Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · 9/10 puan

Sultan Murad tahtın önüne kadar gelip durmuştu. Yanında şeyhülislâm, sadreyn efendiler (Anadolu ve Rumeli kazaskerleri), tanınmış âlimler, sadrazam, vezirler, kâtipler, yeniçeri ağası, reisülküttab efendi, bölük ağaları, loncabaşılar ve diğer bazı muteber erkân vardı. Padişahla birlikte diğerleri de ayakta duruyorlardı. Padişah kalabalığa bakıyordu. Kaşları çatıktı, ama gözlerinin içi gülüyodu. Sonunda başarmıştı işte, dilediğini yapmıştı.

Kendini yapmış sayıyordu, sipahiler de gelirse mesele bütünüyle halloldu demekti. Gelmeseler bile çok şey değişmezdi. Yeniçerilerle ahali yanında olduktan sonra sipahinin ne hükmü kalırdı?

IV. Murad, Yavuz BahadıroğluIV. Murad, Yavuz Bahadıroğlu
Yusuf İslam, bir alıntı ekledi.
18 saat önce · Kitabı okuyor

Fetihten sonra İstanbul'daki Bizans abidelerini, mebaniyi harap eden ve "kıyameti sügrâ" denilen zelzele 915 (1510) da vukua geldi. İstanbul'da 109 cami, 1070 ev ve Eğrikapıdan Yedikuleye kadar olan kara surlarının bir çok kısımları, Topkapı sarayının denize doğru olan duvarı, kız kulesi ve Galata surları yıkıldı. Fatih ve Bayazıt camilerinin kubbeleri kısmen ve Karaman çarşısı tamamen harap olmuştu. Bu yıkıntılar Anadoludan getirilen 37000 ve Rumeli'den getirtilen 2900 amele ile İstanbul'da bulunan 10.000 kişinin çalışmaları ile tamir edildi. Fakat bir çok Bizans binaları harap olmuştu. İstanbul'da ahşap ev yapmak adeti meydana gelerek, büyük devamlı taş inşaattan çekinildi.

Ecnebi Seyyahlara Nazaran Fetihten Sonraki İstanbul, Feridun Dirimtekin (Sayfa 6)Ecnebi Seyyahlara Nazaran Fetihten Sonraki İstanbul, Feridun Dirimtekin (Sayfa 6)
Tugay Toğrul, bir alıntı ekledi.
20 May 01:04 · Kitabı okuyor

"Dünyanın en güzel kadını bu oydu
Saçlarını tarasa baştan başa rumeli"

Sevda Sözleri, Cemal Süreya (Sayfa 43 - Yapı Kredi Yayınları)Sevda Sözleri, Cemal Süreya (Sayfa 43 - Yapı Kredi Yayınları)

Kaşar
Kaşar peynirinin kökeni hakkında sağlam bilgi yok, birkaç rakip rivayet var. Bir kere kaşar ile İtalyanca caciocavallo bizde özellikle Rumeli’nde kaşkaval diye bilinen peynir aynı şey. İsmin kaynağı bu olabilir mi? Zannetmiyorum, çünkü ne olursa olsun hiçbir kelime böyle gelişigüzel deformasyona uğramaz. Kaşkaval nerede kaşer nerede.

İkinci olasılık Artun Ünsal’ın peynirler hakkında yazdığı Süt Uyuyunca kitabında önerilen teori. Çoğu peynirin üretimi için sütün içine bir parça kuzu ya da keçi işkembesi atılırmış ki bu parçanın içindeki enzimler veya bakteriler, her neyse, sütü mayalasın. Et ve sütün herhangi bir karışımını mekruh sayan Rumeli Yahudileri, içine işkembe parçası konulmaksızın bitkisel yollardan (yanılmıyorsam mantarlarla) mayalanan bu Balkan peynirini kaşer saydıkları için bu isim yerleşmiş. İbranice kaşer, Musevi dini kuralları uyarınca yenilmesi caiz olan yiyecek demek.

Bir başka olasılık “kabuk” anlamına gelen Arapça kökenli kışır kelimesi. Kaşarın klasik Anadolu peynirlerinden en büyük farkı kabuklu olması tabii. Acaba oradan bir isim takılmış olabilir mi?

Sevan Nişanyan

Burak BAĞRIAÇIK, Üçler Yediler Kırklar'ı inceledi.
 19 May 17:37 · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 10/10 puan

Üçler-Yediler-Kırklar... Yine harika bir roman olmuş. Diğer kitaplara nazaran savaş, fetih, aksiyon vs. fazla olmasa bile hiç durağan kalmamış, adeta akıp gitmiş. Kitabın içeriğiyle ilgili alıntıyı ben yapmıyacağım. Bir siteden alıntı yapacağım. Ben kendim de yapabilirim ama diğer okuyuculara daha da faydalı olması amacıyla bu yolu tercih edeceğim. Yalnız şunları eklemek istiyorum: Kitap genel olarak Dursun Fakih'e yapılan haksız iftira ve Orhan Gazi'nin Kadılığını düşürmesi, Orhan Gazi oğlu Süleyman'ın Rumeli'ye çıkışları anlatılmış. Ayrıca Karagöz ve Hacivat'ın da olması bir hayli ilgimi çekti. Ben asıldılar diye biliyordum daha önceden ama burda Orhan Gazi zindana kapatıyor. Bir süre sonra çıkarmaları için talimat veriyor.

BAHSETTİĞİM ALINTI:
Üçler-Yediler-Kırklar romanında olaylar Osman Bey’in ölümüyle başlar. Orhan Bey Cendereli Kara Halil'i Bursa kadılığına tayin etmiştir. Roman, Orhan Beyin oğlu Süleyman Beyin salla Rumeli'ye geçişme kadar devam eder.
Yazar bu romanında, diğer romanlarında görülenden farklı bir teknik kullanmıştır. Roman boyunca şahıslar bir sal üzerinde Rumeli'ye doğru yol almaktadırlar. Vakalar, geriye dönüşler ve hatırlananlar şeklinde anlatılır. Vakanın büyük bölümü mahkeme zabıtları hâlinde düzenlenmiştir ve şu adlan taşımaktadır: Gazi Fazıl’ın Anlattıkları, Ece Halil'in Anlattıkları, Hacı İlbeğ'in Anlattıkları, Zöhre'nin Anlattıkları, Sülemiş'in An­lattıkları, Kendigelen Kızın Anlattıkları, Yine Zöhre'nin Anlattıkları, Aşık Ana’nın an­lattıkları... Vakanın büyük bir bölümü, bu şahıslar ağzından anlatılmış, arada bir sala dönülmüştür. Bunlardan sonra "Cendereli Kara Halil Düşündü" başlığını taşıyan bir bö­lüm gelmektedir. Bu, düğümü çözüme götüren bölümdür. Burada kadı, hükmünü ver­meden önce Orhan Bey’i dinlemeye ve ona bazı sorular sormaya karar verir. Orhan Be­yin dinlenmesiyle mesele çözülür. Bunlarla yetinmeyen yazar araya Birinci Protez, İkin­ci Protez, Üçüncü Protez, Dördüncü Protez adı ile dört bölüm ilâve etmiştir. Bu bölüm­lerde de, mahkemede dinlenen şahitlerin eksik bıraktıkları vaka anlatılmakta, meselelere açıklık getirilmektedir. Yazar, olaylar arasındaki sebep-sonuç bağlantılarını bu şekil­de tamamlamıştır. 
Bu romandaki vakalar daha çok Karesi Beyliği’nde geçmektedir. Romanda Karasi Be­yi’nin sarayının üfürükçüler ve gözbağcılar tarafından istilâ edildiğinden bahsedilmekte­dir. Veli Baba, Pir Cabbar’ın Alisi oradadır. Burası fitne fesat yuvası olmuştur. Buna çare olarak Aclan Beyin küçük oğlu Dursun'u Orhan Bey’in yanına aldırmasını sağlarlar. Romanda ana tem, kötülerin yarattığı fitne ile mücadele edilmesidir. Bu arada Osmanlıların Rumeli'ye geçişine yer verilmiştir. Ayrıca Karagöz'le Hacivat tiplemesi de kullanılmıştır. 

B.BAĞRIAÇIK

Yusuf İslam, Koca Yusuf - Yalnızca Güle Yenildi'yi inceledi.
18 May 01:39 · Kitabı okudu · 1 günde · 9/10 puan

Bu kitabı o kadar çok sevmiştim ki kitabın son cümlesini okuyup bitirir bitirmez başa alıp tekrar okumaya başlamıştım. 2 günde 2 defa okumuştum. Sonrasında ise zaman zaman rasgele sayfa açıp yorulana kadar okuduğum olmuştu. Kitap Osmanlı tarihindeki en büyük, en namlı pehlivanlardan birinin hayatını, trakya şivesinin tatlı çekiciliğiyle, akıcı bir şekilde anlatıyor. Bana göre yazarın özelde Edirne, genelde Rumeli kültür sahası alanında yetkinliği kitabı romandan farklı bir konuma sokuyor.

Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
17 May 02:17 · Kitabı okudu · 9/10 puan

1885 Doğu Rumeli vilayeti ile Bulgar Prensliği'nin birleştirilmesi.

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa ArmağanAbdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan
ChanTaeyang, İki Sela Arası'ı inceledi.
 15 May 02:23 · Kitabı okudu · 10 günde

Osman Bey'in ölümüyle başlayıp Süleyman Paşa ve Orhan Bey'in ölümüyle son buluyor. Osmanlı'nın genişlemesi, fethedilen Bizans kaleleri, Karesi Beyliğinin yıkılışı ve Rumeli'de alınan ilk toprak... Güzel bir dille anlatılmış. Ne çok abartı ne de çok basit, olması gerektiği gibi bir eser olmuş diye düşünüyorum. Daha fazla okunması gereken bir eser... Tarih severlere özellikle tavsiyemdir...
Lütfen okuyunuz... Keyifli okumalar...

Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
 14 May 18:02 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Hayranı olduğu Rumeli Fatih'i ve Orhan Cazi'nin oğlu Süleyman Paşa'nın yanma gömülmeyi vasiyet etmiştir Namık Kemal. Bu vasiyeti, "Allah'ın belası" tarafından yerme getirilecektir. Şimdi Bolayır'da, Süleyman Paşa'nın türbesi yanında, planlarını Tevfik Fikret'in çizdiği, parasını Sultan Abdülhamid'in ödediği kabrinde son uykusunu uyumaktadır.

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa ArmağanAbdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan

Ormanda Büyüyen Adam Azgını
Ormanda büyüyen adam azgını
Çarşıda pazarda insan beğenmez
Medrese kaçkını softa bozgunu
Selâm vermek için kesen beğenmez

Âlemi ta'n eder yanına varsam
Seni yanıltır bir mesele sorsan
Bir cim çıkmaz eğer karnını yarsan
Câmiye gelir de erkân beğenmez

Elin kapısında kul kardaş olan
Burnu sümüklü hem gözü yaş olan
Bayramdan bayrama bir tıraş olan
Berbere gelir de dükkân beğenmez

Dağlarda bayırda gezen bir yörük
Kimi tımar sipah kimi ser-bölük
Bir elife dili dönmeyen hödük
Şehristâna gelir ezân beğenmez

Bir çubuğu vardır gayet küçücek
Zu'm-ı fâsidince keyif sürecek
Kırık çanağı yok ayran içecek
Kahvede fağfuri fincân beğenmez

Yaz olunca yayla yayla göçenler
Topuz korkusundan şardan kaçanlar
Meşe yaprağını kıyıp içenler
Rumeli bohçasını duhân beğenmez

Aslında neslinde giymemiş hâre
İş gelmez elinden gitmez bir kâre
Sandığı gömleksiz duran mekkâre
Bedestene gelir kaftan beğenmez

Kazak Abdal söyler bu türlü sözü
Yoğurt ayran ile hallolmuş özü
Köyden şehre gelen bir köylü kızı
İnci yakut ister mercân beğenmez

Kazak Abdal