• Gönlü yorgun, gözü nemli olana…
    Özlediklerimize, salınarak girecekleri bahçeler yaptık, özledik, özledikçe dua ettik.
    Sevmek hissetmekti iki gözüm, sessizliğin üstesinden gelemediğimizde dile döktük, yazdık, türkü söyledik. Ağlamanın kıyısında dururdu gülüşün, söylemek isterdim de susardım. Susardın. Duyardım söylediklerini.
    Yaşamak bazen dar yollardan, korkulu ormanlardan, uçurum kenarlarından geçmek olurdu. Başımız döner, ruhumuz yaralanır, insanlığımız örselenirdi. Yürürdük. Yol terbiye eder, yol öğretirdi.
    Ağlardın, bir gonca gülü yıkardı gözyaşların. Ağlardın ve kalbine çekilirdin.
    Hasret duyduklarımız vardı. Her kavuşma yeni bir hasretin habercisiydi.
    Hikmet, sınandığımızı unutmamak; hikmet, daha iyi insanlar olabileceğimize inanmaktı. Sabırsızlığımıza, kırgınlıklarımıza, hüznümüze mağlup olurduk.
    Oysa "Hiçbir faninin ‘her zaman’ demeye hakkı olmadığı gibi ‘hiç bir zaman’ demeye de hakkı yoktu."
    Özlemle, hüzünlü bir mutlulukla taşırdık kalbimizi, kalbimizdeki bahçenin sahibini.
    Hazine sayar, kimselere bırakamazdık hasretimizi.
    Bir kuş yuvası olurdu kalbin kalbime.
    Çok söylesem de aynı söyleyeceğim, çok söylemek de doğru değil.
    Bilesin, bütün sıfatlarım mahcuptur kalbinin önünde.
  • AYRILIK ACISI
    Ey sevdiğim senden ayrıldığımda,
    İçimi bir sızı yaktı derinden.
    Çok acı bir duygu ruhum ürperdi.
    Yaralandı gönlüm bin bir yerinden.

    Yolun açık olsun, git güle güle.
    İyi yolculuklar, selamet ile.
    Daha buradayken özledim bile.
    Akmasın bir damla yaş gözlerinden.

    Şimdi gidiyorsun, gönlümüz üzgün.
    Sen uzak yerdesin, ben ise sürgün.
    Dilimiz sessizdir, ruhumuz yorgun.
    Gündüzler karanlık gecelerinden.

    Deryaları aşar gerçek sevgiler.
    Kelebekler, kuşlar mutluluk diler.
    Baharda açacak bunca çiçekler.
    Menekşesi gülü, lalelerinden.

    Hasretliğim vardır, o bakışına.
    Deli divaneyim döndüm şaşkına.
    Artık dön diyorum, allah aşkına.
    Sarılıp tutayım senin elinden.

    Sanki beni sardı bir demir kafes.
    İçim yangın yeri alamam nefes.
    Haber geldi diye duyarsam bir ses.
    Serinlik sayarım seher yelinden.

    Dönüşündür bana sevinçli haber.
    Dön de bitsin derim, bu hasret yeter.
    Çalıp söyleyelim yine beraber.
    Neşeli, neşeli sazın telinden.

    ZAYİ OZAN - İlhan Ateş
    Ordu, Şubat 1982

    Bu şiiri, şiir tarihi itibarı ile nişanlim olan
    sevgili eşime iş gereği ayrı kalışımda yazmıştım.
    (Eşim 27/06/2016 tarihinde de vefat etmiştir.)
  • Beden giymiş ruhumuzla dolaşırken alemde,
    karşılaştığımız tüm aynalarda seyrederiz kendimizi, içimizde çağlayan duygularımızın şarkısıdır kulaklarımızda çınlayan en derinden, her notası fısıldar bize bizdekini dinlediğimiz tüm aynalardan ...Aynalardan aynalara koşarız aynalarda buluruz/kaybederiz her daim kendimizi...Kırarız kırılırız, çoğalırız azalırız birbirimizde, aynaların er meydanında veririz en çetin kurtuluş savaşlarımızı, aynalarda imzalarız en huzurlu barış antlaşmalarımızı ...
    Aynalarda ulaşırız ancak, aynalarda dokunuruz sadece kendimize, sevdiğimiz, nefret ettiğimiz hersey, aynalarda seyrettiğimiz bizden başkası değildir bunu bilmesekte ...Bazı aynalar sığınağımız olur karar kılarız onlarda bir zaman,
    yorgun ruhumuzun dermanı kesildiğinde dinleniriz soluklanırız onlarda nefes nefese, demli bir can çayı eşliğinde sohbetlerimiz olur, loş can köşelerinde, can buluruz adeta can katarız birbirimize ....Sonra yeni kışlar/baharlar yaşar ruhumuz, deli divane duygularımız ihtilal yapar kalbimizde el koyar yönetime, tekrar yollara çıkarız yeni aynalar aramaya koyuluruz bu sonsuz ayna pazarında binbir ümitle...Tarifini bilmediğimiz, ifadelerimize sığdıramadığımız bir BEN in aşığıyız kendimizde, mecnunuz BEN çöllerinde bir yudum suya hasret kavrulmuş dudaklarımız ...
    ''Her neye bakarsan kendi yüzündür; kimde ne görürsen kendi özündür'' der koca Yunus...Aynalarda döner durur suretimiz durmadan, aynalarda yansır binbir yüzle bize, bir sefer olsun göz göze gelmek ister, dokunmak için akmak için bizdeki bize...
    as
  • Bu sözleri çok önce, henüz bedenimiz bu kadar yorgun düşmemiş , henüz ruhumuz bu kadar örselenmemiş, henüz gönlümüz umutlarla doluyken söylemiştin...
  • Beden giymiş ruhumuzla dolaşırken alemde,
    karşılaştığımız tüm aynalarda seyrederiz kendimizi, içimizde çağlayan duygularımızın şarkısıdır kulaklarımızda çınlayan en derinden, her notası fısıldar bize bizdekini dinlediğimiz tüm aynalardan ...Aynalardan aynalara koşarız aynalarda buluruz/kaybederiz her daim kendimizi...Kırarız kırılırız, çoğalırız azalırız birbirimizde, aynaların er meydanında veririz en çetin kurtuluş savaşlarımızı, aynalarda imzalarız en huzurlu barış antlaşmalarımızı ...
    Aynalarda ulaşırız ancak, aynalarda dokunuruz sadece kendimize, sevdiğimiz, nefret ettiğimiz hersey, aynalarda seyrettiğimiz bizden başkası değildir bunu bilmesekte ...Bazı aynalar sığınağımız olur karar kılarız onlarda bir zaman,
    yorgun ruhumuzun dermanı kesildiğinde dinleniriz soluklanırız onlarda nefes nefese, demli bir can çayı eşliğinde sohbetlerimiz olur, loş can köşelerinde, can buluruz adeta can katarız birbirimize ....Sonra yeni kışlar/baharlar yaşar ruhumuz, deli divane duygularımız ihtilal yapar kalbimizde el koyar yönetime, tekrar yollara çıkarız yeni aynalar aramaya koyuluruz bu sonsuz ayna pazarında binbir ümitle...Tarifini bilmediğimiz, ifadelerimize sığdıramadığımız bir BEN in aşığıyız kendimizde, mecnunuz BEN çöllerinde bir yudum suya hasret kavrulmuş dudaklarımız ...
    ''Her neye bakarsan kendi yüzündür; kimde ne görürsen kendi özündür'' der koca Yunus...Aynalarda döner durur suretimiz durmadan, aynalarda yansır binbir yüzle bize, bir sefer olsun göz göze gelmek ister, dokunmak için akmak için bizdeki bize...
    as
  • Eskisi gibi değiliz hiç. Yorulduk biraz, kırıldık, sessiziz, ruhumuz çöktü bir taraftan. Düşünceliyiz, dargınlık da var tabi üzüntülüyüz.