• İnsanlar okunmamış birer kitaptır. En basitleri hakkındaki hükmü bile tamamının okunmasına bırakmalı. Biraz derince olanların ise, iyice okunduktan sonra üzerine az veya çok düşünmek lâzım.
  • 280 syf.
    ·16 günde·9/10
    Her satiri tekrar okunasi.
    Kitabin basinda saf ve temiz bir genc olan Dorian in zaman icinde korkunc bir karaktere donusunun hikayesi . Bu donusumu Henry nin hayatina girmesiyle basliyor. Anlatimda devamli Henry yuzunden Dorianin kotu birine donusunden bahsediliyor. Oysa Basil Henry nin daha eski dostu ve onda bozulmamis bir saflik ve iyilik romanin tamaminda suruyor. Iyiyi Basil karakteri temsil ederken kotuyu Henry temsil ediyor. Iyi ve kotu arasinda secim yapma sansi Dorian in elinde oldugu halde -kitapta her ne kadar bu durumun icine kendiliginden dustugu benimsetilmeye calisilsa da - o kotuyu kendi iradesiyle seciyor. Yani icinde olan kotuluk bunca zaman yalnizca Henry gibi birinin onu uyarip cikarmasini beklemis gibi. Dorian iyi biri olmanin sikiciliginin karsisinda kotulugun verdi hazzi daha ilgi cekici buluyor hatta ahlaksiz olarak tanimlanan Henry den bir adim daha oteye geciyor ve dostunu oldurebiliyor. Hedonizm aslinda kitapta ana unsur. Henry ahlaksiz ve kotu bir karakter olmasina karsin insanlari inanilmaz iyi tahlil eden ve cok zeki bir adam. Okumaktan en keyif aldigim kisimlar suphesiz ki Henry nin konusmalariydi. Sanati salt sanat olarak alip kabul eden bu karakter icin onemli olan tek sey merak ve haz. O yuzden kotu tiyatroya kotu solen sofralarina asla tahammul edemiyor. Hatta karsisindaki insanin ne kadar iyi bir insan olursa olsun kotu bir solen sofrasi hazirlarsa hicbir degerinin olmadigini acik acik vurguluyor. Iplerin kopmasi Sibly nin olmesiyle basliyor. Kitaptaki diyaloglar hem o kadar akici hem de o kadar yozlasmis ki insani surekli ikileme surukluyor. Henry medeniyetin yozlasmis toplumlarda olabilecegini soylerken ahlaksizligi overek saf insanlarin aslinda gereksiz oldugunu vurguluyor. Sibly nin olumune getirdigi bakis acisi bugunun dunyasinda bile garip ve acimasiz karsilanabilir yazildigi donem dusunuldugunde bu kadar yanki uyandirip elestiriye tutulmasi gayet normal. Henry ile Dorian konusurken insanin her turlu kotu durumu aslinda gormek istedigi bicime nasil da kolay sokabilecegini goruyoruz. Kendini kandirmanin otesinde zamanla kotucul dusunceleri icsellestiriyorlar bu yuzden insan oldurse dahi bundan sucluluk duymuyor . Dorianin ruh dunyasinin portre ile bagintisi inanilmazdi. Kitabin sonunda aslinda portrenin onun vicdani oldugunu kabul etmesi ise kendisiyle yuzlesmesiydi. Daha portre ilk yapildigi zamandan itibaren kendine disardan bakmaya basladigi icin kibrinden utaniyor ve bu yuzden portreden nefret ediyordu hatta uzerini kapatip gormek bile istemiyordu. Cunku portre yani Basil onun kendisiyle yuzlesmesini sagliyord Basilden kurtulmanin icindeki vicdani ve iyi sesi susturacagini dusunmus ama yanilmisti cunku kotu olan ne portre ne de Basildi. Dorian Henry gibi olabilecegini sanmisti oysa kotuluk Henrynin benliginde olan bir seydi Dorian sa onu taklit ediyor ne iyi kalabiliyordu ne de kotu olabiliyordu.Ortada sikismisti .Bu yuzden de kotulugun onu takip ettigini saniyordu Vicdaniyla daha fazla yuzlesemeyince de kendi sonunu aci bir sekilde getirdi. Henry nin her cumlesi aforizma niteligindeydi . Uzerine sayfalarca konusulur . Diger cevirilerini de mutlaka okuyacagim .
  • BİSMİLLÂHİRRAHMANİRRAHİM

    Ruh’ul Beyân tefsirinde nakl olunur ki:

    «Fir’avn. henüz ulûhiyyet dâ’vasında bulunmazdan önce, sarayının kapısına «Bismi kellahümme» yazdırmıştı. Musâ (a.s.) ya îmân etmediği için Musâ (a.s.) Cenab-ı Hakk (c.c.)’a «Yarabbi ben onu dâ’vet ediyorum ama onda bir hayır görmüyorum» diye ilticâ ettiğinde Cenâb-ı Hakk (c.c.):

    — Her halde sen onun helâk edilmesini istiyorsun. Ve sen sadece onun küfrünü görü¬yorsun, ben ise onun kapısına yazdığı yazıyı da görüyorum, buyurdu.»

    Kim Besmele-yi Şerîfe’yi suveydâ-i kalbi¬ne bir ömür boyu dilinden düşürmemek üzere nakşederse rahmete lâyık olur. Cenâb-ı Hakk (c.c.) Fir’avn’e Fir’avn olduğu halde sarayının kapısına bir besmele yazdığı için bu kadar mühlet veriyor. Onu kalbine yazan bir mü’minin ne kadar âtıfet-i İlâhiye’ye mazhar olacağı bedîhîdir.

    «Meşrû olan bir şeye Besmele ile başlanılmazsa (o işin) hayır ve bereketi kesilmiş olur.» (Hadis-i Şerif)

    ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

    El-Vahid: (Tek. Zatında, sıfatlarında, iş¬lerinde, isimlerinde, hükümlerinde asla şeri¬ki (ortağı) veya naziri (benzeri, dengi) bulun¬mayan.)



    ELHAMDÜLİLLAH

    «Elhamdülillah demek şükürlerin başıdır. Hamd ve senâ etmeyen kimse Hakk’a şükür etmemiş olur. (Hadis-i Şerif)

    Cennete ilk girecek zümre «Hammadûn» zümresidir; yani Cenab-ı Hakk’a çok hamdedip, çok şükredenler.

    Cenâb-ı Hakk (c.c.):

    «İnsanoğlu başıboş bırakıldığını mı zan­nediyor.» (Kıyâme Sûresi, Âyet: 36) buyuruyor. Bu dünyaya koyun gibi yiyip içip uyumağa gel­medik. Kulluk mükellefiyetimiz var. Yoksa kı­rık çömleğe döneriz. Ne tekrar toprak ne de yeniden çömlek oluruz.

    Yine Kur’ân-ı Kerîm’de:

    «Siz zanneder misiniz ki abes yaratıldı­nız…» (Mü’minûn Sûresi, Âyet: 115) buyuruluyor. İşe yaramayan yaşlı sığırları «ho» der­ler salıverirler. Bizim de bu durumda olmamaklığımız lâzımdır. Boynumuzda kulluk bo­yunduruğu var.

    ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

    El-Vâcid: (İstediğini, istediği vakit bulan.)

    El-Macid: (Kadr-ü şanı büyük, kerem ve semahati bol.)



    İBADET VE TAAT

    Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

    «Onlar, dîni Allah için hâlis kılarak bâtıl dinleri bırakıp tevhid dînine teveccühle yalnız Allah’a ibadet etmek, namazı dosdoğru kıl­mak, zekâtı vermekle emrolunmuşlardır. İşte doğru din budur.» (Beyyine: 5)

    Resulûllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

    «Saadet-i Uhreviye (Ahiret saadeti) için ibadet ve taat de bulunanlara Cenab-ı Hakk (c.c.) saadeti dünyeviyesini de (Dünyevî saa­detini de) ihsan buyurur.»

    Ahiret için çalışan mü’min kuluna Cenab-ı Hakk (c.c.) dünya saadetini de ihsan buyuru­yor. Cenab-ı Hak ne büyük lûtuf sahibi, İsla­miyet ne yüce ulvî bir din… Âhiret için çalış­mak ise, mü’min üzerine terettüp eden ne mü­him ve mühim olduğu kadar da ulvî bir va­zife… Bir mü’minin bunları bilip âhirete olan hazırlığı, Allah (c.c.)’a olan yakınlığı o nisbette fazla olmalıdır.

    «Cenab-ı Hakk’ın (c.c.) rızasını kazanmak için beslenen güzel niyet sahibini Cennete dahil eder.» (Hadis-i Şerif)

    ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

    El-Muktedir: (Kuvvet ve kudret sahiple­ri üzerinde de istediği gibi tasarruf eden.)



    GÜZEL AHLÂK

    Alâ’ b. eş-Şıhhîr (radiya’llâhu anh)’den:

    Bir kişi Peygamber Efendimiz’in önünden gelerek şöyle sordu: «— Ya Resulallâh, hangi amel daha efdaldir? Peygamber (s.a.v.):

    «— Güzel ahlâk.» buyurdu. Sonra Pey­gamberimiz (s.a.v.)’in sağından gelerek: «— Hangi amel daha fazîletlidir?» diye soru­sunu tekrarladı. Peygamberimiz (s.a.v.): «— Güzel ahlâk.» diye cevap verdi. Adam so­luna geçerek tekrar: «— Hangi amel daha fa­zîletlidir?» diye sordu, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: «—Güzel ahlâk.» diye cevap bu­yurdular., Bunun üzerine adam, Peygamber (s.a.v.)’in arka tarafına geçerek yine aynı şe­kilde: «— Ya Resûlallâh, hangi amel daha fa­zîletlidir?» diye sorunca, Peygamber Efendi­miz adama dönerek:

    «— Niçin anlamıyorsun? Güzel ahlâktır, o da gücün yeterse kızmamandır.» buyurdular.

    «Hadîsi, Muhammed b. Mervezî Kitâbü’s-Salât’da Mürsel olarak rivâyet etmiştir.)

    ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

    El-Mukît: (Her yaratılmışın rızkını ve­ren.)

    El-Kasib: (Muhâsib: Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin, bütün tafsilât ve teferruatiyle hesabını iyi bilen.)



    UYULMASI GEREKEN ÜÇ KAİDE

    Bazı sahabeden rivayet olunduğuna göre, bir şahabı diğerine:

    Sana çok zaman tabiblerin bile dik­katinden kaçan bir tıbbı, çok zaman âlimlerin
    bile bilemediğini bir ilmî çok yerde filozofların gafil bulunduğu, bir hikmeti öğreteyim mi? dediğinde karşısındaki «Öğret» dedi.

    Çok zaman tabiblerin bile dikkatin­den kaçan tıb kaidesi: sofraya muhakkak surette aç iken otur. Çok zaman âlimlerin boş verdikleri ilim kaidesi: sana bilmediğin bir şey sual edildiği vakit, Allah bilir, de. Çok zaman filozofların dikkat etmedikleri kaide: tanımadığın bir topluluk içinde bulunduğun zaman eğer hayır söylerlerse onlara iştirak et, şer söylerlerse ikaz edebileceksen et, edemeyeceksen orayı terk et, dedi.

    Sabır: Kur’an-ı kerîm, sabrı yetmiş küsur yerde zikrediyor. Buna dair de bir çok ehadis-i nebeviyye varid olmuştur.

    «Size en az verilen nî’metlerden biri yakîn, diğeri sabra azimdir. Bunlardan nasibini alan kimse gecesini namaz, gündüzünü oruç ile geçirmediğinden dolayı müteessir olmasın.»

    «Sabredin, genişliği beklemek ibâdettir. Eleminden şikâyet etmemek, musibetini anma­mak Allah Zül-celâlî tâ’zimden ve onun hak­kını bilmemekten ileri gelir.»



    AHLAK

    Ahlak; huylar demektir. İslam ahlakının kaynağı Kur’an-ı kerim ve Peygamber (s.a.v.) Efendimizin sünnetidir.

    İslam dini, ferd veya cemiyet olarak ver­diğimiz sözleri, bağlandığımız teahhütleri ye­rine getirmeyi, bütün işlerimizde dürüst olma­yı, adalet, insaf ve doğruluktan ayrılmamayı, gerektiği zaman kendi aleyhimize de olsa, doğruyu söylemekten, açıklamaktan çekinmemeyi, herkesle iyi geçinmeyi, riyadan göste­rişten sakınmayı her işte ihlaslı ve iyi niyetli olmayı, içimizi dışımızı temizlemeyi, başkaları­nın iyiliğini dilemeyi emreder. İffetli, nefse ha­kim, sabırlı, sebatlı, cesaretli, tevazulu olmayı, nankörlükten son derece kaçınmayı emreder. Dünyada işlediğimiz büyük, küçük, hayır, şer, bütün amellerimizin, Ahirette hesabını vereceğimizi, hayrın temelli saadete erdireceğini, şer­rin ise, hüsrana uğratacağını, işlenilen en kü­çük hayrın da, şerrin de karşılığı görülecektir.

    Ahlâkların farklı oluşu; bedenler şehâdet âleminde (dünya) birbirleriyle karşılaş­madan, ruhların, ruhlar âleminde (âlem-î er­vah) birbirleri ile tanışmalarından dolayıdır. Kimin ruhu şalin bir adamın ruhu ile tanışmışsa, bu ezelî tanışma dolayısı ile sâlih olur. İşte ahlâkın sâlih ve fâsid oluşu bundandır.



    ÇEVRENİN ÖNEMİ

    İnsanın ahlâkı bulunduğu muhite göre şe­killenir. İnsan, ahlaken bozuk bir muhitte bulunuyorsa, ondaki hilm kerem, insanlık, doğ­ruluk, haya, iffet, sabır ve şükür gibi güzel hasletler, şeytanî ve hayvanî ahlâka dönüşür. Hevâ, heves ve şehvetleri yok etmek için gayret eden insan, değerli ahlâk ve kalb te­mizliğini elde etmiş ve aslî vatanına (ahiret) sevgi beslemiş olur. Nefsi emmâreye tâbi olan ruh, hakkın emirlerine boyun eğen ruhla bir sayılmaz.

    BANA BU TEN GEREKMEZ

    Bana bu ten gerekmez, can gerektir

    Ol bakî Cennete iman gerektir

    Zehi mürşit ki bizi Hak’ka iletür

    Aşık canı ana kurban gerektir

    Bular kat, geçti kurban gerektir

    Didâr göstermeye Sultan gerektir

    Niderim uçmayı yahut huriyi

    Bana dergâhına seyran gerektir.

    Eğer Muhammed’e ümmet olursan

    Dilinde zikr ile Kur’an gerektir.

    Namaz ü vird ü teşbih, zikr ü Kur’an

    İnayet bunlara Hak’tan gerektir.

    Hakikat şerbetin içen âşıklar

    Başı açık, teni üryan gerektir.

    Âşık Yunus bu sırrı arzulayanın

    Ciğeri püryan, gözü giryan gerektir.

    Yunus Emre



    EBDAL KİMDİR?

    Ebûd-Derdâ (r.a.) şöyle demiştir:

    «Allah’ın bir takım kulları vardır ki, on­lara «Ebdal» denilir. Onlar Allah’a ne çok oruç tutmakla, ne çok namaz kılmakla, ne çok hac­ca gitmekle, ne sakallarının güzelliğiyle ulaşmışlardır. Allah’a vâsıl olmalarının sebebi verâ’da sadâkatları, sâlih amellere hâlis kalb ile sağlam niyetleri, sadırlarının selâmeti, yani kibr, kin, buğz gibi ahlâk-ı zemimeden salim bulunmaları ve bütün müslümanlara merha­metli bulunmalarıdır.» (Ruhu’l Beyân, 2/20)

    GEÇİLMEZ

    Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez

    Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez.

    İçeride bir has oda, yeri samur döşeli

    Bu odada gelsin diye çağrılmadan geçilmez.

    Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyada.

    Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez.

    Varlık niçin, yokluk nasıl, yaşamak ne topyekûn?

    Aklı yele salıverip çıldırmadan geçilmez.

    Kayalıklı boğazlarda yön arayan bir gemi,

    Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez.

    Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse hep hava,

    Yer çökmeden, yer iki şak yarılmadan geçil­mez

    Necip Fazıl



    SABIR VE TAHAMMÜL

    Ashâb (r.a.)’mdan biri bir gün en büyük musibetlere kimlerin hedef olduklarını sordu. Peygamberimiz (s.a.v.): «Her türlü musibete herkesten ziyâde peygamberler ma’rûz kalır­lar. Diğer insanlar da ruhanî mertebelerine gö­re imtihana ve musibete uğrarlar.» (İbn-i Mâce) buyurdular. Cenâb-ı Hakk (c.c.) Kur’an-ı Kerîm’inde Resûlullah’a şöyle buyuruyor:

    «Peygamberlerden şeriat sahiplerinin sab­rettiği gibi sen de sabret!» (Arikâf, 35). O (s.a. v.) da bütün sıkıntılara, Allah (c.c.)’a dayana­rak sabretmişlerdir. Hz. Peygamber (s.a.v.); hicretten önce Mekke’deki 13 seneyi meşak­kat, felâket, ıstırap ve musibetler içinde geçirmiştir. Mekke ve Taif’in katı yürekli şakileri tam 13 yıl O (s.a.v.)’nunla alay ettiler. O (s.a. v.)nu çeşitli işkencelere ma’rûz bıraktılar, her türlü hakaret ve haksızlığa bile kalktılar. Bü­tün bu sıkıntılara ancak Resûl-i Ekrem (s.a.v.) gibi bir Peygamber-i Zîşân sabredebilirdi.

    Allah (c.c.)’a yakın olanlar başarının ken­dilerine Allah (c.c.)’m bir lütfü olduğunu bilir ve O’na hamdederler. Peygamberimiz (s.a.v.) de kendilerine bir nîmet, bir muzafferiyet nail olunca; derhal şükran secdesine kapanırlardı.



    TÜCCAR’DA ŞU ÜÇ ŞEY BULUNMALIDIR

    Bazı hâkim zatlar şöyle dediler;

    — Bir tüccarda şu üç huy olmayınca, dünyada da, âhirette de fakirdir:

    — Yalandan, lüzumsuz sözden, yemin­den, temizlenmeyen dil, fakirdir.

    — Aldatmadan, hıyanetten, hasetten, temizlenmeyen kalb, fakirdir.

    — Cuma namazını, cemaatle namazı, günün bazı saatlerinde ilme çalışmayı, Al­lah’ın rızasını başkalarına tercih etmeyi, bı­rakmayan bir nefis fakirdir.



    FAKİH ANLATIYOR

    — Bir kimse kazancının helâl olmasını dilerse, şu beş şeye dikkat etmesi icab eder:

    Kazanmak sebebi ile, Allah’ın farz kıldığı ibadetlerin hiçbirini terk etmemeli, on­ları noksan yapmamalıdır. Kazanç için Allah’ın yaratıklarından hiç birine eziyet etmemelidir.

    Çalışma ile, kendi iffetini, çoluk ço­cuğunun ifetini korumayı niyetine almalıdır.
    Mal toplayıp çoğaltmayı niyetine almamalıdır.

    Çalışmada kendini haddinden fazla yormamalıdır.

    Rızkını çalışmaktan bilmemeli Allah’­tan görmelidir. Çalışmayı rızk için bir sebep
    saymalıdır.



    KENDİNİ BEĞENMEK

    Yûsuf (a.s.) birgün aynaya bakıp, yüzüne bakarak, güzelliğine taaccüb ile demiş ki: «Eğer köle diye satılmış olsam, bana baha yetmez. Çok para ederim.» Lihikmetin de kıy­metsiz bir bedel ile satılmış. «Onu değersiz bir bahâya, birkaç dirheme sattılar».

    «Muhakkak ücüb yani bir insanın kendini beğenip başkasını beğenmemesi, yetmiş se­nelik ibadeti giderir ve mahveder» (Câmiu’s-Sagîr)

    Cemâl ve kemâlin hepsi Allah Teâlâ Hazretleri’ne mahsustur. Herbir kul için Hak rıza ve muhabbetinden gayrı kayıt vesair sıfatlar­dan kurtulmağa cehd ve gayret etmek elzem­dir. Bilcümle «tasfiye yolları» pek meşakkatli olduğundan esbabına tevessül de; edep ile mihnet ve ezaya tahammül iledir. Bu hikmete binâen Nebi (s.a.v.) buyurulmuştur ki:

    «Bana edilen eza hiçbir nebide olmadı.» (Câmiu’s-Sagîr)
  • 308 syf.
    ·Puan vermedi
    Tanzimattan sonraki edebiyat tarihi yerine ciddi tarih okutsanız olmaz mı diyor selim pusat. Öğretmen soruyor bunun öğrencilere faydası ne ?
    Ve selim pusat unutamayacağım şu cümlelerini kuruyor. “Kahraman anası olmak elbette. Kül tegin’in adına dikilen taş mıdır mühim olan, yoksa onun savaşları mı ? O taşların üstündeki lehçe mi ehemmiyetlidir yoksa Kül Tegin’in kendisi mi? Oğlunu kahraman yetiştiren Kül Tegin’in anası umay, hiç edebiyat tarihi okumamıştı.. ama savaşları elbette biliyordu, yaşıyordu.. Atsız yine yapmış Atsızlığını.. Bu kitap hakkında söyleyecek o kadar çok cümlem var ki.. Uygur masalından Burkay’a, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e.. Her bi olaya konuya tarihe ayrı ayrı değinmiş sanki. Tarihi, efsanevi ve gerçek olaylar harmanlanıp çok güzel bi tat oluşturmuş. Kitabın en beğendiğim yönü tarihi ve edebi birikimi çok fazla. Bi sayfada Plevne gazisini okurken diğer sayfada sarıkamışı okuyosunuz. Ya da bi sayfada şiirlerin insanı gözyaşıyla öldürdüğünü konuşurken, diğer sayfada harbin insanı kanla öldürdüğünü aslında ikisininde ince bi çizgi oldugunun farkına varıyosunuz. Bu kitabı okuyup üzerine uzun uzun düşünmeniz gerekebilir. Şunu atlamadan geçemeyeceğim, 92. Sayfada II. Abdülhamid Han’dan öyle güzel bahsetmiş ki, Tarihe ilgisi olan ve Abdülhamidi merak edenler lütfen ilk fırsatta okusun diyorum. Sevdiğim 2 kahraman oldu;
    Üniforma sevdalısı yiğit bir asker
    Ve bir Tarih Öğretmeni.. Nedense bu kahramanlar bana çoook tanıdık ve hoş geldiler. Evet Selim Pusat’tan ve Leyla Hanzâde’den bahsediyorum. Mutlaka tanışmalısınız
  • 34.
    Kapıda, sağ eli, kullanılamayacak biçimde büzülmüş biri dikildi. Bunun üzerine, İsa kalbini Allah'a vererek dua etti ve ardından dedi: «Sözlerimin doğru olduğunu öğrenmen için diyorum ki: Allah'ın adıyla, ey adam, sakat olan elini aç ve uzat!» Adam, elini, sanki hiç sakatlık görmemiş gibi tümüyle açtı.
    Sonra, Allah korkusuyla yemeye başladılar. Ve, bir miktar yedikten sonra, İsa yine dedi: «Bakın, size söylüyorum; bir şehri yakmak, orada kötü bir adet bırakmaktan daha iyidir. Çünkü, böyle bir şey olursa, Allah, kötülükleri yok edici, kılıcı ellerine teslim ettiği yeryüzünün hükümdarlarına ve krallarına gazap eder.»
    Ardından îsa dedi: «Bir yere çağırıldığınızda, en yüksek yerde oturmamak aklınızda olsun ki, ev sahibinin daha büyük bir dostu geldiğinde size, «Kalk ve aşağı otur!» deyip utandırmasın. Bunun yerine, gidip, en altta, oturun ki, sizi davet eden gelip, «Kalk arkadaş, gel şuraya, yukarı otur!» desin. Böyle, büyük onur kazanırsın; çünkü, kendini yükselten kim olursa olsun, alçaltılır ve kendini alçaltan da, yükseltilir.
    «Bakın, size söylüyorum, şeytan başka bir günahından dolayı değil, gururu yüzünden lanete uğradı. İşaya Peygamber de onu şu sözleriyle azarlar: «Meleklerin güzeli olup, şafak gibi parlarken, nasıl oldu da gökten atıldın, ey îblis? Seni yere gönderen, gururundan başkası değildir!»
    «Bakın, size söylüyorum, eğer insan acınacak hallerini bilse, burada, yerde daima ağlar ve kendisini en düşük, her şeyin gerisinde görür. İlk insanı karısıyla birlikte, Allah'tan merhamet dilenerek, yüz yıl durup dinlenmeden ağlatan başka bir neden yoktu. Çünkü, gururları yüzünden nereye düştüklerini gerçekten biliyorlardı.»
    Isa bunları deyip, Allah'a şükretti; ve o gün, gösterdiği mucizelerle birlikte, İsa'nın ne yüce sözler söylediği Kudüs'ün her tarafında öylesine yayıldı ki, halk kutsal adını tesbih ederek, Allah'a şükretti.
    Fakat, O'nun büyüklerin gelenekleri aleyhinde konuştuğunu anlayan yazıcılar ve kâhinler daha büyük bir kinle yanip tutuştular. Ve, Firavun gibi kalplerini sertleştirdiler; bu nedenle, O'nu öldürmek için fırsat aradılarsa da bulamadılar.

    35.
    Isa Kudüs'ten ayrılıp, Erden'in ötesindeki çöle gitti; ve çevresinde oturan havarileri Isa'ya dedi: «Ey muallim, bize şeytan'ın nasıl gurura kapıldığını anlat, çünkü, biz onun itaatsizliği dolayısıyla düştüğünü ve insanı daima kötülüğe ittiğini anlamış bulunuyoruz.»
    îsa cevap verdi: «Allah, bir yeryüzü kütlesi yaratıp, başka bir şey yapmadan onu yirmi beş bin yıl bekletince, meleklerin başı ve bir hoca olan şeytan sahip olduğu büyük anlayışla, bu yer yüzü kütlesinin Tanrısı'nın, peygamberlikle işaretlenmiş yüz kırk dört bin (insan) ve ruhunu öteki her şeyden altmış bin yıl önce yaratmış olduğu Allah'ın Elçisi (ni yeryüzüne) getireceğini biliyordu. Bu. nedenle kızıp, «Bakın, bir gün Allah bu yeryüzüne bizim saygı göstermemizi irade edecek. Bu bakımdan, bizim ruh olduğumuzu ve dolayısıyla böyle bir şeyin uygun olmayacağını düşünün» diyerek melekleri kışkırttı.
    «Bu şekilde, pek çoğu Allah'ı bıraktı, Bunun üzerine, bütün meleklerin toplandığı bir gün Allah dedi: «Beni Rabb kabul eden her biriniz, hemen bu yeryüzüne saygı göstersin.»
    «Allah'ı sevenler baş eğdiler, fakat şeytan, kendi düşüncesinde olanlarla birlikte dedi: «Ey Rabb; biz ruhuz, ve bu nedenle, bizim bu çamura saygı göstermemiz adilâne (hak) değildir.» şeytan böyle deyince, çirkin ve korkunç görünüşlü oldu, ve ardından gidenler de çirkinleşti; isyanlarından dolayı, Allah kendilerinden yaratırken verdiği güzelliği çekip aldı. Bunun üzerine, kutsal melekler başlarını kaldırınca, şeytan'ın ve takipçilerinin ne korkunç birer canavar olduklarını görüp, korkuyla yüzlerini yere attılar.
    «Sonra şeytan dedi: «Ey Rabb, beni haksız olarak çirkinleştirdin, ama ben buna razıyım, çünkü, ben senin yapacağın her şeyi hükümsüz kılmak istiyorum.» Ve, diğer şeytanlar da dediler: «O'na Rabb deme ey İblis, çünkü Rabb sensin.»
    «Bundan sonra Allah, şeytan'ın peşinden gidenlere dedi: *Tevbe edin ve beni Rabb (iniz), Yaratıcınız olarak tanıyın.»
    Cevap verdiler: «Biz Sana saygı gösterdiğimiz için tevbe ediyoruz, çünkü sen adil değilsin; ama şeytan adil ve suçsuzdu ve bizim Rabb (imizdir.)
    Buna karşı Allah dedi: «Ayrılan benden ey lânetliler, artık sizin üzerinize hiç rahmetim, yok.»
    «Ve, ayrılırken şeytan yeryüzü kütlesine tükürdü ve bu tükrüğü melek Cebrail bir kısım toprakla birlikte kaldırdı ve işte bundan insanın karnındaki göbeği meydana geldi.»

    36.
    Havariler, meleklerin baş kaldırışına şaşıp kaldılar.
    Sonra Isa dedi: «Bakın, size söylüyorum ki, ibadet etmeyen şeytan'dan daha kötüdür ve daha büyük eziyet çekecektir. Çünkü, şeytan'ın önünde kovulmadan önce hiç bir korkma örneği yoktu ve Allah onu tevbeye çağıracak hiç bir peygamber de göndermiş değildi; ve insan —şimdi, Allah böyle dediği için, benden sonra gelecek ve belki de benim yolunu hazırladığım Allah'ın Elçisi dışında bütün peygamberler gelmiş bulunuyor.— ve insan, diyorum ki, Allah'ın adaletinin sonsuz örneklerini görmüş olmasına rağmen, hiç Allah yokmuş gibi korkusuz, keyfince yaşar. Davud Peygamber'in şu sözü (ne güzel örnek) : «Aptal olan içinden 'Allah yoktur' der. Bu nedenle o sefil ve iğrençtir, hiç bir iyiliği yoktur.»
    «Durmadan ibadet edin ey havarilerim ki, kazanasınız. Çünkü, arayan bulur, kendine açana (kapı) açılır ve isteyen alır. Ve ibadetinize çok konuşmaya bakmayın, çünkü Allah, Süleyman'a, «Ey kulum, bana kalbini ver» dediği gibi, kalplere bakar. Bakın, size söylüyorum, münafıklar, halk kendilerini görsün ve veli sansın diye şehrin her yanında ibadet üstüne ibadet ederler; fakat kalbleri kötülük doludur; bu nedenle de, içlerinde olan dillerinde değildir. İbadetinizi, Allah'ın kabul etmesini istiyorsamz (kalpten) yapmanız gerekir. Şimdi söyleyin bana: İlk önce, kime gideceğine ve ne yapacağına karar vermiş olandan başka kim gidip, Romalı valiyle veya Hirodes'le konuşur? Emin olun ki, hiç kimse ve eğer insan insanla konuşmak için böyle davranırsa, Allah'la konuşmak, kendisine verdiği her şey için şükredip, günahları için merhamet istediğinde ne yapmalıdır?
    «Size söylüyorum ki, pek az kişi gerçekten ibadet eder ve bu nedenle şeytan diğerleri üzerinde güç sahibidir. Çünkü Allah, kendisini dudaklarıyla yüceltenleri istemez; mabette dudaklarıyla merhamet isterken, kalplerinden adalet diye haykıranları (istemez). İşaya peygambere dediği gibi: «Beni gücendiren şu insanları benden uzaklaştır, çünkü onlar dudaklarıyla beni yüceltir, ama kalpleri benden uzaktır.» Bakın, diyorum ki, düşünmeden kayıtsızca ibadet etmeye kalkan Allah'la alay eder.
    Şimdi, kim sırtını dönerek Hirodes'le konuşmaya gider ve onun önünde, ölesiye nefret ettiği vali Pilatus'u övebilir? Kuşkusuz, hiç kimse. Hiç hazırlıksız ibadet etmeye kalkanın hali de bundan hiç aşağı değildir: Sırtını Allah'a döner ve yüzünü şeytan'a vererek, onu över de över. Çünkü, kalbinde kötülük aşkı yatar ve bundan tevbe de etmez.
    «Eğer, sizi inciten biri, dudaklarıyla «bağışlayın» derken, elleriyle size bir yumruk atarsa, onu nasıl bağışlayabilirsiniz? İşte böyle de, dudaklarıyla «Rabb, bize merhamet et» derken, kalblerinde kötülük aşkı taşıyanlara ve yeni yeni günahlar işlemeyi düşünenlere Allah merhamet mi edecek?»

    37.
    Havariler, İsa'nın sözleri üzerine ağlayarak, ona yalvardılar: «Rab, bize dua etmeyi öğret.»
    İsa cevap verdi: «Romalı vali sizi öldürmek niyetiyle yakalarsa, ne yaparsınız düşünün de, duaya kalktığınızda aynen böyle davranın. Ve, sözleriniz şöyle olsun: «Ey Allah'ımız Rabb, kutsal ismin yücelsin; melekûtun gelsin; iraden her zaman yerine gelsin; gökte yerine geldiği gibi, yerde de gelsin; bize her gün için ekmek (rızık) ver; bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de günahlarımızı bize bağışla ve bizi iğvalara kapılıp azap çektirme; bizi her şerden koru, çünkü yalnızca Sen, ebede kadar izzet, azamet ve kudret sahibi, bizim Allah'ımızsın.»

    38.
    Sonra, Yuhanna cevap verdi: «Muallim, Allah'ın Musa aracılığıyla emrettiği şekilde biz de yıkanalım.»
    İsa dedi: «Benim kanunu ve peygamberleri yok etmek için geldiğimi mi sanıyorsunuz? Bakın, size diyorum ki, Allah'ın varlığına inandığınız gibi inanın, ben bunları yıkmak için değil, gözetmek için geldim. Çünkü, her peygamber, Allah'ın kanununu ve Allah'ın diğer peygamberler aracılığıyla söylemiş olduğu her şeyi gözetmiştir. Ruhumun huzurunda durduğu Allah vardır ve diridir ki, en küçük bir hükmü yerine getirmeyen, kim olursa olsun, Allah'ı razı etmek şöyle dursun, O'nun melekûtunda en küçük bir şey olur. Çünkü, orada hiç bir payı yoktur. Hattâ, size söylüyorum ki, Allah'ın kanununun tek bir hecesi, en ağır günahı göze almadan çiğnenemez. Fakat ben, Allah'ın İşaya peygamber aracılığıyla bildirdiği şu sözlere uymanızın gerekli olduğunu aklınıza havale ediyorum : «Yıkan ve temiz ol, düşüncelerini benim gözlerimden uzaklaştır.»
    «Bakın, size söylüyorum ki, kalbi kötülükleri seven insanı deniz(ler)in tüm suyu yıkamayacaktır. Ve, yine size söylüyorum ki, yıkanmayan(abdest) kimse ibadetiyle Allah'ı razı etmek şöyle dursun, ruhuna putatapıcılığa benzer günah yükleyecektir.»
    -Bana gerçekten inanın; eğer insan Allah'a gerektiği gibi ibadet edecek olsa, istediği her şeyi elde eder. İbadetiyle Mısır'a gazap eden (kamçı vuran) Allah'ın kulu Musa'yı hatırlayın; Kızıl Deniz'i yardı da, Firavun ve ordusu orada boğuldu.- Güneşi durduran Yuşa'yı hatırlayın, sayısız Filistin askerini korkudan titretmişti; gökten ateş yağdıran îlya'yı, ölü bir adamı (mezarından) kaldıran Elişa'yı ve ibadet ve dua ile istedikleri her şeyi elde eden daha başka pek çok kutsal peygamberleri hatırlayın. Fakat, bunlar kendi kişisel amaçları için değil, yalnız Allah ve Allah'ın şanı için çalıştılar.»

    39. Adem'in Yaratılışı Ve İlk Sorusu ve Duası
    Sonra Yuhanna dedi: «Güzel konuştun ey muallim, fakat insan gururuyla nasıl günah işledi, tam bilemiyoruz.»
    İsa cevapladı: «Allah şeytan'ı kovup, melek Cebrail de şeytan'ın tükürdüğü yeryüzü kütlesini temizleyince, Allah yaşayan her şeyi, hem uçan ve hem yürüyen ve hem de yüzen hayvanları yarattı ve dünyayı içinde bulunan her şeyle süsledi. Birgün şeytan cennetin kapılarına yaklaşıp, otlayan atları gördü ve onlara, eğer yeryüzü kütlesi bir ruh olacak olursa, kendilerine eziyet verici bir iş düşeceğini bildirdi; bu nedenle de, bu yeryüzü parçasının hiçbir şeye yaramayacak şekilde çiğnemeleri faydalarına olacaktı. Atlar ayaklandılar ve hemen zambaklarla güller arasında uzanan o yeryüzü parçasını çiğnemeye giriştiler. Bunun üzerine Allah, Cebrail'in kütle üzerinden almış olduğu şeytan'ın tükrüğünün bulunduğu kirli yeryüzü parçasına ruh verdi; ve havlayan köpekler ortaya çıkınca korkuya kapılan atlar kaçtılar. Bundan sonra Allah, tüm kutsal melekler «Senin kutsal adını tesbih ederiz ey Rabb (muz) Allah» diye söyleşirken, insana ruhunu verdi.
    «Ayağı üstüne kalkan Adem, havada güneş gibi parlayan bir yazı gördü: «Allah'tan başka ilâh yoktur ve Muhammed Allah'ın Rasulû'dür.» Bunun üzerine Adem ağzını açarak, dedi: «Şükür sana ey Allahım Rabb, bana hayat nimeti verdin; fakat (senden) bana söylemeni diliyorum: Bu, «Muhammed Allah'ın elçisidir» sözlerinin mesajı ne anlama geliyor? Benden önce (yaratılmış) başka insanlar mı vardı?»
    «Bundan sonra Allah dedi: «Tabii, ey kulum Adem. Sana diyorum ki: îlk yarattığım insan sensin. Ve senin görmüş olduğun, yıllar sonra dünyaya gelecek, benim rasulûm olacak ve her şeyi kendisi için yarattığım oğlundur. Geldiği zaman dünyaya ışık verecektir; ruhu, ben herhangi bir şey yaratmadan altmışbin yıl önce semavî bir nur içine konmuştur.»
    Adem Allah'a şöyle yalvardı: «Rabb(im), bu yazıyı el parmaklarımın tırnakları üzerinde bana bahşet.» Sonra Allah, ilk insana baş parmakları üzerinde bu yazıyı verdi. Sağ elin baş parmak tırnağı üzerinde, «Allah'tan başka ilâh yoktur*, sol elin baş parmak tırnağı üzerinde de, «Muhammed Allah'ın Rasulû'dür.» Sonra, babaca bir sevgiyle ilk insan bu sözleri öptü ve gözlerini ovarak dedi: «Senin dünyaya geleceğin gün mübarek olsun.»
    Allah insanı yalnız görünce dedi: «Onun yalnız kalması iyi değildir.» Bu nedenle onu uyuttu ve kalbinin yakınından bir kaburga kemiği alarak, yerini etle doldurdu. Bu kaburga kemiğinden Havva'yı yaratıp, onu Adem'e eş olarak verdi. Bu ikisini Cennetin efendileri olarak yerleştirdi. Ve kendilerine (şöyle) dedi: «Bakın, size yemek için her meyveyi veriyorum, yalnız elmalar ve mısır hariç»; ve bunlarla ilgili olarak dedi: «Ne olursa olsun, bu meyvelerden yememeye dikkat edin, yerseniz kirlenirsiniz ve öyle ki, sizi burada tutarak azap etmem; buradan sürer çıkarının ve büyük eziyetler çekersiniz.»

    40.
    Bunları öğrenen şeytan, kızgınlığından deli oldu Ve Cennet'in kapısına yaklaştı. Orada, deve gibi ayakları ve her yanında bir ustura gibi kesilmiş ayak tırnaklan olan korkunç bir yılan nöbet bekliyordu. Düşman ona dedi: ««Bi zahmet et, beni Cennet'e koyuver!»
    Yılan cevap verdi: «Allah bana seni çıkarmamı emretmişken, ben nasıl seni içeri almak zahmetine katlanırım?»
    şeytan karşılık verdi: «Allah'ın seni ne kadar çok sevdiğini görüyorsun, ki seni insan denilen bir okka çamurun başında nöbet tutman için Cennet'in dışına koydu. Bu bakımdan, eğer beni Cennet'e alırsan, seni öyle korkunç yaparım ki, herkes senden kaçar ve arzu ettiğin yerde gider kalırsın.»
    Sonra yılan dedi: «Seni içeri nasıl koyacağım ben?»
    şeytan dedi: «Sen büyüksün; ağzını,aç, ben karnına gireceğim ve sen Cennet'e girince, şu sıralarda yer üzerinde yürümekte olan iki okka çamurun yanında beni bırakacaksın.»
    Sonra, yılan böyle yaptı ve şeytan'ı kocası Adem uyumakta olduğundan Havva'nın yanında bıraktı. şeytan, güzel bir melek gibi kadının önünde durdu ve ona dedi: «Neden şu elmalardan ve mısırdan yemiyorsunuz?»
    Havva cevap verdi: «Rabb(ımız) bize, bunlardan yersek kirleneceğimizi ve kendisinin de bizi Cennet'-ten çıkaracağını söyledi.»
    şeytan karşılık verdi: «O, gerçeği söylemez. Allah'ın kötü ve kıskanç olduğunu, bu nedenle de hiç bir dengine katlanamayıp, herkesi köle tuttuğunu bilmelisiniz ve kendisine eşit olmayasınız diye size böyle demiştir. Fakat, sen ve yoldaşın benim tavsiyeme göre hareket ederseniz, diğerlerinden olduğu gibi şu meyvelerden de yiyecek ve başkalarına tabî olarak kalmayıp, Allah gibi iyi ve kötüyü bilecek ve istediğinizi yapacaksınız. Çünkü, Allah'a denk olacaksınız.» Sonra, Havva o (meyve) lerden alıp yedi ve kocası uyandığında, şeytan'ın tüm dediklerini ona anlattı ve o da karısının sunduğu (meyve) leri alıp yedi. Bunun üzerine, yenilenler aşağı doğru inerken Allah'ın sözlerini hatırladı; bu sebepten, yemeği durdurmak isteğiyle elini, her insanın işareti bulunan boğazına götürdü.»

    41.
    Sonra, her ikisi de çıplak olduklarını anladılar; dolayısıyla utanıp, incir yaprakları alarak gizli yerleri için bir elbise yaptılar. Öğle vakti geçince, bak ki, Allah kendilerine göründü ve Adem'e seslenip dedi: *Adem, neredesin?»
    O cevap verdi: «Rabb(ım), huzurundan kendimi gizliyorum, çünkü,, ben ve karım çıplağız. Bu nedenle de, senin huzurunda bulunmaktan utanıyoruz.»
    Sonra Allah dedi: «Yediğiniz takdirde kirleneceğiniz ve cennette daha fazla kalamayacağınız meyveyi yemedikçe, sizi kim masumluğunuzdan soyup çıkarmıştır ki?»
    Adem cevap verdi: «Ey Rabb(ım), bana vermiş olduğun eş (zevce) yemem için yalvardı, ben de ondan yedim.»
    Sonra Allah kadına dedi: «Neden dolayı böyle (bir) yemeği kocana verdin?»
    Havva cevap verdi: «şeytan beni aldattı ve ben de yedim.»
    «Ama, bu mel'un nasıl girdi buraya?» dedi Allah.
    Havva cevap verdi: «Kuzey kapıda duran bir yılan onu benim yanıma getirdi.»
    Sonra Allah Adem'e dedi: «Madem ki sen karının sözünü dinledin ve meyveyi yedin, yeryüzü senin işlerinle lanetlensin, belâ bulsun; senin için iğnelikler ve dikenler bitirecektir o; ve yüzünün teriyle ekmek yiyeceksin. Ve toprak olduğunu hatırla ve yine toprağa döneceksin.» Ve Havva'ya da şöyle konuştu: «Ve şeytan'a kulak asıp, kocana yemeği veren sen, seni köle tutacak olan erkeğin egemenliği altmda yaşayacak ve doğum çekip, çocuklar dünyaya getireceksin.»
    Ve yılanı da çağıran Allah, Allah'ın kılıcını tutan meiek Mikâil'e seslenip dedi: «Önce Cennet'ten bu kötü yılanı çıkar ve dışarıda bacaklarını kes; ki yürümek isterse, yerde vücudunu sürüsün.» Ardından Allah, gülerek gelen şeytan'a seslendi ve ona dedi: «Madem sen meî'un, bunları aldattın ve kendilerini kirlettin, öyle ise ben de diliyorum ki, onların ve bana gerçekten tevbe edip kulluk yapacak çocuklarının tüm kirlilikleri bedenlerinden çıktıkta senin ağzından girsin ve böylece sen kirliliklerle doyasın.»
    şeytan sonra korkunç bir şekilde kükredi ve dedi : «Madem sen benim daha da kötü olmamı dilersin, ben de o zaman, elimden geleni arkama koymayacağım.»
    Sonra Allah dedi: «Defol mel'un, benim huzurumdan!» Sonra şeytan gitti; bunun üzerine Allah ağlamakta olan Adem'le Havva'ya dedi: «Siz de Cennet'­ten çıkın ve cezanızı çekin ve ümidiniz de yok olmasın, çünkü ben, soyun şeytan'ın egemenliğini insan cinsinin üzerinden kaldıracak şekilde oğlunu göndereceğim. Çünkü o gelecek olan, kendisine her şeyi vereceğim benim elçimdir.»
    Allah gizlendi ve Melek Mikâil onlan Cennet'ten çıkardı. Bunun üzerine Adem, çevresine bakınarak kapının üstünde yazılı olan «Allah'tan başka ilâh yoktur ve Muhammed Allah'ın elçisidir» sözünü gördü. Bu nedenle, ağlayarak dedi: «Allah'ı razı edici olsun ki ey oğlum, çabucak gelesin ve bizi perişanlıktan kurtarasın.»

    42.
    Sonra bu konuşmanın ardından havariler ağladılar ve Isa da ağlıyordu. O sırada onu bulmaya gelen pek çok kişi gördüler; kâhinler onu konuşurken yakalamak için aralarında müşavere yapmış ve bu nedenle de, Levililerle yazıcıların bazılarını ona, «sen kimsin?» diye sormaya göndermişlerdi.
    Isa itirafta bulunup, gerçeği söyledi: «Ben mesih değilim.»
    Dediler: «îlya mısın? Yeremya mısın, yoksa eski peygamberlerden biri misin?»
    Isa cevap verdi: «Hayır.»
    Sonra dediler: «Kimsin sen? Bizi yollayanlara doğru şahitlikte bulunabilmemiz için bize söyle.»
    Sonra Isa dedi: «Ben bütün Yahudiye'de haykıran ve îşaya'da da yazılı olduğu gibi, «Rabb (in) Elçisi için yol açın» diye haykıran sesim.»
    Dediler: «Eğer sen Mesih veya îlya veyahut da herhangi bir peygamber değilsen, neden yeni akide vaz'eder ve kendini Mesih'ten daha çok saydırırsın?»
    İsa cevap verdi: «Allah'ın benim elimde meydana getirdiği mucizeler, benim Allah'ın dilediği şeyleri konuştuğumu gösteriyor, ben, hiç bir zaman, sözünü ettiğiniz kişiden kendimi daha çok saydırmıyorum da Çünkü ben, sizin «Mesih» dediğiniz, benden önce yaratılmış ve benden sonra gelecek ve inancı (dini) son bulmasın diye gerçeğin sözlerini getirecek olan Allah'ın Elçisi'nin ayakkabılarının iplerini veya çoraplarının bağlarını çözecek değerde değilim.» Levililer şaşkınlık içinde ayrılıp gittiler ve ileri gelen kâhinlere her şeyi anlattılar da, (bunlar) dediler: «Onun sırtında her şeyi kendine anlatan cini var»
    Sonra îsa havarilere dedi: «Bakın, size diyorum, reisler ve halkımızın büyükleri bana karşı fırsat kolluyorlar.»
    Sonra Petrus dedi: «Öyleyse, bir daha Kudüs'e gitmeyin.»
    Bunun üzerine îsa ona dedi: «Sen budalasın ve ne söylediğini bilmiyorsun. Pek çok eziyetler çekmem gerek, çünkü, bütün peygamberler ve Allah'ın kutsal (kullar)'ı çekmişlerdir. Ama korkmayın, bizimle birlikte olanlar da vardır, bize karşı olanlar da.»
    Ve İsa böyle deyip ayrılarak Tabur dağına gitti ve oraya yanında Petrus, Yakub ve kardeşi Yuhanna'yla bunu yazan da çıktı. Bunun üzerine üstünde büyük bir nur parladı, elbiseleri beyaz kar gibi oldu ve yüce güneş gibi ışıldadı ve bir de ne görelim! Oraya cinsimiz ve kutsal şehir üzerine gelmesi gereken tüm şeylerle ilgili olarak îsa ile konuşan Musa ve llya gelmesinler mi?
    Petrus şöyle konuştu: «Rab, burada bulunmakla iyi ettik. Bu bakımdan, eğer dilerseniz, burada biri sizin için, biri Musa ve diğeri de îlya için üç çardak kuralım. Ve, o konuşurken, beyaz bir buîut üzerlerini örttü ve «Kendinden çok hoşnut olduğum kuluma bakın; onu dinleyin» diyen bir ses duydular.
    Havariler korkuya kapılarak, ölü (gibi) yüz üstü yere düştüler. îsa geldi ve havarilerini kaldırıp dedi: «Korkmayın, çünkü Allah sizi seviyor ve benim sözlerime inanmanız için böyle yapmıştır.»
  • 16: Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir mekâna çekilmişti.
    17: Onlarla arasına bir perde çekmişti. Biz de ruhumuzu ona göndermiştik de o kendisine sapasağlam bir insan şeklinde görünmüştü.
    18: Meryem demişti: "Ben senden, Rahman'a sığınıyorum. Takva sahibi biriysen dikkatli ol."
    19: Ruh dedi: "Ben, sadece Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir oğlan bağışlamak için buradayım."
    20: Dedi: "Benim nasıl oğlum olur; bana herhangi bir insan dokunmadı. Ben bir kahpe de değilim."
    21: Dedi: "İşte böyle! Rabbin buyurdu ki: 'O benim için çok kolaydır. Böyle olması onu, insanlara bir mucize ve bizden bir rahmet yapmamız içindir. Hükme bağlanmış bir iştir bu."
    22: Ona gebe kaldı. Ardından da onunla uzak bir mekâna çekildi.
    23: Nihayet doğum sancısı onu, bir hurma ağacının kütüğüne götürdü. "Ah dedi, keşke daha önce ölseydim, keşke unutulup gitseydim."
    24: Altından ona şöyle seslendi: "Tasalanma, Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirdi."
    25: "Hurma ağacının kütüğünü kendine doğru salla, üzerine olgun, taze hurma dökülecektir."
    26: "Artık ye, iç. Gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen şöyle söyle: 'Ben Rahman için oruç adadım. Onun için bugün, insan cinsinden hiç kimseyle konuşmayacağım."
    27: Meryem, onu taşıyarak toplumuna getirdi. "Ey Meryem, dediler, şaşılacak bir iş yaptın!"
    28: "Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir adam değildi. Annen de bir kahpe değildi."
    29: Meryem, çocuğa işaret etti. Dediler: "Beşikteki bir sabiyle nasıl konuşuruz?"
    30: Sabi dedi: "Ben Allah'ın kuluyum. O bana kitap verdi, beni peygamber yaptı."
    31: "Beni, bulunduğum her yerde kutsal ve bereketli kıldı. Yaşadığım sürece bana namazı, zekâtı önerdi."
    32: "Anneme iyilik etmemi önerdi. Beni zorba bir eşkıya yapmadı."
    33: "Selam bana doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kaldırılacağım gün."
    34: İşte Meryem'in oğlu İsa budur! Hakkında kuşku ve çelişmeye düştükleri şeyin doğrusu bu sözdür.
    35: Bir oğul edinmek Allah'a asla yakışmaz. O'nun şanı yücedir. Bir iş ve oluşa karar verdi mi, ona sadece "Ol!" der, o hemen oluverir.
    36: Şüphesiz, Allah, benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O halde O'na ibadet edin. Dosdoğru yol budur.