• 223 syf.
    ·10/10
    'İslam ve İnsan Mevlâna ve Tasavvuf' kitabın adı olsada esasında temelde "Ahlak" üzerine kaleme aldığı İslamin 'ahlâk'dininin olduğunu yaptığı bereketli çalışmaları ile münevver,nadir mütefekkirlerden biridir Nurettin Topçu.

    ▪İslam Ahlakı
    İslâm ahlâkına gelince, ahlâk İslâm dininin özü, esası ve bizzat kendisidir. Müslüman olmak, İslâm ahlâkına sahip olmaktır, onu kendinde yaşatmaktır. Akıl ve hikmet gözüyle de Ku'ran'da en büyük ve esaslı yer tutan, ahlâktır. Müslümanlığın huy güzelliği olduğunu söyleyen Peygamber, İslâm davasının veciz ifadesini ortaya koymuştur. İslâm ahlâkının gelişmesini, Büyük Peygamber'in ilahî vahyi adım adım takip eden hayatında tanımaya çalışacağız. İlahî emri bekleyen ilk hareketlerin kaynağı, Peygamber'in ruhunda kaynayan aşk olmuştu. Hira dağındaki ilk vahyi karşılayan aşk, daha sonra Peygamber'in ruhunu miracında ilahî huzura çıkardı.

    Esasen ahlâk birdir. İlk dinle insanlığa sunulmuştur. İslâm dininde kemâline ulaşmıştır. Felsefe tarihi içinde bir çok ahlâk sistemleri ortaya koyulmuştur. Lâkin İslâm dininin insanlığa ilahî hediyesi olan ahlak, yeryüzünde hiçbir şekilde eşi gösterilmeyecek büyüklüktedir.

    ▪İnsanın Sefaleti
    Yaratıkların en şereflisi sayılan, hem de onların en sefilidir. Dağların kabul etmediği emaneti üzrine alan insan sefaleti, içte ve dışta pekçok ve içinden çıkılması çetin çelişmeleri yaşatması olmasından ileri geliyor.

    ▪İnsan ve iç gözlem
    İç gözlem, içimize çevrilip nefsimizle başbaşa kalmaktır diyor yazar.
    Durumun psikolojik metod olduğunu artı insanın iç dünyasını araştıran bir ilmin ve metodu olmakla kalmaz, yaşıyan her insan kendini tanıması ve tanıyarak hareket etmesi, içindeki âlemi dışında da gerçekleştirebilmesi için tutacağı yoldur.

    Daha sonra şunu ekliyor; İnsan kendi iç gözleminde uzaklaştığı nisbette otomat ve taklitçi olmaya mahkumdur. Yani alemine kuvvetle dalmayan insan etrafındakilerini taklit eder, genel akışa kendini kaptırır, herkes gibi olur.

    ▪Bilmek ve Düşünmek
    Biliyoruz ki hakikat, ruhun sevgilisidir ve bu aşkın çocuğu,düşünmektir.
    Sormanın bilmek olduğunu, düşünmenin yaşamak oldugunu tevil ediyor.
    Nurettin Hocamız bilginin yanında düşünmenin muhakkak olduğunu, ruhun düşünmeden hakikate ulaşamayacağını ilgili bölümlerde ısrarla vurguluyor.
    Çünkü düşündürmeyen bilgi kısır bir sevdadır. Lakin kafa ambarlarına doldurulan her çeşit bol bilgi yükü, düşünme ile işlenmedikten sonra boş bir hafızadan ibarettir.
    Bilgi düşünce ile yoğrulunca engin ufuklara geniş dimağlara götürücü kuvvet sağlar

    İslam dünya'sının da geri kalmasında en büyük etken düşünmeyi bırakıp, hakikat diye kalıplanmış düşüncelere bağlanmalarıdır diyerek bilim ile düşünmenın ayrılmaz bir bütün olduğunu ifade ediyor.

    Hasılı;
    Kitaba dair o kadar yazacak cümle ve konu var ki en güzeli en kısa zamanda bu eseri okuma(m)nız derim.

    Sürç-i lisan ettiysem affola...

    Vesselam
  • 208 syf.
    ·9/10
    Es Selam Dostlar…

    Ahlak üzerine yaptığı bereketli çalışmaları ile münevver , nadir mütefekkirlerden biri Nurettin TOPÇU…
    Avrupa’da Ahlak Felsefesi üzerine doktora yapmış ve Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe doktorası yapan ilk Türk olarak kayda geçmiştir.
    Fransa’da kalması yönünde yapılan teklifleri kabul etmeyip Türkiye’ye dönmüş ve Abdülaziz Efendi (Bekkine) ile tanıştıktan sonra hayatı boyunca ona intisap etmiştir.
    Hepimizin bildiği gibi sıra dışı bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu noktada Nurettin TOPÇU hocamızın İslam dünyasına dair tespitleri kayda değer.
    Her sene yüz binlerce ziyaretçi ile dolan Kabe’yi ne kadar ziyaret etsek de birlik ve beraberliği sağlayamıyoruz. Bunun sebebi de ne siyasi ne ilmi ne de fikridir. İslam’ın temelinden ve Kur’an ahlakından uzak kalmamız en büyük etkendir der Üstad.
    Bu noktada geçmişten beri Pagan kültürünün yansımalarını şu cümleleri ile net bir şekilde (dini istismar) ifade etmiştir.
    ‘‘Asırların artığı sözde din adamları, devrimizin maddeci yıkımını göstererek kendilerinin ALLAH YOLCUSU oldukları vehmini halka sunuyorlar.’’
    Filhakika ;
    ‘’ALLAH YOLCULUĞU ,mevlidhanlıktan , duacılıktan ,mukabelecilikten ve kasidecilikten geçmediği gibi kinin , tekfirin , tehdidin ve ruh karartıcılığının da ilahi yolculuğa yoldaşlığı olmadığını ,yolumuzun İslam’ın sahih kaynaklarındaki (Kur’an-Sünnet) nurlardan fışkıran ümit ile iman sevdasının aleme ve Allah’ın bütün kullarına ulaştırma yoludur. İslam’ın insanla birleştiren yolda işte budur.’’diyerek çözümü daha doğrusu reçeteyi bizlere sunmuştur.
    Peki aciz insanlar olarak sonu olan dünyamızda sonsuzluğa hislerimizle mi akıl ile mi ilham ile mi ulaşırız sorusuna cevaben der ki;

    Hisler;cüz’idir , egoisttir,kördür.

    Akıl hislerin üstünde olup ebedi ve alemşumuldur. Sağlam ölçülere sahip olup hisler gibi yanılmaz. Akıl insana kendini kaybettirmez bilakis kendine getirir. Mümeyyiz vasfı ve hayali hakikatte ayırt ettirir.

    İlham ise; bizleri sonsuzluğa ulaştıran his ve akıldan da üstün olan ilahi unsurdur.

    Değerli Dostlar!
    Yaşadığımız postmodern dünyada Üstadın şu sözleri günümüz din anlayışı ne güzel ifade etmektedir;
    İnsanlığın kurtuluşu için inen İslam dini ,kabuklanmış kaideler ,kin kuvvetleri,şiddet tehditleri , din adına manevi bezirganlık ile birlikte İslam ruhunun yaşandığı ashab ahlakının yerine geçmişten günümüze kadar kaideci taassup anlayışı hakim olmuştur.
    İslamı yükseltmek ve bu bağnazlıktan kurtulmak için yapmamız gereken şudur ki;

    İslam ideali ,insan idealidir.

    İnsan ideali, kalp tekniğine muhtaçtır.

    İlimle ahlakın birlikteliği ile hikmet ile, kalbi inkişaf ile yol almaktır.

    Bu bağlamda hep beraber bir tefekküre ne dersiniz?
    Her varlığa bağlanan ve dünyalara sığmayan her ümidin arkasında yokluk gizlidir desem katılır mısınız bana?
    Ve geriye dönüp baktığımızda sonsuzluk isteğinin hasıl olduğu bu dünyada iyilikle fenalık hep mücadele içinde olacaktır ve olmaya devam edecektir. Bizlerde biliyoruz da maalesef fenalık bir adım öndedir. Bizleri rahatlatan unsur ise dünya fani, diğer
    alemin baki olması ümidi…
    Ve ilahi huzurda kazanacak olanların hep iyilerin olması…

    Her varlığın koşarak hiçliğin kucağına atıldığı bu alemde zerre sonsuzluk inancı ruhumuzu doyum,fazilet ve hayatı yaşamaya değerli kılan saadet hazinesidir.
    Bizler yaratılmışların en şereflisi olmamızın yanında kabul edelim ki en sefihi de olabiliyoruz.
    Dağların kabul etmediği emaneti üzerimize de alarak her türlü hal, hareket ve davranışlardan sorumlu bir varlık olmuşuzdur.
    Bu sorumluluk nasıl yerine getirilir?
    Üstad der ki;
    Allaha yönelik ahlaki fazilet şairimizdir. Bunu terk ettiğimiz an çirkefleşiyoruz,bambaşka bir karakter bürünebiliyoruz. Bunca sefih davranışların barındığı bir dünyada yaşamak şüphe yok ki çetin bir imtihandır. Hayat mektebinde bu sınavı başarabilmek için ilk şart aşka ulaşabilmektir, aşk yolu dinin yoludur, fani olan varlıkta vücud ,çehre,emeller ve şekiller silinir ve yalnız ‘’ALLAH AŞKI varlığın mutlak sevgisi olarak zuhur eder.
    O aşk ki,
    Fuzuli sezdi,
    Yunus anladı, anlattı…
    Turdaki Musa dayanamadı,
    Miraç’ta Muhammed murada erdi…

    İÇ GÖZLEM

    En can alıcı tespitlerden…
    İç gözlem;bir nev’i nefsimizle baş başa kalmak,kalabilmek,hatta psikolojik bir metod da diyebiliriz .
    Diyor ki Üstadımız;
    İnsan kendi iç gözleminden uzaklaştığı nispet ile otomat ve taklitçi olmaya mahkumdur. Bir buçuk asırdır yaptığımız millet olarak iç gözlemden uzak kalmamız değil midir?
    Nihayetinde iç gözlem en büyük yararımız olup hayatımızın merkezine almadığımızda her alanda taklitçilik hatta putlaştırma tipi davranışlar hasıl olabilmektir.
    Ki iç gözlem küçük yaştan itibaren öğretim metodu olarak gençlerimize uygulansın ve sonucunda ezbere dayalı iradesiz mecalsiz şaşkın bırakan unsurlardan beri olalım …

    Nurettin Hocamız bilginin yanında düşünmenin muhakkak olduğunu, ruhun düşünmeden hakikate ulaşamayacağını ilgili bölümlerde ısrarla vurguluyor.
    Çünkü düşündürmeyen bilgi kısır bir sevdadır. Lakin kafa ambarlarına doldurulan her çeşit bol bilgi yükü, düşünme ile işlenmedikten sonra boş bir hafızadan ibarettir.
    Bilgi düşünce ile yoğrulunca engin ufuklara geniş dimağlara götürücü kuvvet sağlar

    İslam dünya’sının da geri kalmasında en büyük etken düşünmeyi bırakıp, hakikat diye kalıplanmış düşüncelere bağlanmalarıdır diyerek bilim ile düşünmenın ayrılmaz bir bütün olduğunu ifade ediyor.
    Bu yüzden bu tarz davranışları ile;

    Kur’an ruhundaki mana gömüldü.

    Kur’an kendi hayat sahnelerine icra edildi.

    Cennet deyince parlak bir gazino benzeri ,huri ve gılman denilince dişili, erkekli garsonlar düşünülüp heveslenildi.

    Yapılan Kur’an tefsirleri mana ve hüviyetinden uzak bir şekilde yapıldı
    gibi örneklerle düşüncesini pekiştirmeye çalışıyor.

    Hamiş;
    Düşünmek ruh selameti aramaktır.o’n da manaya ulaşmaktır.


    Peki nasıl bir Müslümanlık,nasıl bir kişilik?
    Bütün dinlerin geneline baktığımızda , insanların ahlakını yükseltmeye çalıştıklarını görürüz.
    Ve idrak ederiz ki her dininde kendine özgü ahlak kuralları vardır ve bir sistemde belirli esaslar çerçevesinde teşekkül ederler.Mensup olduğumuz dine baktığımızda esasların temeli de;

    menfaatsizlik,

    sonsuzluğa uzanma

    aşk ve

    samimiyet kapsar.

    İşte ruh arayışı bu dört unsur ile yükselmektedir. İslam Alemi’nde geri kalmasının en büyük etkenlerden birininde ruh ve ahlak düşüklüğü olduğunu pek iyi anlıyoruz diyebiliriz. Ki en az üç yüz yıllık hurafecilikte fikir esaretinden ve taassup kabusundan kurtulamayan İslam dünyası hala bu kabus ve esaretin tazyiki altında bulunmaya devam etmektedir.
    Ne yazık ki bunun yansıması,zamanımızın dini,kültür ve neşriyatı,hep eskilerin tekrarı,hikayesi,övülmesi ve tabullaştırılmasından ibarettir.

    DİN EĞİTİMİ…
    Daha doğrusu Din Adamı nasıl olmalı ( Kendime de pay biçtim alındım:)))…
    Üstad bu konuda oldukça hassas ve bir o kadar da düşünceli…
    Din Adamı,söz ile yazısı bir ve özellikle ahlaki ile halka örnek olmalıdır.
    Genç kalplerin iç yaralarna merhem olan, kin ile kibirden temizlenmiş bir eğitim neferi…
    Ayin,terennüm,teganni,temcit işlerinden uzak duran…
    Unutmayalım ki İslam’ın aslında ruhban sınıfı olmadığı gibi bir yüzü merasim ve teganni olan Din Adamları sınıfı da yoktur .

    DİN TERBİYESİ
    Din cehaletin değil,ilmin,hikmetin ve felsefenin konusudur.
    Din terbiyesi cahilane bir anlayış ile yapılacak bir eylem değildir.
    Din terbiyesi şahsiyet terbiyesidir.
    Çok bilgi,hikaye ve öğütler insanı dindar yapmaz.
    Ancak AŞK Terbiyesi ile verilir dini terbiye…
    ,ilmi, sanatı, ahlakı ve insanlığı severek ALLAH’a ulaşmaya kabiliyetli bir ruh övgüsüdür.

    İSLAM AHLAKI
    Ahlak,İslam dininin özü,esası hatta bizzat kendisidir.
    Bize düşen ise bu mantık anlayışına sahip olmaktır, kendimizde yaşamaktır.
    Akıl ve hikmet sözüyle Kur’an’ın en büyük en esaslı kavramı da Ahlaktır.
    Ebediyet’in mutlu bir yolcusu olabilmemiz için Ahlak-ı Aşk ile yaşamamız elzemdir.
    Ve diyoruz ki;
    alemde ahlaktan daha güzel,daha gerçek bir şey yoktur .

    Demem o ki;
    Sayfa 130 ‘a kadar inceleme yaptığımı vurgulamak istiyorum öncelikle.
    Niçin Mevlana ve tasavvuf konusu hakkında yazmadığım bahsine geçince…
    Bu konuda daha detaylı ve ilmi bir araştırma ile ki çok çetrefilli bir konu, ayrıyeten bir değerlendirme yapmayı düşünüyorum…

    Hasılı;
    Kitaba dair o kadar yazacak cümle ve konu var ki en güzeli en kısa zamanda bu eseri okumam(n )ız derim.

    Var ise hatamız affola.. Dil sürçer kalem yanılabilir….

    Selam ve dua ile..!
  • Herşeyi akıl ile çözmek isteyen kişi,
    Tahta ayak takmış kimselere benzer.
    Kısa aklına uydurmak ister her işi,
    Dün yaptığını,bugün bozmak ister.
  • Dilinle istediğin kadar kelime-i Tevhid'i zikret ne fayda ?
    - Eğer gönlün ve görüşün teslim değilse,bu sözlerin hiçbir değeri yoktur..