• Kur'an-ı kerimde birçok hususta çoğunluğun, insanların çoğu veya onların çoğu ifadesi kullanılarak yanlış yolda olduğu bildiriliyor. Çoğunluğa uymanın zararlarını bildiren âyet-i kerime meallerinden bazı örnekler:
    1- İnsanların çoğuna uyan sapıtır. (Enam 116)
    2- Allah'ın mucize yaratabileceğini çoğu bilmez. (Enam 37)
    3- Rızkı Allah'ın verdiğini çoğu bilmez. (Sebe 36)
    4- İnsanların çoğu kâfirdir. (Nahl 83)
    5- Çoğu fâsıktır. (Maide 49, 81,Tevbe 8, Hadid 16, 27)
    6- Çoğu müşriktir. (Rum 42)
    7- Çoğu inanmaz, iman etmez. (Bekara 100, Hud 17, Rad 1)
    8- Çoğu inkârcıdır. (İsra 89)
    9- Çoğu gâfildir. (Yunus 92)
    10- Çoğu şükretmez. (Bekara 243, Yunus 60, Yusuf 38)
    11- Çoğu zanna uyar. (Yunus 36)
    12- Çoğu nankördür. (Furkan 50)
    13- Çoğu yalancıdır. (Şuara 223)
    14- Çoğu Allah'a ortak koşar. (Yusuf 106)
    15- Çoğu haktan hoşlanmaz. (Zuhruf 78)
    16- Çoğu Kur'andan yüz çevirdi. (Fussilet 4)
    17- Kâfirlerin çoğu akıl etmez, kafası çalışmaz. (Maide 103)
    18- Ölüleri Allah'ın dirilteceğini çoğu bilmez. (Nahl 38)
    19- Kıyametin geleceğine çoğu inanmaz. (Mümin 59)
    20- Doğru olan dinin Müslümanlık olduğunu, çoğu bilmez. (Rum 30, Yusuf 40)
    21- Kıyametin ne zaman kopacağının bilinmeyeceğini çoğu bilemez. (Araf 187)

    Genelde kıymetli şeyler azdır. Birkaç örnek:
    1- Verilen nimetlere şükretmek çok iyidir, fakat şükreden azdır. (Sebe 13, Araf 10, Müminun 78, Secde 9, Mülk 23, Bekara 243, Yunus 60 Yusuf 38, Mümin 61, Neml 73) [Şükür, İslamiyet'e uymak demektir. (Mektubat-ı Rabbani)]
    2- Hazret-i Nuh'a inanıp, gemisine binip kurtuluşa erenler çok azdı. (Hud 40)
    3- İman edip iyi işler yapan, hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariç, insanlar zarardadır. Zararda olmayan kimseler ise azdır. (Asr suresi, Sad 24)
    4- Gayrimüslimlerden pek azının iman ettiği bildiriliyor. Bu azlar övülüyor. (Bekara 88)
    5- Musa aleyhisselamın kavmi, Allah için elbette savaşırız dedikleri halde, savaş emri gelince çok azı savaşa iştirak etti. Bu azlar övülüyor. (Bekara 246)
    6- Allahü teala, (Şunları emretseydik pek azı hariç hiç kimse emrimizi dinlemezdi) buyurarak az olan övülmektedir. (Nisa 66)
    7- Ehl-i kitabdan çok azının iman edeceği bildiriliyor. Bu az övülüyor. (Nisa 155)

    Hikmet ehli buyuruyor ki:
    1- Halk, çok amelle meşgul olurken sen az da olsa iyi, güzel amelle meşgul ol!
    2- Halk, nafile ibadetlerle oyalanırken, sen farzları tam yapmaya çalış!
    3- Herkes, dışını süslerken sen, içini, kalbini süsle!
    4- Herkes, başkasının ayıbını araştırırken, sen kendi ayıplarınla meşgul ol!
    5- Herkes, dünyadaki faydasız şeyleri imar ederken, sen ahiretini imar et!
    6- Herkes, insanlara yaranmaya çalışırken, sen Allah’ın rızasını kazanmaya çalış!
    7- Herkes, fanilerle dost olurken, sen baki olan Allah ile dost ol!
    8- Herkes, bir şeye güvenirken, sen yalnız Allah’a güven!
    9- Herkes, nefsini beğenirken sen kötülemeye çalış!
    10- Herkes, mal toplarken, sen cömert ol!

    Kötüler çok olsa da, onlara uymak doğru değildir. Dinimizin emrine uyan kimse, iyiyi, güzeli, doğruyu bulmuş olur.
  • Çoğunluğa uymanın zararlarını bildiren âyet-i kerîme meallerinden bazıları:

    ๏ İnsanların çoğuna uyan sapıtır. (Enam 116)

    ๏ Allahın mucize yaratabileceğini çoğu bilmez. (Enam 37)

    ๏ Rızkı Allahın verdiğini çoğu bilmez. (Sebe 36)

    ๏ İnsanların çoğu kâfirdir. (Nahl 83)

    ๏ Çoğu fasıktır. (Maide 49, 81, Tevbe 8, Hadid 16, 27)

    ๏ Çoğu müşriktir. (Rum 42)

    ๏Çoğu inanmaz, iman etmez. (Bekara 100, Hud 17, Rad 1)

    ๏ Çoğu inkârcıdır. (isra 89)

    ๏ Çoğu gâfildir. (Yunus 92)

    ๏ Çoğu şükretmez. (Bekara 243, Yunus 60, Yusuf 38)

    ๏ Çoğu zanna uyar. (Yunus 36)

    ๏ Çoğu nankördür. (Furkan 50)

    ๏ Çoğu yalancıdır. (Şuara 223)

    ๏ Çoğu Allaha ortak koşar. (Yusuf 106)

    ๏ Çoğu haktan hoşlanmaz. (Zuhruf 78)

    ๏ Çoğu Kur'ândan yüz çevirdi. (Fussilet 4)

    ๏ Kâfirlerin çoğu akıl etmez, kafası çalışmaz. (Maide 103)

    ๏ Ölüleri Allahın dirilteceğini çoğu bilmez. (Nahl 38)

    ๏ Kıyametin geleceğine çoğu inanmaz. (Mümin 59)

    ๏ Doğru olan dinin Müslümanlık olduğunu, çoğu bilmez. (Rum 30, Yusuf 40)

    ๏ Kıyametin ne zaman kopacağının bilinmeyeceğini çoğu bilemez. (Araf187)

    Genelde kıymetli şeyler azdır. Birkaç örnek:

    1- Verilen nimetlere şükretmek çok iyidir, fakat şükreden azdır. (Sebe 13, Araf 10, Müminun 78, Secde 9, Mülk 23, Bekara 243, Yunus 60, Yusuf 38, Mümin 61, Neml 73)

    [Şükür, islâmiyete uymak demektir. (Mektubat-ı Rabbanî)]

    2- Hazret-i Nuh'a inanıp, gemisine binip kurtuluşa erenler çok azdı. (Hud 40)

    3- iman edip iyi işler yapan, hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariç, insanlar zarardadır. Zararda olmayan kimseler ise azdır. (Asr suresi, Sad 24)

    4- Gayrimüslimlerden pek azının iman ettiği bildiriliyor. Bu azlar övülüyor. (Bekara 88)

    5- Musa aleyhisselâmın kavmi, Allah için elbette savaşırız dedikleri hâlde, savaş emri gelince çok azı savaşa iştirak etti. Bu azlar övülüyor. (Bekara 246)

    *M. Ali Demirbaş
  • Kuranda namaz ibadeti nasıl anlatılmaktadır

    KURANDAKİ NAMAZ

    Kurandaki namazın anlaşılması Kurana dayalı İslamiyet açısından büyük bir öneme sahiptir Bunun sebebi mezhepçi zihniyetin Sırf Kurandan dini anlarsa namazı nasıl kılacağız Namazı sırf Kurana bakarak kılamayız Demek ki Kuran dışı kaynaklar lazım şeklindeki izahlarıdır Mezhepçilerin bu soruyu soruş tarzı bile dini anlamadıklarının delilidir Yapılması gereken dini anlamadaki metodu belirlemek ve dini ona göre anlamak ve uygulamaktır Dinin kaynağı belli olduktan sonra metot dinin kaynağını önümüze alıp namazı orucu ahlakı ve din adına her şeyi bu kaynaktan anlamamızdır Yani namaz da dinin kaynağından anlaşılacaktır Dinin kaynağı kafadaki namaz fikrine göre belirlenmeyecektir Kuran ile namaz adına bilinenler arasında fark varsa çözüm dinin kaynağını değiştirmek değil namaz adına bildiklerimizi düzeltmektir Dinin tek kaynağı olan Kuran’ı elimize aldığımızda Kuranın namaz adına gerekli tüm bilgileri içerdiğini görürüz Kuranda en detaylı şekilde anlatılan ibadet namazdır Fakat bu günümüzde namaz adına anlatılan her detayın Kuranda geçtiği manasına gelmez Mezheplerin teferruatlaştırıcı zihniyeti her konuya olduğu gibi namaza da elini atmış ve Kuranda yani dinde olmayan teferruatlar namaza eklenmiştir Kuranda geçmeyen hususların belli bir şekilde yapılması yanlıştır bunlar yapılırsa namaz olmaz diye anlamamalıyız örneğin ileride göreceğimiz gibi namazda illaki Fatiha Suresini okumak farz değildir Fakat Kuranın ilk suresi olan Fatihayı Kuranın bu bölümünü namazda okumak tabi ki güzeldir Yani namazda şunu yapmak farz değildir diye belirtmek o hususa karşı olmak değildir Sadece Kuranda geçmeyen bir mecburiyetin farzlaştırılması yanlıştır Yukarıdaki örneğimizi düşünürsek yanlış Fatiha Suresini okumak değil Fatiha Suresinin her ayağa kalkışta okunmasının farz olduğunu söylemektir Kitabımızın bu bölümünü ve diğer bölümlerini okurken lütfen Bu husus Kuranın anlattığı namazda yoktur diye söylediğimiz hususlarda bu inceliğe dikkat edin Kuranda geçen namaz hazırlık aşaması olan abdest ve boy abdestinden (gusül) başlayarak şöyledir

    ABDEST VE BOY ABDESTİ(GUSüL)

    Ey iman edenler Namaza kalktığınızda Yıkayınız yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi Sıvazlayınız başınızı ve topuklara kadar ayaklarınızı Eğer cünüp iseniz temizlenin Eğer hasta veya yolculukta iseniz veya biriniz ayak yolundan geldi ise, ya da kadınlara dokunduysanız ve de su bulamamışsanız Temiz bir toprakla yüzünüzü ve ellerinizi sıvazlayın Allah size zorluk çıkarmak istemez Allah sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor Umulur ki şükredersiniz

    5 Maide Suresi 6

    Ey iman edenler Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüp iken de yolculuk hali müstesna yıkanıncaya gusül edinceye boy abdesti alıncaya kadar namaza yaklaşmayın Eğer hasta veya yolculuktaysanız biriniz ayak yolundan gelmiş yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin Yüzlerinizi ve ellerinizi sıvazlayın Allah affedici bağışlayıcıdır

    4 Nisa Suresi 43

    Şimdi sorularımızı sorup bu iki ayete göre cevap verelim

    1) Abdest ve Boy Abdesti Niçin Lazımdır

    Ayetlerden açıkça anlaşılıyor ki abdest de boy abdesti de bir tek namaz için lazımdır 5 Maide Suresi 6 ayetin başında abdestin namaz için alınması gerektiği söylenir 4 Nisa Suresi 43 ayette de cünüp olanın yıkanmadan namaz kılamayacağı anlatılır

    2) Abdest Ne Zaman Alınır

    İki ayetin de son kısımlarına dikkat ederseniz bize suyun gerekli olup da suyu bulamadığımız hallerde ne yapmamız gerektiği açıklanır Suyun bize gerekli olduğunun açıklandığı hal ile abdesti neyin bozduğu da açıklanmıştır Burada ayak yolundan geldiğinizde diye çevirdiğimiz ifade bize abdestin ayak yolundan gelince alınması gerektiğini göstermektedir Ayak yolu diye çevirdiğimiz kelimenin Arapçası gaittir Arapça bu kelime çukur yer anlamında olup ayak yolu tuvalet kelimelerine karşılık gelmektedir Kelimeyi tuvalet diye çevirmedik çünkü tuvalet günümüzde küçük ve büyük tuvalet dışında başka amaçlarla da kullanılan bir yerdir Oysa ayak yolu ile kastedilen yer sırf bu iş için kullanılır Yani abdestin çukur yerlere yapılanlardan sonra alınması gerekmektedir Bunun dışında tarif edilen hiçbir şeyle ne kanın akması ne deve eti yenmesi abdesti bozmaz Ayetten abdesti neyin bozduğu açıktır Kişiler ayak yolunda çukur olan yere ne yapıyorsa abdesti o bozar

    4) Abdest Nasıl Alınır

    5Maide Suresi 6 ayetin başında abdesti nasıl almamız gerektiği anlatılır Bu anlatımda yıkayın fiilinin ardından yüz ve dirseklere kadar elleri ifadesi geçer sıvazlayın fiilinin ardından da baş ve topuklara kadar ayakları ifadesi geçer Biri size yıkayın banyoyu ve mutfağı silin salonu ve antreyi derse ne anlarsınız antrenin yıkanması gerektiğini mi yoksa silinmesi gerektiğini mi Herkes antrenin silinmesi gerektiğini anlar Fakat Sünni mezhepten olanların hepsi ne hikmetse sıvazlayın fiilinden sonra geçen ayakların sıvanması yerine yıkanması gerektiğini savunmuşlardır O zaman ayetteki bu ifade neden yıkayın fiilinden sonra geçmiyor Ayette yukarıdan aşağı yapılacağının söylendiğini sıvazlamanın ara izah olduğunu ve bir tek başın sıvazlanması gerektiğini söylemek de mümkün değildir çünkü ayette önce yüz ve ellerden bahsediliyor sonra başa çıkılıp sonra aşağı ayaklara iniliyor Bu yüzden ayakları topuklara kadar sıvazlamayı yıkayın fiiline göndermenin hiçbir mantığı yoktur Bu düşünce uydurma Sünni hadislerinden türemiştir Oysa Şiiler’deki bir çok hadise göre ayaklar elle sıvazlanır Amacımız hadisleri hadislerle çürütmek değil fakat Kuranı yeterli görmeyenlerin hadiste bile keyfi davrandıklarını göstermektir birçok sahabenin de ayaklarını sıvazlamayla yetindiğini belirttikten sonra ayetin Arapçasından anlaşılanı şöyle açıklar Yüce Allah abdestte vücudun iki temel uzvunun yıkanmasını emretmiştir ki bunlar yüz ve kollardır İki uç uzvun da sıvazlanmasını emretmiştir ki bunlar da baş ve ayaklardır Yıkayınız fiilinden sonra iki tümleç getirmiştir Bunlar yüz ve ellerdir Demek ki yüz ve eller yıkanacaktır Sıvazlayınız fiilinden sonra da iki tümleç getirmiştir bunlar da baş ile ayaklardır Demek ki bunlar da sıvazlanacak uzuvlardır Ayette bu manayı son derece güçlendiren ince bir nokta vardır Kuranı Kerimde her kelime birbiriyle son derece uyumlu ve mütenasiptir Şimdi yıkayınız fiilinden sonra gelen iki tümleçten ilki nasıl tek bir uzvu ikincisi iki uzvu (yani iki eli) gösteriyorsa sıvazlayınız fiilinden sonra gelen iki tümleçten de birincisi bir tek uzvu ikincisi iki uzvu iki ayağı

    Kısacası abdestte yüz ve dirseklere kadar eller yıkanır baş ve topuklara kadar ayaklar sıvazlanır ayrıca da bir şey gerekmez İsteyen ağzını ve burnunu çalkalar üç parmakla ensesini sıvazlar, serçe parmağı ile kulağını hilaller, ayaklarını topuklarıyla birlikte yıkar her uzvunu yıkayışta Arapça dualar okur Fakat bunları yapan bilsin ki bunların abdestle alakası yoktur Abdesti Allah Kuranda açıklamıştır ve bunlar o açıklamada yoktur

    5) Boy Abdesti Nasıl Alınır

    Boy abdestinin cünüp iken alınması gerektiğini daha önce söylemiştik Cünüpken ne yapmamız gerektiği iki kelime ile anlatılır 5Maide Suresinde tahare kelimesi temizlenmek 4Nisa Suresindeki gasâle kelimesi yıkanmak demektir Boy abdesti için şuradan şuraya kadar yıkanın ağzınızı burnunuzu üçer kez çalkalayın toplu iğne başı kadar kuru yer bırakmayın sağ omzunuzdan başlayarak üçer kez su dökün ifadeleri geçmez Böyle sınırlamalar olmadığından gasâle kelimesinden sadece yıkanmak anlaşılır

    Tahare kelimesi ile de bu yıkanma işleminde kirlerden arınmanın önemi anlaşılır Bunu yerine getiren boy abdesti almış olur Bir anne beş yaşındaki çocuğuna Yıkan dese o çocuk bunu anlayıp yıkanır Oysa koskoca adamlara Yıkan deniyor fakat onlar Nasıl yıkanıcam Toplu iğne başı kadar kuru yer kalırsa ne olur önce hangi omuzuma su dökücem diye sorup Allahın ayetini anlamıyorlar üstelik bu anlamamanın kendi anlayışsızlıklarından kaynaklandığını da anlamıyorlar Bir de Allahın kitabını eksik ilan edip, bu garip soruların açıklandığı kitapları dinin tam ve eksiksiz kaynağıymış gibi rehber ediniyorlar

    KIBLEYE DÖNMEK

    2Bakara Suresi 144 149 ve 150 ayetlerde Müslümanların nerede olursa olsunlar Mescidi Harama Kabenin olduğu yöne dönmeleri söylenir Bu namaza düzen de veren bir uygulamadır özellikle toplu kılınan namazlar bu sayede daha düzgün ve düzenli olur 2Bakara Suresi 115 ayette nereye dönersek dönelim Allahın orada olduğu söylenerek Kabeye dönmeye yanlış manalar yüklenilmesi Mescidi Haram ve çevresinin putlaştırılması önlenir Mevcut camiler Bakara Suresi’nin ayetlerine binaen Mescidi Harama doğru yapılmıştır Müslümanlar kıldıkları namazı Mescidi Harama dönerek kılmaktadırlar Müslümanlar kıbleyi biliyorlarsa Mescidi Haram yönünü oraya dönüp namazı kılar Eğer yönü bulamazlarsa Allah’ın her yerde olduğunu bilip ibadetlerine devam ederler Bakara Suresi 115

    NAMAZDA KIYAFET TEMİZLİK

    Kuranda namaz için özel bir kıyafet geçmez Tek başına namaz kılan namazını istediği gibi kılar Namazın toplu kılındığı yerlere gidenin güzelleşmiş düzgün kıyafetle gitmesi iyidir Araf Suresi 31 Araf Suresi 26 ayette insanların avret yerlerini örtecek giyim tarzı olduğu gibi güzellik ve süs kazandıracak giyim tarzı da olduğu söylenir Bundan beş ayet sonra Araf Suresi 31 de mescit yanında namaz kılınan bölgede süslenmeden bahsedilir Baş örtüsü diye bir şeyin olmadığını erkeğin baldırını örtmesinin gerekmediğini gördük Normalde olmayan bu zorunluluklar namaz kılarken de yoktur Çünkü Kuranda namaz kıyafeti diye özel bir kıyafet tarif edilmez

    Bakara Suresi 125 ve Hac Suresi 26 ayetlerden namaz kılınacak bölgenin temizlenmesinin ve temiz tutulmasının önemi anlaşılır

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Kuranda namazın vakitleri belirlenmiş bir farz olduğu geçer Nisa Suresi 103 Korku zamanında bile namaz kılınmasını açıklayan Kuran hiç şüphesiz farz namazlarının vakitlerini de eksiksiz olarak açıklamıştır Namaz vakitlerinin açıklanmasından kastımız farz olan namazların açıklanmasıdır Namaz övülmüş bir ibadettir Allaha yönelmenin Allahı hatırlamanın bir şeklidir Bu yönüyle namaz her an kılınabilen her an yerine getirilebilen bir ibadettir. Fakat her kılınan namaz farz namaz değildir örneğin gece yarısı fazladan namaz kılınabilir fakat bu gece yarısı kılınan namazın farz olduğunu göstermez Peygamber de sav Peygamberin yakınları da şüphesiz birçok kereler namaz kılmışlardır Kuranın tek kaynak olduğunu unutan mezhepçi zihniyetliler bu namazların kimisini farz kimisini sünnet ilan etmişler Kurandan dini anlamak yerine Peygamber yakınlarının hareketlerini kendilerince yorumlayarak din oluşturmuşlardır Sünni mezhepler sabah öğle ikindi akşam yatsı diye beş namazı farz kılmışlardır Şiiler üç vakit namazı farz kılıp bu vakitlerde beş vakit namazı birleştirdiklerini söylerler Daha eski zamanlardaki Haricilerin iki veya üç vakit kıldıklarına dair hadisler de vardır Bu farz namazların dışında Kuşluk Duha Güneş Ay tutulması İstihare Kadir Regaip Beraat gecesi namazları gibi birçok namaz da vardır Vitir namazı ise kimilerine göre vacip olup farza yakındır kimilerine göre ise sünnettir

    Savaş zamanı namazın kılınmasıyla ilgili bilgileri veren Kuran hiç şüphesiz farz namazlarının vakitlerini de açıklamıştır Kurandan delillendirilmeyen namazların belirli dönemlerde belirli kişilerce halifelerce hatta Peygamber tarafından kılınmış olması mümkündür çünkü Kuran namazı över ve farz namazların haricinde de namaz kılınması elbette ki iyidir Bu açıdan bakıldığında yukarıda adı geçen ve yukarıda adını geçirmediğimiz fakat namaz kitaplarında adı geçen namazların kılınmış olması mümkündür Fakat Kuranda adı geçmeyen namazların farz namaz olarak algılanması çok büyük hatadır Bu noktadan olaya baktığımızda sorun hadislerin yorumlanış şeklindeki hatalardan kaynaklanmıştır Şimdi dinin tek kaynağı olan Kurandan farz olan namazları isim ve vakitleriyle birlikte öğrenelim

    SABAH (FECR) NAMAZI

    Kuranda namaz kelimesi salat kelimesi ile ifade edilir Bağlantı kurmak tipinde manalara sahip olan salat kulun yaratıcısıyla kurduğu bağlantı yani namaz için de kullanılır Salat kelimesi ikame fiiliyle beraber namaz kılmak manasında kullanılmıştır Salatı Fecir yani Sabah namazı ismi Nur Suresi 58 ayette geçmektedir Fecir gecenin karanlığında güneşin ilk ışıklarının çıkışını ifade eder Bu bir süreçtir ki güneşin doğuşuna kadar devam eder Nitekim varlığı adından belli olan bu namazın Hud Suresi 114 ayette vakti de tam belli olmaktadır

    Gündüzün iki tarafında gecenin yakınlarında namaz kıl Güzellikler çirkinlikleri giderir

    Hud Suresi 114

    Arapçadaki nehar gündüz leyl gece demektir Tarafeyinnehari ifadesi gündüzün iki tarafını ifade eder Taraf ise üç dıştan bitişik bölüm manalarına gelmektedir Kuranda geçtiği diğer ayetlerde de aynı anlamda kullanılır Gündüzün başlangıcını güneşin doğuşu günün bitişini güneşin batışı olarak alırsak günün iki tarafında sabah ve akşam namazları vardır Bu zamanların tam anlaşılması için zülefen minelleyl ifadesi ile bu vakitlerin aynı zamanda gecenin gündüze yakın zamanları olduğu vurgulanır

    Yani sabah namazı ismi ile Nur Suresi 58 ayette geçer Bu isim aynı zamanda sabah namazının vaktini de tarif eder Ayrıca Hud Suresi 114 ayette sabah namazının vakti belirlenmiştir Sabah namazı Kurandaki ismiyle Salatul Fecir adından da belli olduğu gibi günün ilk ışıklarıyla başlar ve günün başlangıcı olan güneşin doğuşuyla biter

    AKŞAM (İŞA) NAMAZI

    İşa namazının ismi de Nur Suresi 58 ayette geçmektedir Sözlükten işa kelimesinin anlamına bakanlar güneşin batışından havanın kararmasına kadar olan vakte yani bizim Türkçede akşam dediğimiz vakte işa denildiğini görürler Yusuf Suresi 16 ve Naziat Suresi 46 ayette de aynı kelime geçmektedir Diğer iki ayetteki aynı kelimeyi akşam diye çeviren bazı çevirmenlerin bu kelimeyi Türkçe bir kelime olan yatsı namazı diye çevirmeleri mezhep izahlarının etkisinde kalmalarındandır Bu çeviri yatsı namazı diye mezheplerin tarif ettiği namazı Kuranın da farz kıldığı izlenimini vermektedir ki bu yanlıştır Fakat yatmak kökeninden gelen yatsı kelimesinden kasıt işa namazının yatmadan önce kılınan son farz namaz olması ise bu doğrudur Ayette buna işaret de vardır

    Ey iman edenler!Yönetiminiz altındakilerle ergenlik yaşına gelmemiş olanlarınız sizden üç vakitte izin istesinler Fecir(Sabah) namazından önce öğle vakti elbisenizi çıkardığınızda işa(akşam) namazından sonra çıplak olabileceğiniz üç vakittir bunlar

    24 Nur Suresi 58

    Son namazı kılmak için mescide giden topluca namazı kılan kişi bu namazdan sonra mescide gitmeyeceği için muhtemelen üzerini değiştirecektir Ev kıyafetine bürünecektir Bu yüzden yatmadan önceki son namaz işa namazı olarak düşünülüyorsa bu doğrudur Yoksa vakit olarak akşamı ifade eden bir kelime namaz kelimesiyle birleşirse bambaşka bir vakit olan yatsıyı ifade eder deniliyorsa bunun yanlışlığı ortadadır Bu ayette son farz namazın akşam namazı olduğunu destekleyici bir ifade tarzı vardır Arapça sözlüklerden işa kelimesinin manasını araştıran herkes işa kelimesinin güneşin batışından gecenin karanlığına kadar olan zaman dilimini ifade ettiğini görecektir Evdeki çocukların çıplaklığın mümkün olduğu vakitlerde izinsiz odalara dalmamalarını öğütleyen bu ayetten bir sonraki ayette bu çocukların ergenlik yaşına gelince her zaman özele saygı gösterip izin alarak ebeveynlerinin odalarına girmeleri öğütlenir

    Akşam namazının vaktinin anlaşıldığı ayet Hud Suresi 114 sabah namazında belirttiğimiz ayettir Gündüzün iki tarafında kılınan namazlardan biri sabah namazı olunca diğeri de bu namazın simetriği olan akşam namazıdır Bu namazın vakti de aynı şekilde gecenin gündüze yakın olan zamanıdır Bu ayet dışında akşam namazının vaktini belirleyen bir ayet daha vardır

    Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namaz kıl Fecir(sabah) vakti Kuranı fecir(sabah) vakti Kuranına tanık olunur

    İsra Suresi 78

    Gecenin kararması akşamın bitiş vaktini vermektedir Işığın alametlerinin tamamen yok olmasıyla akşam namazının vakti biter Bu durumda da güneşin sarkması ifadesi güneşin ufukta batışını belirler Böylece güneşin batımı ve gecenin kararmasının arasındaki vakit namaz vakti olarak belirtilir Bu ayetin devamında sürekli akşam namazıyla beraber geçen sabah namazının vaktinin vurgulanması da ilginçtir Fakat bu ayette sabah namazı değil sabah Kuran okumak vurgulanır Demek ki sabah namazının vaktinin içinde veya namazın dışında Kuran okumaya özel bir önem vermek gerekir Görüldüğü gibi akşam ve sabah namazları isimleriyle beraber Kuranda geçerler üstelik bu isimler namazın kılınacağı vakti de ifade ederler İlaveten sabah ve akşam namazının zamanı da açıklanmıştır üstelik Nur Suresi 58 ayette sabahın günün ilk akşamın günün son namazı olduğuna işaret vardır

    VUSTA (ORTA EN İYİ) NAMAZI

    Vusta namazına delil olarak Bakara Suresi 238 ayet gösterilir

    Namazları koruyun Ve vusta orta en iyi namazı da

    Bakara Suresi 238

    Sabah ve akşam namazının vakitlerini çıkardığımız ayetler ve bu ayet dışında namaz vakitlerinin çıkartılabileceği hiçbir ayet yoktur Demek ki namaz vakitleri bu ayetlerden anlaşılacaktır Günün bir ucundaki namaz sabah namazı günün diğer ucundaki namaz da akşam namazı olunca orta namazını bu iki namazın ortasında aramak lazımdır Tüm kültürlerde günün uyanmayla başladığını gecenin dinlenmemiz için yaratıldığını geceleyin kalkıp ibadetin bir tek Peygamberimize has kılındığını İsra Suresi 79 düşünürsek orta namazı sabah ile akşam namazının arasında gündüz kalan vakit olur Vusta kelimesine orta manasının verilmesinden günün ortalarında kılınan bir namaz olduğunu düşünenler olabilse de bu kelimeyi sınırlayan hiçbir ifade olmadığı için sabah ile akşamın arasında kalan tüm zaman dilimini bu namazın vakti olarak kabul etmek gerekir Vusta namazı ifadesinden orta namazı sonucuna varıldığında vusta kelimesi hem namazın ismini hem zaman dilimini belirleyen kelime olur

    Diğer bir görüşe göre vusta kelimesinin en iyi manasına sahip olduğu bu kelimenin bir namazı belirtmediği ayetten namazların korunması ve en iyi şekilde kılınmasının anlaşıldığı söylenir Vusta kelimesi üzerinde bir inceleme bu konuya açıklık getirecektir Bakara Suresi 143 Maide Suresi 89 Kalem Suresi 28 Adiyat Suresi 5 ayetlerinde de bu kelime geçer Bu ayetleri inceleyerek vusta kelimesini anlamaya çalışabilirsiniz

    Görüldüğü gibi Kuranda namazın beş vakit olduğuna dair bir ifade yoktur Namazın uzunluğu rükuda secdede ne söyleneceği de Kuranda geçmez Aslında hadislerde de namazın uzun mu kısa mı olduğu rükuda secdede ne söylenmesi gerektiği bulunmaz Bugünkü anlatılan namazın uydurma dolu hadislerle bile açıklanması mümkün değildir Namazdaki birçok husus tamamen mezhep kurucularının şahsi görüşleriyle oluşmuştur Peygamberin hem çok uzun hem de çok kısa namaz kıldığını uzun rüku uzun secde ettiğine dair de birçok hadis vardır Ama mezhepçiler rükuları üç Subhane rabbiyel azim secdeleri üç Subhane rabbiyel ala ifadeleriyle belirlemiş taklitçilerini sadece bu ifadelere mahkum edip Allahın serbest bıraktığını gereksiz yere sınırlamışlardır Normalde rükuda ve secdede belirli ifadeleri söylememizin gerekip gerekmediği namazın süresinin kişinin şahsi görüşüne bırakıldığı Kurandan anlaşılacağı gibi hadisler doğru yorumlansaydı da anlaşılabilirdi Mezhepler serbest bir alanı kendi belirlemeleriyle dondurmuşlardır

    Hadislerin hepsinden namazın beş vakit olduğu da çıkmaz Birçok hadisten Peygamberimizin üç vakit namaz kıldığı çıkar özellikle Şiiler üç vakit namaz kılarken bunu kendi hadislerine dayandırırlar Şiilerin üç vakit kılıp bu üç vakitte beş vakit namazı birleştirmelerinin iki ekol arasında orta yol bulma gibi bir çabadan kaynaklandığını sanıyoruz Kuranın hiçbir yerinde birleştirme cem diye bir konudan bahsedilmez Kurana göre namaz belirttiğimiz vakitlerde farzdır Eğer üç vakit namaz kılıp bu üç vakitte beş veya yirmi vakit namaz kılıyorsanız yine de üç vakit kılmış olursunuz

    Yatsı namazını kılacak kişi ben beş vakit namazı yatsı namazında birleştirdim dese de bir tek yatsı namazını kılmış olur çünkü namazı farz olan vakit namazı yapan kılınan rekat sayısı değil belli bir vakitte kılınır oluşudur Şiiler gibi Ehli Sünnetin Şafi Maliki Hanbeli mezhepleri de namazları birleştirme konusunda çok toleranslı olmuşlardır Bir kısmı hiç sebepsiz bir kısmı şiddetli yağmurda bile namazların birleştirilebileceğini düşünmüştür Yani mezheplere göre Peygamber beş vakit namazı üç vakitte cem etti birleştirdi diyenler aslında namazın üç vakitten çok olamayacağını kabul etmiş olurlar Namazın minimumu farz namazlar kadardır Namazın fazladan kılınması gayet doğaldır Farz namazların beş ilan edilmesi Sünni mezheplerin bir yorumudur Eğer namaz beş vakit olsaydı Kurandan bunların ismi vakti belli olurdu Kuranda Peygambere özel fazladan ibadet vakti bile belirtilmişken İsra Suresi 79 tüm Müslümanlara farz olan bir namazın vaktinin belirtilmemesi hiç mümkün müdür Evvelki ayetlerden görüldüğü gibi Kuranda belli olan namazlar vardır Neden vakti belli olmayan ikindi gibi yatsı gibi namazların farz olduğunu düşünelim Tahminimiz bazı kişiler Allahı zikretme hatırlama Allahı tespih etme yüceltme yönelme ile ilgili ayetlerdeki tespih zikretme faaliyetlerini düzene koymak için fazladan namazlar farzlaştırmışlardır Zikretme ve tespih faaliyetlerini namaz kılarak yapmak güzel bir yöntem olabilir ama Allahın farzlaştırmadığı şekilde bu vakitleri namaz vakti olarak farzlaştırma kabul edilemez
    öyleyse akşama erdiğinizde de sabaha erdiğinizde de tespih yüceltme yönelme Allahadır övgü Onundur Göklerde ve yerde günün sonunda öğleye erdiğinizde
    Rum Suresi 17 18

    KAZA NAMAZI VAR MI

    Bir kez daha belirtmek istiyoruz ki hangi namazların farz olduğu Kurandan çıkar Farz namazlar Allahın bizi belli vakit dilimi içinde her gün kılmaya mecbur ettiği namazlardır Kuran Nisa Suresi 103 ayette bize namazın vakitli farz olduğunu Mearic Süresi 23 ayette bu farzın hayat boyu sürekli gözetilmesi gerektiğini söylemektedir Kuranda kaza namazı diye bir kavram yoktur Namazı kılmayan kaçıran Allaha bunun için tövbe eder daha sonra titiz bir şekilde namazlarını kılmaya devam eder Allah oruçta tutmadığımız günler sayısınca başka günlerde oruç tutmamızı söylemiş bunun kapısını açmıştır Allah istese namaz için de aynısını yapardı Bu yüzden kimse namaza başlayacak kişileri geçmişteki şu kadar namazı kaza etmen gerek diye yanlış yönlendirmesin namazın farzını farz olmayandan ayırmaktır Allahı anmak hatırlamak için kılınan her namaz makbuldür Namaz günde beş vakit de kılınır on vakit de kılınır kırk vakit de kılınır Namazın farz olan vakitleri bize mecbur olduğumuz alt sınırı belirtir üst sınır ise serbesttir Tahminimizce mezhepler bu üst sınırın serbestiyetinden dolayı fazladan namaz kılan sahabeleri görüp ikindi namazını yatsı namazını vitir namazını farzlaştırmışlardır vacipleştirmişlerdir Eğer Kurandan namazın farzlarını anlama yerine şahısların hareketlerinden farzları anlamaya kalsaydık o zaman karşımıza evvabin namazı kuşluk namazı küsuf namazı gibi bir sürü ilave namazlar daha çıkardı Sonuçta her konuda olduğu gibi namazda da Kuranda ne yazıyorsa din yalnızca odur Allah kitabında hiçbir eksiklik bırakmamıştır Nitekim Hac ibadetinde hacılara üç vakit namaz kıldırılmaktadır Hac için Kuranda bir sürü detay verilirken saçını hastalıktan dolayı kısaltanın ne yapması gerektiği bile niye Kuranda Hacda namaz vakitlerinin azaltılması geçmiyor Namaz eğer ki beş vakit farz ise hacılara neye dayandırılarak daha az namaz kıldırılıyor

    BEŞ VAKİT NAMAZ NEYE DAYANDIRILIYOR

    Namazın beş vakit olmadığı ikindi yatsı namazlarının farz olmadığı daha İslamiyetin ilk yıllarında Hariciler ve Mutezile tarafından da savunulmuştur Namazın illaki beş vakit olduğunu ispata çalışanların bunu gerçekleştirmek için uydurduğu hadis ise korkunçtur Daha evvel de belirttiğimiz bu hadise göre Peygamberimiz miraçta Allahın huzuruna çıkar ve Allah namazı elli vakit farz kılar daha sonra Hz Musaya rastlayan Peygamberimizi Hz Musa bu kadar namazın çok olduğu ümmetin buna güç yetiremeyeceği şeklinde uyarır sonra Peygamberimiz Allahtan indirim ister Allah da namazın sayısını indirir Yolda Hz Musa yine bu kadar namaz vaktinin de çok olduğunu söyler Bu git gel böylece namaz beş vakte inene kadar dokuz kez gerçekleşir Nitekim namazın sayısı beşe gelince Hz. Musa yine indirimi tavsiye etse de Peygamberimiz artık utandığı için namaz indirimi durur Bu hadise göre Allah insanların kaç vakit namaza güç yetireceğini bilmez Peygamberimiz ise hiçbir şeyden haberi olmayan bir garibandır Hz Musa ise hem Peygamberimizin akıl hocası hem Allahın hükmünün düzelticisi hem de bizim kurtarıcımızdır Namazın beş vakit farz kılınmasının hikayesi işte böyle kabul edilemez bir hadise dayanır Namazın beş vakit olduğu Kurana değil işte böyle izahlara özellikle de bu hadise dayandırılmaktadır Miraçtan önce namazların sabah ve akşam olmak üzere yalnızca iki vakit kılındığını söyleyen hadislerin olması da Buhari 1/93 Tecrid Tercemesi 2/233 Hadis no 228 namazın vakitlerinin bu miraç hadisiyle arttırıldığının delilidir Namazlar daha evvel iki vakit olarak kılınıyorsa sonradan ilave edilen üç namaz niye Kuranda geçmemektedir Kuranda sadece Bakara Suresi 238 ayetteki ifadeyle orta namazının sonradan ilave edildiği iddia edilebilir Peki 4 5 namaz olan ikindi ve yatsı namazları hangi Kuran ayetinden çıkarılacaktır bunların ismi niye Kuranda yoktur Orta namazı veya en hayırlı namaz manasına gelen ifadeyi Salatı Vusta maddesinde açıkladık Allah ve Peygamberimize iftira olan böyle hadisler yerine Kuranda doğruyu arayanlar namaz hakkında gerekli bilgiye kavuşacaklardır Kuranla yetinmeyip dini pratiklerini uydurma hadislere dayandırmaya çalışanlar ise örneğini gördüğümüz gibi mantıksızlıklar iftiralar çelişkiler içinde kalacaklardır

    NAMAZIN KAPSADIKLARI

    Namaz Allahı zikretmek hatırlamak için yapılan bir ibadettir Taha Suresi 14 Fakat Allahı zikretmekten farklı olarak namaz belli vakitlerde farz kılınmıştır abdestli olarak yerine getirilmelidir ve belli hareketleri de kapsar Namaz öyle bir ibadettir ki savaş sırasında bile yerine getirilir Nisa Suresi 102 ayette savaş durumunda bir grubun namaz kıldığını diğer grubun ise nöbet tuttuğunu görüyoruz Secde edildikten sonra diğer grup ilk grubun yerini alıp namazını kılmaktadır Burada savaş tehlikesinin olduğu bir durumda bile namazın secde de dahil olmak üzere secde kişinin en savunmasız halidir yerine getirildiğini fakat nöbetleşe silahları bırakmadan düşmana fırsat verilmeden bunun yapıldığını görüyoruz Eğer savaşta dahi vakitli farz olunan namaz böyle yerine getiriliyor normal zamanında namazın kıyamı rükusu ve secdesi ile yerine getirilmesinin önemi daha iyi anlaşılır

    Kurandan İbrahim Suresi 40 namazın Hz İbrahimden beri varolan bir ibadet olduğunu anlıyoruz Hz İbrahimin ibadet evi Kabeyi ele geçiren Allaha ortak koşucu putperestler bile namazı sapkın bir şekilde olsa da uygularlardı Enfal Suresi 35 Kuran evvelki nesillerin de uyguladıkları namaz alışkanlıklarını şehvetlerine uyma sonucu bıraktıklarını söyler Meryem Suresi 59 Yani Peygamberimiz zamanında, namaz salat denildiğinde namazın ne olduğu ve hareketleri kişiler tarafından anlaşılırdı Aynen günümüzde de namaz denilince namaz kılmayan kişilerin bile namazın hareketlerini Allaha yönelmeyi ve ibadet etmeyi anladıkları gibi Kuranda hareketli ibadet manasında üç kelime geçer. Bunlar kıyam ayakta durma rüku eğilme secde yüz üstü yere kapanma dir Kuranda İbrahim Peygamberin makamının namaz yeri edinilmesi evin temiz tutulması geçer Bakara Suresi 125 Hac Suresi 26 ayette ise evin kıyam rüku ve secde edenler için temiz tutulması emredilerek namazın üç hareketinin ne olduğu bir arada gösterilmiş olur Namazın en önemli bölümü ve özelliği ise namazda Allahın hatırlanmasıdır zikredilmesidir Nitekim Taha Suresi 14 ayetten namazın kılınmasındaki gayenin Allahın hatırlanması olduğunu anlarız Kuranda namazda Kuran okunmasına dair bir ifade geçmez Fakat Kuran bize tanıtılırken Kuranın zikir yani hatırlatma olduğu söylenir Böylece biz namaz kılarken edeceğimiz duada Allaha yakarışta rehberimizin Kuran olduğunu anlarız örneğin Allahın bağışlayıcılığı merhameti her şeyi yaratması cenneti cehennemi bilgisinin sonsuzluğu hep Kurandan öğrenilir Namazda da merhametli bağışlayıcı bir Allahın karşısında olduğumuzu bilir ona göre Allahı zikreder hatırlar ona göre Allaha yöneliriz
  • Korku ve ümit kaynağı olarak şimşeği size göstermesi, gökten yağmur indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesi, O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için elbette ibretler vardır.
  • 1. Bakara Suresi, 45. Âyet

    Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır.

    2. Bakara Suresi, 153. Âyet

    Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.

    3. Bakara Suresi, 155. Âyet

    Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.

    4. Bakara Suresi, 177. Âyet

    Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah‘a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.

    5. Bakara Suresi, 249. Âyet:

    Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: “Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç-onu tadmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): “Bugün bizim Calut’a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok” dediler. (O zaman) Muhakkak Allah‘a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: “Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah‘ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.”

    6. Bakara Suresi, 250. Âyet:

    Onlar, Calut ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında, dediler ki: “Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.”

    7. Al-i İmran Suresi, 17. Âyet

    Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve ‘seher vakitlerinde’ bağışlanma dileyenlerdir.

    8. Al-i İmran Suresi, 120. Âyet

    Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların ‘hileli düzenleri’ size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır.

    9. Al-i İmran Suresi, 125. Âyet

    Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır.

    10. Al-i İmran Suresi, 142. Âyet

    Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?

    11. Al-i İmran Suresi, 146. Âyet

    Nice peygamberle birlikte birçok Rabbani (bilgin)ler savaşa girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet)den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler. Allah, sabredenleri sever.

    12. Al-i İmran Suresi, 186. Âyet

    Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir.

    13. Al-i İmran Suresi, 200. Âyet:

    Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah‘tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz.

    14. Araf Suresi, 126. Âyet

    “Oysa sen, yalnızca, bize geldiğinde Rabbimiz’in ayetlerine inanmamızdan başka bir nedenle bizden intikam almıyorsun. Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür.”

    15. Enfal Suresi, 66. Âyet

    Şimdi, Allah sizden (yükünüzü) hafifletti ve sizde bir za’f olduğunu bildi. Sizden yüz sabırlı (kişi) bulunursa, (onların) iki yüzünü bozguna uğratır; eğer sizden bin (kişi) olursa, Allah‘ın izniyle (onların) iki binini yener. Allah, sabredenlerle beraberdir.

    16. Yunus Suresi, 109. Âyet

    Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.

    17. Hud Suresi, 11. Âyet

    Sabredenler ve salih amellerde bulunanlar başka. İşte, bağışlanma ve büyük ecir bunlarındır.

    18. Hud Suresi, 49. Âyet

    Bunlar: Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir.

    19. Hud Suresi, 115. Âyet

    Ve sabret. Gerçekten Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez.

    20. Yusuf Suresi, 90. Âyet

    “Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?” dediler. “Ben Yusuf’um” dedi. “Ve bu da kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütufta bulundu. Gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz.”

    21. Ra'd Suresi, 22. Âyet

    Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.

    22. Ra'd Suresi, 24. Âyet

    “Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel.”

    23. İbrahim Suresi, 5. Âyet

    Andolsun Musa’yı: “Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat” diye ayetlerimizle göndermiştik. Şüphesiz bunda çokça sabreden ve şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır.

    24. İbrahim Suresi, 12. Âyet

    “Bize ne oluyor ki, Allah’a tevekkül etmeyelim? Bize doğru olan yolları O göstermiştir. Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz. Tevekkül edenler Allah’a tevekkül etmelidirler.”

    25. Nahl Suresi, 42. Âyet

    Onlar sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir

    26. Nahl Suresi, 96. Âyet:

    Sizin yanınızda olan tükenir, Allah’ın Katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle Biz muhakkak vereceğiz.

    27. Nahl Suresi, 110. Âyet

    Sonra gerçekten Rabbin, işkenceye uğratıldıktan sonra hicret edenlerin, ardından cihad edip, sabredenlerin (destekçisidir). Şüphesiz senin Rabbin, bundan sonra da gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir.

    28. Nahl Suresi, 127. Âyet

    Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme.

    29. Kehf Suresi, 28. Âyet

    Sen de sabah akşam O’nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi ‘istek ve tutkularına (hevasına)’ uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme.

    30. Enbiya Suresi, 85. Âyet

    İsmail, İdris ve Zü’l-Kifl, hepsi sabredenlerdendi.

    31. Hac Suresi, 35. Âyet

    Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir.

    32. Mü'minun Suresi, 111. Âyet:

    “Bugün Ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar, ‘kurtuluşa ve mutluluğa’ erenlerdir.”

    33. Furkan Suresi, 20. Âyet:

    Senden önce gönderdiklerimizden, gerçekten yemek yiyen ve pazarlarda gezen (elçi)lerden başkasını göndermiş değiliz. Biz, sizin kiminizi kimi için deneme (fitne konusu) yaptık. Sabredecek misiniz? Senin Rabbin görendir.

    34. Furkan Suresi, 75. Âyet

    İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar.

    35. Kasas Suresi, 54. Âyet

    İşte onlar; sabretmeleri dolayısıyla ecirleri iki defa verilir ve onlar kötülüğü iyilikle uzaklaştırıp kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.

    36. Ankebut Suresi, 59. Âyet

    Ki onlar, sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir.

    37. Rum Suresi, 60. Âyet

    Öyleyse sen sabret; şüphesiz Allah’ın va’di haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler.

    38. Lokman Suresi, 17. Âyet

    “Ey oğlum, namazı dosdoğru kıl, ma’rufu emret, münkerden sakındır ve sana isabet eden (musibetler)e karşı sabret. Çünkü bunlar, azmedilmesi gereken işlerdendir.

    39. Lokman Suresi, 31. Âyet

    Görmüyor musun ki, size ayetlerinden (bazılarını) göstermesi için, gemiler Allah’ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir! Hiç şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden için gerçekten ayetler vardır.

    40. Ahzab Suresi, 35. Âyet

    Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, gönülden (Allah’a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah‘a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah’tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah’tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah’ı çokça zikreden erkekler ve (Allah’ı çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.

    41. Saffat Suresi, 102. Âyet

    Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın.”

    42. Sad Suresi, 17. Âyet

    Sen onların söylediklerine karşı sabret ve Bizim güç sahibi kulumuz Davud’u hatırla; çünkü o, (her tutum ve davranışında Allah’a) yönelen biriydi.

    43. Zümer Suresi, 10. Âyet

    De ki: “Ey iman eden kullarım, Rabbinizden sakının. Bu dünyada iyilik edenler için bir iyilik vardır. Allah’ın arz’ı geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir.”

    44. Mü'min Suresi, 55. Âyet

    Şu halde sen sabret. Gerçekten Allah’ın va’di haktır. Günahın için mağfiret dile; akşam ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et.

    45. Mü'min Suresi, 77. Âyet

    Şu halde sen sabret, hiç şüphesiz Allah’ın va’di haktır. Sonunda ya onlara va’dettiğimiz (azab)in bir kısmını sana göstereceğiz ya da senin hayatına son vereceğiz. Nihayet onlar Bize döndürülecekler.

    46. Muhammed Suresi, 31. Âyet

    Andolsun, Biz sizden mücahid olanlarla sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar, deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız (açıklayacağız).

    47. Kaf Suresi, 39. Âyet

    Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et.

    48. Tur Suresi, 48. Âyet:

    Artık, Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen, Bizim gözlerimizin önündesin. Ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et.

    49. Kalem Suresi, 48. Âyet

    Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu.

    50. Müddesir Suresi, 7. Âyet

    Rabbin için sabret.

    51. İnsan Suresi, 12. Âyet

    Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir.

    52. Beled Suresi, 17. Âyet:

    Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak.

    53. Asr Suresi, 3. Âyet

    Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.

    (kaynak: suffagah.com)
  • İslam'ın neden tutunduğu konusuyla ilgili ünlü Kur'an yorumcusu İmam Suyuti'den Tevbe suresi 49. ayeti açıklarken konumuzla ilgili şu çarpıcı örneği veriyor: Hz. Muhammed Tebük seferi hazırlığı aşamasında Müslümanlara seslenerek, "Biz bugün Rum'la savaşır, Beni Asfer kızlarına kavuşuruz" diyor. İmam Suyuti devamla, Hz. Muhammed onların kızlarının güzelliğini arkadaşlarına anlatmakla onları savaşa teşvik etmek isterdi diyor. Bunları anlatınca Müslümanlardan biri (bunu söylediği için inen ayetlere göre münafıklardan sayılıyor), ey Müslümanlar, Muhammed sizi kız-kadınla helak edecek, diyor. Suyuti buna benzer birçok hadis sunuyor. Tebük harbinde birçok kişi savaşa katılmak istemiyor; ancak Muhammed onları zorluyor. Örneğin Ced b. Kays camide otururken Muhammed geliyor. Ced ona, bırak ben savaşa gelmek istemiyorum diyor. Muhammed, sen varlıklısın, haydi hazırlan. Ola ki Asfer kızlarından (Şimdiki gibi nasıl Avrupa kızlarına sarışın deniliyorsa o zaman Rum kızlarına Beni'i Asfer deniyordu) birkaçına sahip olacaksın diyor. Adam, bırak beni, ben savaşa katılmak istemiyorum, başımı Rum kızlarıyla belaya sokma diyor. Bu gibi muhalifleri susturmak için ayet üzerine ayet iniyor (Tevbe suresinde). İşte İslam'ın en önemli yayılma nedeni bu: Cariye ve ganimetler formülüyle insanları harekete geçirmek. [24]

    [24] İmam Suyuti, Dürrü'l Mensur, Tevbe Suresi 49. ayetin açıklamasında, c.7/399
  • Dünya üzerinde 7.5 milyara yakın insan var. Bu sayıdan çok daha fazlası geçmişte vardı ve gelecekte kim bilir ne kadar insan yaşayacak...Bu denli insanı düşündüğümüzde hepsinin ne kadar farklı olduğu fikri beliriyor zihnimizde. Ama zihinde beliren daha çok görüntü farklılıkları. Peki farklılık denilince dil farklılığı aklınıza geliyor mu?
    Farklı ülkelere ya da etnik gruplara baktığımızda aynı duygu ve düşünceleri hissetseler bile farklı şekillerde dile getirdiklerini görürüz. Aynı dili konuşsalar dahi kullanılan lehçe, şive ya da ağızların farklı olduğunu hatta en özelde kelime seçimleri, cümleyi kuruş biçimleri, ses tonu dahi dili kullanış şeklinin her bireyde çeşitlilik arz ettiğini bize gösterir. Bu konu ile ilgili Kur'an-ı Kerim'de Allah Teala şöyle buyurmuştur:  "O'nun kanıtlarından biri de gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasıdır. Kuşkusuz bunda bilenler için ibretler vardır."(Rum Suresi ayet 22)
    İmanın ilk şartı kelime-i şehadet getirmektir. Bunu dil ile ikrar etmenin yanında kalp ile de tasdik etmek gerekir. Zira bilinir ki munafıklar da iman ettiklerini söylerlerdi. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında bize "Şüphesiz sizinle beraberiz, biz onlarla yalnızca alay ediyoruz" derlerdi(Bakara Suresi ayet 14). Müslümanlar ise yalan söylemez, verdikleri sözü tutarlardı. Çünkü müslüman; elinden, belinden, "dil"inden emin olunandı.(H.Ş.)Dilinden kötü söz çıkmaz, başkasına iftira etmezdi. Bir dedikodu ortamı görünce onları uyarır, kendisi o ortamlarda bulunmamaya dikkat ederdi. Tatlı dilli olur, annesine babasına bir "öf" bile demezdi. Bir haksızlık görürse onu eliyle değiştirir, şayet eliyle değiştiremezse "dil"iyle değiştirir ona da gücü yetmezse kalbiyle buğz ederdi.(H.Ş). Müslüman, nefsine hoş gözüken ama Allah Teala'nın razı olmadığı her türlü istek ve arzulara "la" diyebilendi... "Dilinde "la" sı olmayanın "illa" ile gerçekleştirecek bir inkılabı yoktur." (İslami Tebliğin Mekke Dönemi ve İşkence, İhsan Süreyya Sırma) La ilahe illallah...O zikir ki en faziletlisi, bizi cennete götürecek kelime-i tayyibe biiznillah...
    İbrahim Suresi 24 ve 25. Ayette: "Allah’ın nasıl bir misal getirdiğini görmedin mi? Güzel sözü, kökü sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzetti.O ağaç, rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller getirmektedir." buyrulmuştur. Buradaki güzel sözü "Kelime-i Tevhid" diye tefsir etmiş müfessirler. Tasvirde de olduğu gibi Kelime-i Tevhid de mü'minlerin kalplerine yerleşip kökleşince onların davranışlarını etkilemekte ve imanın ürünleri, meyveleri onların üzerinde görülmektedir. Ve nasıl ağacın budanması sulaması gerekiyorsa imanın da zikirle, tefekkürle, güzel amellerle beslenmesi gerekmektedir. Bu örnekten de devam edecek olursak ağacın bir meyvesini de "dil"imizle belki İslam'a kazandırdığımız kişiler, büyuklerimize hürmeten söylediğimiz saygı sözleri, küsen kimseleri barıştırmak için gösterdiğimiz çaba, bir haksızlık karşısında kimse konuşmazken senin haykırman veya en öfkeli olduğumuz zamanki susmalarımız gibi fiiller olgunlaştıracak... Ya da yine dilimizden çıkan her çirkin, faydasız söz o meyvenin çürümesine sebep olacak...
    Yazımızı yine önce kalbimizden gelip sonra dilimize dökülen dualarla tamamlayalım:
    Dil ile imtihanımızda Allah hepimizi muvaffak etsin. Hesap günü dilimiz dile geldiğinde bizi utandıracak şeyler şeyler değil de içimizi rahatlatacak şeyler söylesin inşallah... Amin.