz. Kurgudaki polise adeta can veriyoruz. Onu ete kemiğe bürüyoruz. Böylece acı çeken birinin hikayesini değil, katili yakalamaya çalışan birinin hikâyesini okuyoruz. Polisiye romanlarda vahşet var ama vahşet anı çok sık anlatılmaz. Polisler cinayet işledikten sonra olaya dahil olur. İçimizde bir suçluyu yakalama arzusu var ve bu arzuyu hayalimizde canlandırıyoruz. O korkuyu hissediyoruz, o karanlık sırlara ışık tutarak soru soruyoruz, hem heyecanlanıyor hem de geriliyoruz. Dedektifler sırlarla kaplı bir cinayeti aydınlatırken bizde bu noktada giriyoruz devreye ve alıyoruz büyüteci elimize, takılıyoruz dedektiflerin peşine. Giriyoruz o labirentin içine, kitap bitene kadar dolanıp duruyorunuz içinde. Kâh başırılı olur en baştan buluruz suçluyu ve çıkarız labirentten, kâh yanılır ufak bir şok geçirir donup kalırız labirentin içinde...
    İşte "Ölü Oyuncaklar Yazı''da güzel bir polisiye. Akıcı bir dil, kafanızda dönüp duran sorular, hırs, nefret, intikam ve kötülük. Ne ararsan var bu kitapta. Hani bazı kitaplar olur ya bizi yormaz, tam aksine elimize alır otururuz koltuğa oracıkta bitiriverir kitap. İşte Ölü Oyuncaklar Yazı'da öyle bir kitap. Tam kafa dağıtmalık. Basit değil ama kolay okunan, sıradışı değil ama etkileyici. Kesinlikle tavsiyemdir.
  • Yekta Kopan'a ait 11 kitabını okumuş ve güncel olarak hepsini tamamlamış durumdayım. Diğer kitaplarını da bildiğim için yorumumu ona göre yapacağım.

    Şimdi, Yekta Kopan'ın öykülerinde farklı bir duygu alabiliyorum, çok daha kısa /tek sayfalık, denemelerinde ise aynı duyguyu nedense alamıyorum. Hatta bazı cümleleri görünce, bana çokça basit, romantik gibi gözüken leş kitapları andırmasına sinirleniyorum ister istemez. (Ahmet Batman, Kahraman Tazeoğlu gibi)

    Arada bu kadar fark olmasını pek anlamıyorum. Kitabı bitirdikten sonra arka sayfasına göz attığımda, duyguları az sözle anlatmak kolay değildir demiş, yazar.

    Bence çok haklı. Bir paragrafta, süslü cümle kurup, ona altyapı oluşturup, sonra iz bırakabilmek çok zor. Sadece vurucu cümleleri bile toplasa benim için tamamdır ama aklımda hala Kediler Güzel Uyanır kitabındaki, "İstemem ben uçurtmayı, sen bana uçurt yap." cümlesi geliyor. Bu cümleyi de duygu var diye itelemek, metafor olarak görmek de başka bir şey. Yeri geldik fazla övdük, yeri geliyor dertleniyoruz işte. Bu iki kitap harici Yekta Kopan benim en sevdiğim yazarlardan biri. Hatta bu iki kitabı da ortalama okuyucular için yazdığını, arada sırada yaşadıklarını belli bir kalıba uğratmadan anlatma çabası içindeyken bilinçli planladığını düşünüyorum.

    Böyle yazınca pek sevimli durmuyor, hatta "Sen sevmeyince ortalama oluyor, sevince başarılı mı oluyor okuyucular?" diye soru geçtiyse içinizden tebrikler, tertemiz bir ortalama okuyucusunuz.

    Ayrıca şu emek verilmiş eline sağlık triplerini de anlamam okuyucudaki. Film izliyorsunuz, beğenmediğinizde bu film iyi değil dediğinizde yönetmeni yapımcısı üzülmüyor mu? Kitaplara gelince neden satın alıp vakit harcadığınız bir şeye yorum yaparken subjektif olamıyorsunuz?

    Yazarı en çok sevenlerden biri olarak en çok eleştiri yapmayı da kendime borç biliyorum.