• 22 Haziran 1941 Pazar günü saat 3:30'da sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Hitler, ortaçağda yaşamış savaşçı Alman imparatorunun adıyla anılan Barbarossa Harekatı'nı, yani Sovyetler Birliği istilasını başlattı. Yaklaşık üç milyon Alman askeri, Fin, Rumen, Slovak, Macar, İtalyan birliklerinden ve İsveç ( SS Nordland ) gibi tarafsız ülkeler de dahil Avrupa'nın neredeyse her ülkesinden gelmiş küçük gönüllü birliklerden ve işbirlikçilerden oluşan yaklaşık bir milyon müttefikiyle sınırı geçti.
    Paul Bushkovitch
    Sayfa 364 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi - Eylül - 2017
  • "Bir zamanlar Muntenia ülkesinde bir ortodoks Hıristiyan Voyvoda yaşardı..."

    "... Rumen dilinde adı Dracula idi. Dilimize çevirecek olursak şeytan..."

    "... O kadar kötü biriydi ki, adının çağrıştırdığı gibi bir hayatı oldu..."
  • Durumu değerlendiren Rusya, potansiyel rakipleriyle işbirliği yapmaya çalıştı. Britanya, Yunanlara yardım etmeyi kabul etti ve İngiliz-Rus donanması Navarin limanında Osmanlı filosunu batırdı (1827 ). Ardından Osmanlı, Rusya'ya savaş ilan etti ve 1828-1829'da Rus ordusu Balkanlara girip İstanbul yakınlarına dek ilerledi. Sonuçta varılan anlaşmayla Osmanlı, Yunan bağımsızlığını ve Sırp ile Rumen prensliklerinin özerkliklerini tanımak zorunda kaldı.
    Paul Bushkovitch
    Sayfa 178 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi - Eylül - 2017
  • 15 Aralık 1941'de 769 Rumen Yahudi'sini taşıyan Struma gemisinin İstanbul'a yolcu indirmesi yasaklandı.
  • Eserlerinde 20.yüzyılın Avrupasının doğasını anlatan Rumen deneme yazarı Cioran, önceleri kitaplarını Rumence yazarken, 1945'den itibaɾen Fɾansızca yazmaya başladı. Bu kitabını özellikle Fransızca yazma çabası içerisinde olduğu için de üzerinde birçok kez düzeltme ihtiyacı duymuştur.

    Nihilistik, nüktedan ve aforizmalarla dolu olan bu kitabı okuduğunuzda yazarın Nietsche ve Kierkegaard’ın hayata bakış açılarına hayran olduğunu net bir şekilde görürsünüz.
    İnsanın tapınma isteğinden, tanrının güçsüzlüğüne, Antik Yunanlılar'ın çöküşünden varoluşun en karamsar ve aşağılık yanlarına değinen Cioran, kendi hayatını da her zaman kasvetli bir baskı ile sürdürmüştür

    Yazarın bu hallerini kitapta da fark ettiğimiz için ister istemez hayatı her anlamda kötüleyen insanları sorgularınız. ve çoğunlukla da onları anlamakta zorluk çekeriz. Neden mi?
    Acı çekiyorlardır çünkü. Belki de bizim gibi kör insanların arasında görmeyi başarabilenlerin olmasını kaldıramayız ya da görüp de mutsuz olmaktansa körlerinki gibi sahte bir mutluluğu tercih ederiz.

    İşte bu noktada size diyebileceğim tek şey kör ve sağır kalmak istiyorsanız bu kitabı asla ama asla okumayın. Lakin her şeye rağmen, çürümüşlüğün kokusunu almaya razıysanız içinize sine sine, kokuyu çeke çeke okumalısınız. Sonrasında da hayatın çürümüşlüğü içerisinde olsa bile bu kokuya alışmalı, hayatın bir ucundan tutmayı öğrenmelisiniz.

    Vesselam...
  • Rumen futbolcu Adrian Mutu, şans getirsin diye sahaya çıkarken çoraplarına fesleğen koyarmış. Golleri güzel koksun diyedir belki de. Tıpkı kelimeleri güzel koksun diye karanfil çiğneyen adam gibi. Soluğu değil, kelimeleri.
    Kolektif
    Sayfa 24 - Atakan Yavuz
  • Pogrom (Katliam), Rusçada “zulmetmek, şiddet kullanarak yok etmek” anlamına gelen bir kelimedir. Terim, tarihsel olarak, Rus İmparatorluğu'nda ve diğer ülkelerde bulunan Yahudi karşıtlarının Yahudi topluma şiddet eylemleri için kullanılır. Bu şekilde pogrom olarak adlandırılabilecek ilk örneğin 1821'de Odessa'daki Yahudi karşıtı ayaklanma olduğuna inanılmaktadır. Tanımlayıcı bir terim olarak “pogrom” (katliam), 1881–1884 yıllarında, Çar II. Alexander suikastının ardından, Ukrayna ve Güney Rusya'da yayılan yoğun Yahudi karşıtı ayaklanmalarla genel olarak kullanılmaya başlamıştır. Almanya ve Doğu Avrupa'da, Yahudi Holokost dönemi boyunca, Çarlık Rusya'sında olduğu gibi, ekonomik, sosyal ve politik Yahudi nefreti geleneksel dinî Yahudi düşmanlığını güçlendirdi. Bu durum pogrom'ların bahanesi oldu.

    Pogrom failleri, zaman zaman hükümet ve polisin de desteğiyle örgütlendiler. Yahudi kurbanlarına tecavüz ettiler, öldürdüler ve malvarlıklarını yağmaladılar. 1917 Bolşevik Devrimi sonrası yaşanan iç savaş süresince, Ukraynalı milliyetçiler, Polonyalı memurlar ve Kızıl Ordu askerlerinin tamamı 1918 ve 1920 yılları arasında Batı Belarus ve Polonya'nın Galicia bölgesinde (şimdiki Batı Ukrayna) binlerce Yahudinin öldürüldüğü pogrom benzeri bir şiddete katıldılar.

    1933 yılında, Naziler Almanya'da iktidarı ele geçirdikten sonra, Adolf Hitler “karmaşa” ve şiddet eylemlerini açıkça engelledi. Bununla birlikte, uygulamada, Yahudilere karşı uygulanan sokak şiddetine tolerans gösterildi ve hatta Nazi liderlerin, şiddetin Alman halkını, görünüşte “düzeni tekrar sağlamak için” uygulanan katı Yahudi karşıtı kanunî ve idarî önlemlere “hazırlayacağını” hesaplamalarının ardından desteklendi. Örneğin, 9–10 Kasım 1938'de,Kristallnacht (Kristal Geceler) olarak bilinen, yurt çapında yönetilen sokak şiddeti kampanyası, daha uzun bir süreç boyunca Yahudilere karşı zaman zaman yaşanan sokak şiddetinin sonucudur. Bu sokak şiddeti, Viyana'da, Avusturya'nın Mart'ta Anschluss'unun ardından ayaklanmalarla başlamıştır. Kristal geceleri 1938–1939 sonbahar kış dönemlerindeki Yahudi karşıtı kanunlarda büyük oranda artış izledi. Sokak şiddetinin diğer dönemi, Nazi rejiminin ilk iki ayını kapsadı ve 7 Nisan 1933'te, Yahudi ve Komünistlerin devlet hizmetlerinden çıkarılmasını sağlayan kanun ile sonuçlandı. Eylül 1935'te Nuremberg Yasaları'nın açıklanmasından önceki yaz, Almanya'nın birçok şehrinde Yahudilere karşı sıkça uygulanan şiddet eylemleri görüldü. Bu sokak şiddeti sinagogların yakılıp yıkılmasından, Yahudi evlerinin ve işyerlerinin yıkılmasından ve kişilere uygulanan fiziksel saldırılardan oluşuyordu. Kristal Geceler, “pogrom”ların en büyüğü en yıkıcısı ve en açıkça yönetileniydi.

    II. Dünya Savaşı süresince, Einsatzgruppen (genel olarak Mobilize Katliam Birlikleri olarak bilinir), Güvenlik Polis Şefi Reinhard Heydrich'ten, yeni fethedilen Rus bölgelerinde yaşayan yerel halkın pogrom başlatmasına göz yumma hatta destekleme emri aldı. Bialystok, Kovno, Lvov ve Riga gibi kasabalarda, pogramlar (değişen oranlarda kendiliğinden gerçekleşen), Almanya'nın Sovyetler Birliği'ndeki tüm Yahudi cemaatini sistematik olarak yok etme politikasını tamamladı. 29 Haziran 1941'de, Nazi Almanya'sı ve Mihver ortağı Romanya, Sovyetler Birliği'ni işgal etti. Alman askerleri tarafından zaman zaman desteklenen Romanya yetkilileri ve askeri birlikleri, Moldovya'nın Rumen bölgesinde, Iasi pogrom'u süresince en az 8.000 Yahudiyi öldürdü. 10 Temmuz 1941'de, önce Sovyetlerin daha sonra da Almaya'nın işgal ettiği Polonya Bölgesi Bialystok'ta bulunan küçük bir kasaba olan Jedwabne'de oturan Polonyalılar, yüzlerce Yahudi komşularının öldürülmesine katıldılar. Bu “pogrom'u” kışkırtma sorumluluğu tam olarak tespit edilememesine karşın, bilim adamları, en azından cinayetler işlendiğinde kasabada Alman polisinin varlığını belgelediler.

    1941 yazının sonlarından itibaren, yozlaşma, yağmalama, eski anlaşmazlıkların yerleşmesi, önemli ekonomik kaynakların yok edilmesi ve önceden komünist olanların “pogrom” yapan grupların içine sızması olaylarının artması Alman otoritelerinin Doğu Cephesi’ndeki eylemlerini bırakmasına sebep oldu. Alman SS ve polis birlikleri, aceleyle alınan yedek polis birliklerini tasfiye etti ve işgal altındaki Sovyetler Birliği'ndeki bütün Yahudi cemaatlerinin katliamını sistematik ve kontrollü bir şekilde uygulamaya başladı.

    Pogromlar, Almanların bir yok etme politikası aracı olarak kullanmayı bırakmalarına karşın, II. Dünya Savaşıyla sona ermediler. Kielce, Polonya'da oturan yerel halk, 4 Haziran 1946'da hayatta kalan ve şehre dönen Yahudilere karşı pogrom başlattı. Yahudilerin, Hıristiyan bir çocuğu ayinlerinde öldürmek amacıyla kaçırdıklarına dair yanlış dedikodularının yayılmasının ardından Yahudilere toplu saldırılar yapıldı. Ayaklananlar en az 42 Yahudiyi öldürdüler ve 50'den fazlasını yaraladılar.

    Kielce'deki pogrom, Holokost’tan sağ kurtulan yüz binlerce Yahudinin batıya kitlesel göçüne sebep olan faktörlerden biridir. Brihah olarak bilinen bu hareket, Yahudileri Polonya ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinden, işgal altındaki Almanya, Avusturya ve İtalya'nın batı bölgelerinde konuşlanan yersiz kişi kamplarına getirdi. Şiddetli pogrom korkusu, Yahudilerin büyük çoğunluğunun savaş sonrası Avrupa'yı terk etmek istemelerini sağlamasına neden olmuştur.

    İlgili Bağlantılar

    AntisemitizmIrkçılık: Genel BakışKurbanlar Mozaiği: Genel BakışHolokostAvrupa'da II. Dünya Savaşı