Duyuyorum… kulağıma geliyor. İnsanlara “ayrıldık” diyormuşsun.
Kendine yakıştırdığın bu basit kelimenin arkasına saklanma artık. Çünkü biz “ayrılmadık.” Sen, “evim, yuvam” dediğin kadını gözünü kırpmadan terk ettin.
Bir ayrılık iki kişiyle olur. Ama burada tek bir giden vardı: sensin. Ben kalmayı, mücadele etmeyi, sahip çıkmayı seçerken; sen kaçmayı seçtin. Şimdi bunu sıradan bir hikâye gibi anlatman, seni hafifletmez… sadece ne kadar kolay vazgeçebildiğini gösterir.
Hani “yuvam” diyordun ya… İnsan yuvasını böyle yarım bırakmaz. İnsan yuvasını başkalarına anlatırken kelimeleri eğip bükmez. Ama sen yaptın. Hem de arkanı bile dönmeden.
Şimdi iyi dinle: Geri dönme. Çünkü senin bıraktığın o yer artık yok. Ben o kapıyı kapatmakla kalmadım, o eşiği de sildim. Senin “yuvam” dediğin yeri ben içimde yaktım, küle çevirdim. Ve o küllerden artık ne bir umut çıkar, ne de yeniden bir hayat kurulur.
Belki bir gün anlarsın… kaybettiğin şeyin bir insan değil, sana ait olabilecek en gerçek şey olduğunu. Ama o gün geldiğinde bile, artık hiçbir anlamı olmayacak.
Herkes kendi yoluna. Senin yolun bensiz, benim yolum da artık sana kapalı.
Ve şunu unutma: Bu bir ayrılık değil… bu senin vazgeçişin, benim de bitirişim.