Ben otostopu kitaplara benzetirim; beklemesiyle, karakteriyle, hayal kurdurmasıyla. Kitaplarda da karakterler vardır: roman karakterleri. Dinlemezmiyiz onları, sözlerini hatta bazen yaşayışlarını rol model alırız, kafamızda canlandırmaz mıyız yaptıklarını? Bindiğimiz her araç farklı bir karakter, anlatılanlar, bazen indikten sonra da devam etmez mi düşüncelerimizde? İşini, ailesini, bize anlattıklarını hayallemez miyiz? Kafamızda ne farkı var şimdi otostopun kitaplardan, birinin tehlikesi kötüye yaklaşmak mı? Ya kötü bir kitaba yaklaşmak? Bedenler ile ruhların zarar görmesi karşılaştırılabilir mi? İşte bir değil, binlerce kitabın hikâyesi otostop.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Merzifon'da gecenin zifirî karanlığında, bir elimle çadırın fenerini üstüme, bir elimle telefonun fenerini çantaya tutuyorken kollarımın durdurmaya yetmediği, avuç içimin yerden hızlıca yukarı çıktığında duyamadığım fren sesi, çift ayak üzerine kollarımı çapraz yaparak zıplamak, içimden "Beni buradan alın, sizin seviyorum, beni alın." sözcüklerini sıralamakla geçen 180 dakika benim çaresizliğim miydi, mücadelem miydi?
Gerçek bir yol hikayesi. Çocukluktan başlayan seyahat ve Ardahan'da son bulan yolculuk. İnsana en yakın ulaşım aracı otostopla. İlham alınanlar, unutulmayanlar, unutulmayacaklar.