• 248 syf.
    ·4 günde·8/10
    Delinecek bir gemi ,
    Tamir edilecek bir duvar,
    Öldürülecek bir çocuk...
    Evett İskender Pala Osmanlı zamanında yaşanan harika bir ihanet olayını yazmış. Kitap Osmanlı döneminde geçmiş olsada günümüzü de anlatmıyor değil hani! Kendini kötülüğe adamış ruhunu şeytana satmış hatta şeytandan bile beter hırs intikam kötülük dolu şahsiyet Ornio namı diğer Kara karga! Tanrıya olan öfkesi ve ona karşı açtığı savaş! Çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum okuyun pişman olmazsınız!
  • 248 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Hz Musa ve Hizir a.s beraber ciktiklari yolda Hz Musanin Hizir aleyselamin yaptiklari karsindaki tepkileri ve icindeki iyi niyetin isiginda baslayan Iskender Pala Itiraf kitabi Ornionun Osmanli topraklarina ruhunu seytana satmis olarak gelip.
    Zekasini ve yeteneklerini intikami ugruna hem kendisine hemde hayran oldugu Molla Lutfiye zararini anlattigi kitap,
    Iskender Palanin keskin cumleleri doyurucu bilgileri ile yine kaleminden damlayan murekkebin hakkini vermis Ustat
  • Almanlar'ı kimse durduramazdı. Yenilemezlerdi, işlerini gerçek bir ustalıkla görüyorlardı. Diğer ülkelere nefret tohumları saçıyor, koca koca ulusları yok edebiliyorlardı. Her Alman, ruhunu doğar doğmaz şeytana satmış olmalıydı. Güçlerinin sırrı burada aranmalıydı.
  • Onu sevdiğime öfkeleniyordum...

    "Seni sevip sevmedigimi ben değil, gecenin karanlığında bakirelik odasını kirleterek, kıyamet gününe dek bağışlanmayacak bir günah işleyen, ruhunu satmış, yüreğine egemen olamayan budala, serseri kız bilir.."
    Dostoyevski
    Sayfa 88 - Roman Yayınları
  • Batıdan pozitivizmin döküntüsünü almışız. Avrupa insanı hiç değilse Aristo mantığına inanmış. Belki ruhunu öldürmüş, maveraya sırtını çevirmiş, büyük, ebedî ve mutlak hakikate yabancı kalmış. Bir kelime ile ruhunu satmış şeytana. Ama madde dünyasında zaferler kazanmış. Kıtalara ferman dinletmiş. Ve dinletiyor. Avrupa, yarım. Biz yarım bile değiliz.
  • Daha geçen haftalarda ayşe arman'ın ne kadar etik dışı bir gazeteci(!) olduğu ortaya çıkmışken doğan kitap'ın sosyal medyada bu samimiyetsiz kadını kitaplarla alakalı her konu başlığına sokuşturması gerçekten midemi bulandırıyor.

    Ya kadın para karşılığı köşe yazısında insanları markaları övüyor yahu. Bildiğin ruhunu şeytana satmış bir kitabevi nin bu kadınla ne işi olur. Cidden insanı irite ediyorlar. Ayşe Arman gibi kalitesiz bir kadını bir kitap standında görmek bile edebiyattan soğumak için bir sebep!
  • 224 syf.
    ·2 günde·8/10
    Olağanüstü Bir Dostluk: İnsan Bowen ile Kedi Bob’un Öyküsü

    Kitap dostu bir arkadaşımın önerisiyle, Youtube’da, ITV.com’un Nisan 2012’de ve BBC’nin Şubat 2013’te yaptığı iki video röportajı seyrettim. Röportajlarda iki esas oğlan vardı: Gitarıyla müzik yapan ve eski bir eroinman olan sokak sanatçısı, şimdilerde ise yazar James Bowen ve onun akıllı mı akıllı –şu an yaklaşık yedi yaşında olan- sarman cinsi ve adı Bob olan kedisi. Videolarda Bowen ve Bob, İngiltere’de Hodder & Stoughton Yayınevinden çıkan ve ikisinin imzalarını taşıyan ve orijinal ismi “A Street Cat Named Bob” olan, Türkiye’de Yabancı Yayınlarından Türkçe çevirisiyle “Sokak Kedisi Bob” adıyla çıkan özyaşamsal tarzındaki kitap hakkında görüş bildiriyorlardı. Aslında Bowen ve Bob’dan bahseden videolardan onlarcası var Youtube’da ve sadece ITV.com röportajı, şu an için, yedi yüz elli bin hit almış durumda. Bu arada, ilk olarak 2010’un Eylül ayında yayınlanan bu kitap, sadece yetmiş altı hafta içinde tam yirmi dokuz farklı dile çevrilerek bir milyondan fazla kopya satmış. Yine orijinal adı “The World According to Bob” olan kitap (Türkçesi “Bob’un Dünyası”) Temmuz 2013’te yayınlanarak maceraya devam der adeta. Ayrıca, ilk kitabın çocuklar için hem özet (Şubat 2013) hem de resimli (Nisan 2014) iki farklı sürümü de yayınlanır aynı yayınevinden.Bowen aslında bir yazar değildir. Bir sokak sanatçısı ve uyuşturucudan arınmaya çalışan eski bir keştir. Bowen, 2010 yılında menajeri Mary Pachnos’un önderliğinde, gölge (hayalet) yazarı Garry Jenkins ile beraber çalışıp epey kalabalık bir ekibin de yardımını alıp bu kitabı yazıya dökerek yazarlığa ilk adımını atar.

    Bob’dan Öncesi

    Kahramanımız Bowen, İngiltere’nin güney doğusundaki Surrey’de 15 Mart 1979’da dünyaya gelir. Balık burcudur; tabiatı gereği duygusal, romantik, sanatçı ve bireysel özgürlüğünün peşinde koşan uçarı bir adamdır. Çocukluk ve ergenlik döneminde, İngiltere ve Avustralya arasında, özellikle bir iş kadını olan annesinin sıkça iş ve ev değiştirmesi nedeniyle onlarca yolculuk yapar. Anne ve babasının, O daha bir çocukken boşanmaları, sık ülke-vilayet değiştirmekten kaynaklanan okul-arkadaş çevresi uyumsuzluk sorunları yüzünden Bowen, bunaltılarla dolu, yapayalnız ve arkadaşsız bir çocukluk geçirir. Bu aidiyet sorunları ve yalnızlık hissiyatı, onun ruhunda kalıcı ve onulmaz iç yaralar açar. On sekizinci yaş gününde, Avusturalya’dan İngiltere’ye müzik yapmaya gelir. O, Londra sokaklarında, üzerinde görünmezlik peleriniyle dolaşan bir Harry Potter’dır adeta. Bazen toplum içinde basamakları yukarı doğru yavaşça tırmanır, çoğunluktaysa aşağıya doğru hızla düşer. İflah olmaz yalnızlığı nedeniyle uyuşturucu batağına saplanır. Tiner ve zamktan, eroine kadar tırmanan bir bağımlılık süreci yaşar. Şizofreni, manik depresif, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, kısaca bilumum tüm zihinsel hastalıklar bünyesini ele geçirir. Günlük dozajı için, bedeni ve ruhunu satmak dışında, hırsızlık dâhil hemen her şeyi yapar. Ufak tefek polisiye olaylar da yaşar. Burada belirtmem gerekir ki, aslında anne-babasının ve vaftiz ebeveynlerinin maddi durumları oldukça iyidir! Özgür olma, kendi kimliğini bulma, gurur meseleleri, iflah olmaz yalnızlığı gibi nedenler yüzünden kimseden yardım istemez. Tabiatı gereği de, kendi ruhuna ulaşmak adına çıktığı bu yolculukta sersefil ve perişan olur. Sokaklarda, tren garlarında, düşküler yurdu gibi yerlerde uyur, yer-içer. 1997-98 gibi başlayan bağımlılığı, yaklaşık on yıl sürdükten sonra bir karar verir ve arınmak için devlet desteğinde tedaviye başlar. Metadona geçer. Bu devlet tarafından bağımlılıktan kurtulmak için kişiye verilen hafif bir uyuşturucudur. Bowen’ın tek geçim kaynağı, Londra’nın işlek caddelerinde, kırık olan ve koli bantıyla yapıştırılmış gitarıyla yaptığı sokak müzisyenliğidir. Modern bir toplumda yaşayan insanların tabiatı gereği (!!!), eski bir keşe, hiç kimse ücretli bir iş vermek istememektedir. Hatta insanlar onu gördüklerinde yollarını bile değiştirmektedirler. Onun tek amacıysa; kendi kendini imha etmeye çalıştığı hayat yolunda, Tottenham banliyölerindeki fukara evinin kirasını ve faturalarını ödeyebilmektir.

    Bob’dan Sonrası

    Bowen, 2007 yılının bahar aylarında bir akşam Covent Garden Sokağında müzisyenlik yaptığı bir akşamın eve dönüş yolunda, oturduğu binanın giriş holünde, bir kapının önünde ilk defa Kedi Bob ile tanışır. Tahminen beş ya da altı aylık, yara bere içinde, sıska, pireli ama ev hayvanı olamayacak kadar gururlu bir kedidir sarman Bob. Bowen’ın hemen kanı ısınır Bob’a ve alıp onu evine götürür. Fakirhanesini Bob ile paylaşmaya başlar. Kedi Bob için; uzun süreli, pahalı, eziyetli ve oldukça stresli bir tedavi sürecinin ana destekleyicisi olur Bowen. Aynen bir anne ya da baba gibi, kendi yemeyip yedirir kedisine. Bob’un tedavi masrafları, ilaçları, yemesi-içmesi; bir sokak sanatçısının gitarının tellerinden gelen tınılarıyla yere, kaldırıma atılan birkaç Peninin ve Bowen’ın insanüstü çabası sayesinde bertaraf edilir. Bob, iyileştikten sonra, sanki kendisini iyileştiren bu adama yaptıkları için teşekkür etmek istercesine, Bowen’a eşlik etmeye başlar. İkisi beraber tüm Londra’yı arşınlarlar. Yürüyüşler, otobüs yolculukları, turistlerle yapılan sohbetler, yakışıklı Kedi Bob ile fotoğraf çektirmek isteyen kedi dostu kadınlar ve onların bağışlarıyla bu iki dost yaşamla mücadele etme gücü bulabilirler kendilerinde. Bob ve Bowen, bir elmanın iki yarısı gibidirler. Bowen, Bob’un tasması elinde onunla beraber bize tüm Londra’nın en kuytu köşelerini, sokaklarını, meydanlarını, Pub’ları, mağazaları, müzeleri, özetle Lodra’da gezilecek neresi varsa, bizi de arkalarına takıp tüm kenti dolaştırırlar. Aslında bu noktada kendimi Guillaume Apollinaire’nin “İki Kıyının Avaresi” isimli kitabını okuyor gibi hissettim. Zira o kitapta da, Apollinaire, sizi koluna takıp tüm Paris’i dolaştırır. Efsane bir yolculuğa çıkartır sizi. Bowen da, bir tur rehberi görevine soyunup tüm kenti, O ve omzuna alıp taşıdığı Kedi Bob ile beraber dolaşmanın keyfini bizlere de yaşatıyor bu sımsıcak özyaşamsal öyküde. Bob aslında hem Bowen’ı hem de biz okuyucuları daha iyi bir insan haline getiriyor. Yalnızlığın sadece Yaratıcıya dair bir his olduğunu ve varlıkların; ister insan ister hayvan olsun, asla yalnız olarak bu hayatta galip gelemeyeceklerini kulaklarımıza küpe yapıyor adeta.

    Bowen; hayattan beklentisi olmayan, gelişine yaşayan müptela sokak sanatçısı ile Bob, birbirlerine verdikleri yeni bir umut ışığıyla: “Sokaklarda müzik çalıp para kazanmak, artık bunu yapmaktan keyif alıyorum! Bunu söylemeyeli ne kadar uzun zaman oldu…” diyecek kadar ileri gidip hızla giden hayat trenine tutunuyorlar adeta.

    Bir kedi, sizi insanlaştırabilir mi? Cevabını merak mı ediyorsunuz? Lütfen bu güzel kitabı okuyunuz. Tadı damağınızda kalırsa da üzülmeyiniz! “Bob’un Dünyası” adlı devam kitabıyla, Bob ve Bowen’ın sizi sevgiyle sarıp sarmalayan yeni maceralarına eşlik edebilirsiniz…

    Süha DEMİREL, 1 Şubat 2014.

    ***

    Kitabın Künyesi:

    Sokak Kedisi Bob
    James Bowen
    Yabancı Yayınları
    4.Baskı, Eylül 2013, İstanbul