• 🎶

    Bak batıyor yine akşam güneşi...

    Rubato & Tuğçe Kandemir
  • 292 syf.
    Uzun bir aranın sonunda inceleme yazıyorum ve bu inceleme Ercan Kesal’ın Cin Aynası kitabına nasip oldu.

    Okuyucuları Ercan Kesal’ın tarzına alıştılar belki, fakat ben hala alışamadım; hala her cümlede, her sayfada kelimler beynime birer mermi gibi çakılıyor ve hala her cümlede boğazım düğüm düğüm kalıyorum.

    Ah be Ercan Abi ne kastın var bize?

    Kitabı okurken çoğunlukla Rubato vardı kulağımda, özellikle Rubato&Tuğçe Kandemir - Akşam Güneşi eşlik etti, belki yazılardan bu kadar etkilenmemde payı vardır.

    Cin Aynası’nda Ercan Kesal, Peri Gazozu’nda kaldığı yerden devam ediyor anlatmaya. Hayata, acıya, mutluluğa, iyiliğe, yaşlılığa, gençliğe, sinemaya ve insanlığa dair gerçek ve yerinde tespitlerini sıralıyor.

    Ercan Kesal, kelimleri yazmıyor aslında okuyucusuyla sohbet ediyor, anlatıyor. Günlük hayatın içinde yaşanan anlardan derlediği doneleri bizlerle paylaşıyor. Bu doneler kimi zaman doktor Ercan’ı, kimi zaman senarist/yazar Ercan’ı, kimi zaman da aktör Ercan’ı öne çıkarıyor. Fakat bütün bunların arkasında kalbi iyilik için atan bir Ercan var ve her sayfada okuyucu O Ercan’ı görüyor. Etkisinin esas nedeni de O Ercan’da saklı.

    “Aslolan hayattır!”

    Cin Aynası’nın “Girizgah” bölümü asıl olanın hayat olduğunu anlatarak başlıyor. Çoğu kez unuttuğumuz bu yalın gerçeği bir çok defa vurguluyor Ercan Kesal. Yaşar Kemal’den mülhem bildiğimiz “arzuhalciliği” hatırlatıyor Ercan Abi. Unuttuğumuz ve eskide bıraktığımız bir çok duyguyu “bunlar hala var içinizde bir yerde, alın ve kullanın” diyor. Tahammül, sevgi, kardeşlik unuttuğumuz duyguların başında geliyor. Hatırlatıyor, “unutmak ihanettir” çünkü Ercan Abi çok iyi biliyor. Biz de kendimize hatırlatmalıyız birçok şeyi, unutmamak için, ihanet etmemek için.

    “Kalbimiz, kaybettiklerimizin anısıyla doldurduğumuz birer toz kuyusu artık.”

    Şu hayatta herkes her an birilerini kaybedebiliyor ve dahası kaybetti; kalbimizde yerleri baki. Bir de kaybettiğimiz sevinçlerimiz, çalınan mutluluklarımız var.

    Ölümü ile bizi üzen bir çok kimsenin yanı sıra, tutum ve davranışlarıyla ruhumuzda yara açan kimselerde oldu hayatlarımızda. Bir çok öğrencinin ilk gençlik yıllarına damgasını elindeki makasla vuran bir müdür yardımcısı vardır mesela. Ya da sadece canı sıkkın diye can sıkan bir patron, amir, müdür vs…

    Kalbimiz onların da anasıyla doluyor ne yazık ki ve bir zaman sonra bu yaşananlar kalbimizi katılaştırıyor. Mutluluğu, huzuru unuttuğumuz gibi onları hatırlamayı bile unutuyoruz ne yazık ki.

    Kitaptan aktarılması gereken öyle çok bölüm var ki fakat bu mümkün değil, kitabı okumak gerekiyor. Bu da benim tavsiyem olsun.

    Ufak bir eleştiri: Kitap içinde belli alıntılar yapılmış fakat alıntılar kitabın sonunda verilmiş. Bu durum okumayı bölüyor. Keşke dipnotlarla ilgili sayfanın altında verilseymiş.