Bu kitap, Yalom’dan okuduğum ilk kitap. Aslında kitap, Yalom’un 2000 yılında Oscar Pfister ödülünü aldığında yaptığı konuşmayı içeriyor. Bu ödül din ve psikiyatri alanında önemli katkıları olan kişilere verilmekteymiş. Bu konuşma dışında kitapta, yapmış olduğu bir röportaj ve otobiyografik notlar bulunuyor.
Kitap her ne kadar ince olsa da üstünde düşünülmesi gerekiyor. Bu yüzden kafanızı kurcalayan herhangi bir şey olmadığı zaman okumanız daha yararlı olacaktır diye düşünüyorum. Kitap varoluşçu psikoterapiyle din arasındaki ilişkiden bahsediyor. Bu ilişki aslında hem yakın hem de birbirinden uzak bir ilişki.
Örneğin, İngilizcede din anlamına gelen religion kelimesinin köklerinden birinin bağlanmak ya da birleştirmek anlamında olduğunu Yalom konuşmasında belirtmiştir. Kendisi bağlayıcılık birleştiricilik açısından psikoterapi ile dinin benzer olduğunu da söylemiştir.
Ben bunu şu şekilde anladım açıkçası: Dinde nasıl ki kişinin Yaratıcı’ya bağlanması vazifelerini yerine getirebilmesi için önemli bir hassasiyetse psikoterapide ya da bir danışma ortamında da danışman-danışan arasındaki terapötik ilişkinin kurulması için bağlanma son derece önemlidir.
Sonra Yalom, konuşması sırasında varoluşçu psikoterapiyi yakından ilgilendiren insanın 4 nihai kaygısından da bahsediyor. Bu kaygıları da ölüm, yalnızlık, hayatın anlamı ve özgürlük olarak sıralıyor. Bu dört kaygı konuşmasının eksenini oluşturuyor aslında. Bu kaygılardan bahsederken Nietzsche, Schopenhauer ve Sartre gibi bazı düşünürlerden alıntılar yaptığını gördüm. Zaten varoluşçu yaklaşımın temeli felsefeye dayanıyor ve varoluşçuluğun diğer temsilcileri de saydığım düşünürlerin görüşlerinden yararlanıyor.
Son olarak kitapta Yalom’un ölüm hakkında söylediklerinden bahsederek bitirmek istiyorum.
‘‘Ölümle yüz yüze gelmek çoğu