• ...en güzel yanı, şirin yüzündeki ifadeydi: Güven, iyilik, uysallık vardı yüzünde ve bu karşısındakini duygulandırır, çekerdi. Bir çocuk gibi bakar, gülümserdi Aleksandra Pavlovna; diğer hanımlar da onu temiz, içten bulurlardı... İnsan başka ne ister?
    Ivan Sergeyeviç Turgenyev
    Sayfa 10 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Ocak 2021, İstanbul
  • 249 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10 puan
    çok güzel bir kitap bitirdim.. ama bu yazı çok saçma olacak.
    spoiler başlamadan şunu söyleyeyim, eğer rus edebiyatı seviyorsanız ama bu kitabı henüz okumadıysanız mutlaka okuyun. bu kitap ilk psikolojik romanmış rus edebiyatında. zaten rus edebiyatını kronolojik olarak okuyacaksanız okumanız gereken 2. isim Lermontov (ilki Puşkin).
    27 senecik yaşamış Lermontov'un tek romanı, hafiften kendi yaşamından izler de var, örneğin dağ taş dere kaplıca dolu mekânlar, bunun sebebi yazarın çocukluğunun da doğayla iç içe geçmesi ve dağlara, ormanlara hayran olması.
    ayrıca yazar hakkında Gogol "rusya’da hiç bu kadar kusursuz, bu kadar güzel, bu kadar incelikli düzyazı yazılmadı.", Gorki ise "Lermontov'un dizeleri...okuduktan sonra bundan daha mükemmeli işlenemez diye içinden geçiriyor insan..." demiş. Turgenyev, Rudin romanında da ondan bahsetmiş ama onu henüz okumadım.
    ve bu kitap önce Turgenyev'in babalar ve oğullar'ını, ondan 10 yıl sonra da Dostoyevski'nin ecinniler'ini etkilemiş. bayrak teslimi gibi yani, yani bu yönüyle bile bence okunması gereken bir eser.

    **aşağılarda hem bu kitap hakkında hem de babalar ve oğullar hakkında spoiler olacak**

    eser 3 kişinin ağzından anlatılıyor, biri ismini bilmediğimiz gezgin, öteki maksim maksimıç, öteki de en son kısımda karşımıza çıkan Peçorin'in günlüğü sayesinde Peçorin oluyor.
    hem ilk başta bir gezgin var hem de son kısımda Peçorin'in gezi notlarını okuyoruz aslında, Puşkin'in Erzurum Yolculuğu kitabından etkilenmiş çünkü. ayrıca arada birkaç belirgin fark olmasına rağmen -inanç ve aşk gibi- Yevgeni Onegin'den de etkilenmiş.
    rus nihilizmini gözler önüne seriyormuş bu kitap. ben pek anlamam o konulardan ama sanki babalar ve oğullar 2 okuyordum Peçorin'in günlüklerini okurken -önce bunu okumuş olsaydım babalar ve oğullar ikinci olurdu benim için-. gerçi bunda iki kitabın da çevirmeninin ergin altay oluşunun bir etkisi de vardır, üslup aynı ama konu olarak da bir yerde benziyorlar aslında.
    örneğin Maksim Maksimıç, Peçorin geldiği zaman heyecanlanıyordu ama Peçorin ona soğuk davranıp onu orada bırakıyordu ya, işte orada tıpkı nikolay petroviç ve oğlu arkadiy vardı; yeni tanıştığı arkadaşı bazarov'dan görüp atıldığı nihilizm sayesinde boşladığı hayat ve onu büyük bir hevesle bekleyen, soğuk tavırlarını yıkılan babası. aynı şekilde Maksimıç yaşlı olduğu için üzülüp gençlerin kanının kaynadığını vurgularken de nikolay ve pavel gibiydi. yani iki kitap arasında benzerlikler var, bunlardan da çok. ama burada zamanımızın bir kahramanı'nı yazacağım için bu yeter.

    hani bir tip vardır: insanlarla ilişkileri kötüdür ama sırf güzel etkileyici konuştuğu için falan filan ilgi görür, kadınları hiç önemsemez tişört değiştirir gibi sevgili değiştirir ama kadınlar olmadan da yapamaz, işte o tam Peçorin. zamanımızın kahramanı hiç değişmemiş.. Bazarov da o.

    kendisi de belirtiyor arkadaşlık kuramadığını, "gerçek dostluk kuramam ben. çünkü bunu hiçbiri itiraf etmese de iki dosttan biri her zaman köledir. oysa köle olamam ben..." diyerek (sayfa 131 iletişim'de), ayrıca zaten ilk kısımda bella'ya önce iyi sonra kötü olup yüzüne bile bakmıyor, vera ve meri'yi aynı anda yürütüyor, doktor werner gittiğinde hiç üzülmüyor, gruşnitski'yi zaten öldürüyor düelloda, çok ilginç bir kahraman..

    sonsözde şunu söylemişler:
    "peçorin sembolik bir karakterdir, bizim neslimizin tüm kötü özelliklerinin gelişerek içinde barındığı bir karışımdır." evet doğru, duygusuzluk var, umursamamazlık, boş vermişlik var hem de dolu dolu. bunların Peçorin de farkında, duygusuzluğundan o da bahsediyor defalarca hatta ağladığında çok mutlu oluyor bunu yapabildiği için, ama böyle olmasının sebebi ne? bunu çok güzel açıklıyor sayfa 164'te, "çocukluğumdan beri budur benim kaderim" ile başlayan kısımda. okuduğumda çok üzüldüm. aslında o da haklı. fakat toplum bunu görmüyor da bilmiyor da, böylece onu dışlıyorlar; zaten kendisi Gruşnitski ve arkadaşlarının onun hakkında konuştuklarını duyduğunda üzülüyor, benden neden nefret ediyorlar diyor. işte burada da yazarın kendi hayatına çıkıyoruz, toplumu hiç sevmeyen, dışlanan, bunu şiirlerinde çok güzel yansıtan Lermontov'a; tasvir yeteneği çok iyi olan, okurken ağaçların, dağların arasında gibi hissettiren, neden az okunduğunu anlamadığım, keşke daha fazla yaşasaymış dediğim, bu kadar içli cümleleri nasıl kurabilmiş diye şaşırdığım, çok sevdiği ve ölümüne çok üzüldüğü Puşkin gibi ölen Lermontov :(
    okuyalım okutturalım..
  • 172 syf.
    ·706 günde·Beğendi·5/10 puan
    Natalya Aleksiyevna, dul kalmış annesinin çapkınlıklarından usanmış 17 yaşında güzel bir "kadındır". Öğretmenleri Bastilov da onlarla beraber eynı evde yaşamaktadır. Mihayl Mihaylovic bu kadına tutkundur. Bu esnada Pigasov da bu dul kadın ve çocuklarının etrafındadır. Aldatılmış olmasından dolayı kadınlara karşı büyük bir anarşi beslemektedir. Köylerinde kumanda Baronda bulunmaktadır. Baron yaptığı ve yazdıklarıyla herkesi etkiler. Yine bir davete gidecekken bir sorun çıkar. Kendi yerine Rudin'i gönderiri. Rudib öyle bilgece bir konuşma yapar ki Pogasov bile susmak zorunda kalır. Rudin'den çok etkilenen Darya onun da kendi evlerinde kalmasını ister ama buna evine aldığı erkekler yani para kaynakları izin vermezler. Daha fazla anlatırsam spoiler vermiş olurum. Güzel bir eser, sesini duyurmak icap eder.
  • 441 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10 puan
    Kronolojik Rus edebiyatı okumalarımda sıra 1855 yılında yazılmış olan bu kitaba geldi ama üç romanın toparlandığı bu kitaba.
    Başlamadan önce heyecanlıyken, siteye okuyorum diye girdiğim sırada bu kadar az kişinin -38 kişi, koskoca bir Rus yazarın okunma sayısı. Evet 38.- okumuş olduğunu gördüğümden dolayı bir buruklukla başladım, yalan yok.
    Ama ilk paragrafı okuduktan sonra uzun zamandır Rus isimleri görmediğimden olsa gerek ilaç gibi geldi. Yine uzun ve etkili betimlemeler ve yine Rus edebiyatı...

    Unutmadan söyleyeyim ilk kez Turgenyev okumama rağmen, romanın kurgusu -Rudin için konuşuyorum- çok tanıdıktı. Nerden tanıdık derseniz, tabiki de Puşkin'den diyeceğim. Benzetme yönünü şu bağlamda kullandım: Bir köy yada daha büyük yerleşim yeri vardır. Bölgenin yerel eşrafı, bir kaç soylusu, zengini ve komikli insanları bulunur. Bunlar kendi başlarına sıkıcı hayatlarını sürdürürken sonra yine Soylu olan ama çok tanınmayan birisi gelir o bölgeye. Sonra birden hem konuşmasıyla hem soyluluğuyla herkesi etkiler. Bütün kızlar aşık olur, erkekler onu kıskanır. Sonra bu soylu görünen kişi en soylu görünen kişinin kızına aşık olur, ancak işsiz olduğundan onaylanmaz bu ilişki ne kadar zeki ve soylu olsada. Herneyse bir takım olaylardan sonra bu yeni konuk geldiği yerden, geldiği gibi ayrılmak zorunda kalır. O gittikten sonra herşey eskisine döner. Yine kendi halinde mutlu olur köy. Ta ki uzun bir süre sonra bir şekilde o kasabadan biriyle denk gelene kadar. Bu denk gelişte eski defterler açılır, konuşmalar yapılır ve hikaye bağlanırdı. Rudin'de farklı olarak bu anlattığım karakter, köyü terk ettikten sonra hikayeden tamamen kopmuş olmasıydı. Yani Rudin köyü terkettikten sonra hikaye bitseymiş bir şey kaybetmemiş olurduk. Olsun Turgenyev'in kaleminden üç beş satır daha fazla okumuş olduk.

    Bu hikayeyle ilgili değerlendirmem şöyle oldu. Çok özgün gelmedi. Ve hikaye bir yere bağlanmadı. Ama güzel olan tarafları da vardı. Mesela sürükleyicilik üst düzeydi. Hiç sıkılmadan çevirdim sayfaları ve iki oturuşta bitirdim muhtemelen. Ayrıca tanıttığı karakterler güzel insanlardı. Bu yönlerden hoşuma gitti.

    İkinci roman/novella İlk aşk adlı eser kitaptaki. Çok naif bir giriş yapılarak başlanmış kitaba. Çok hoşuma gitti. Şöyle ki bir ortamdaki üç beş kişi birbirlerine ilk aşklarını anlatıyorlar. Bunlardan biri de orada anlatamayıp yazmaya karar veriyor ve 2 hafta sonra bizlerde o yazdıklarını okuyoruz.

    16 yaşındaki genç bir erkeğin, 21 yaşındaki genç bir kadına aşık olmasının hikayesi...

    Ancak masallarda anlatılacak kadar güzel bir kadının etrafında birbirinden soylu, yakışıklı, iş sahibi, yaşları daha uygun birden fazla erkek varken gariban 16 yaşındaki bir çocuğun nasıl şansı olabilirdi ki ?

    Hemde son derece havalı ve şımartılmış, aşırı derecede sosyal ve hala çocukluğunu kaybetmemiş her erkeğin sahip olmak isteyeceği türden bir kadın için 16 yaşındaki bir çocuk ne olabilirdi ki ?

    Böyle sıcak bir hikayenin benim tarafımdan büyük bir gülümsemeyle okunmasının altında nispeten benzer yaşanmışlıklar yattığını nihayet kendime itiraf edebildim tabi.

    Peki ya aşık olduğunuz kıza, babanızın aşık olması ??? Ve sizin bunu bilmenize rağmen o kıza hala aşık olmaya devam etmeniz, etmek zorunda olmanız.

    Romandan çıkartılacak tek bir cümle:

    Aşk kötü bir şey olmalı.

    Üçüncü ve son romanda İlkbahar Selleri güzel bir dörtlükle başlıyor.

    İlkbahar selleri romanı; bir Rus tarafından yazılmış, Almanya'da geçen, karakterleri İtalyan olan ama yeri geldiğinde Fransızca konuşabilen insanları anlatan son derece sınırlar ötesi kozmopolit bir roman. Bir Rus'un bir İtalyan kadına aşkını anlatıyor. Çok naif bir romandı.

    Kitabın geneli boyunca gözümden kaçmayan başka bir şey sürekli Puşkin referanslarının verilmesiydi. Anlaşılan o ki sevgili Turgenyev, Puşkin'i -benim gibi- çok seviyormuş.

    Tüm kitapta sevmediğim beni irrite eden şey, sorumlusu kimdir bilmiyorum artık çevirmen midir, editör müdür, düzelti midir herkesin kadın yerine bayan kelimesini kullanması. Hiçbirinizin gözüne batmadı mı bu yahu ? Gerçekten batmadı mı yoksa bilerek mi böyle bir tercihe mi gittiniz çok merak ediyorum. O kadar zor bir şey değil. Kadına kadın diyeceksiniz.

    Her şeye rağmen okumaktan büyük keyif aldım. Bu denli aşk hikayeleri şu sıkıcı olduğunu düşündüğüm zamanda geleceğe dair ufacıkta olsa bir umut aşıladı bana. 170 180 yıl öncesinden ufacık bir umut. Umarım sizinde aynı umutlar kapınızı çalar. Ve kim bilir, belki de bir gün aynı umudun kapısında görürüz birbirlerimizi...