Her şeyin basit olmasını isteyerek kendimizi hapsediyor olabiliriz, cidden öyle, çünkü hayatın nasıl olabileceğini değil nasıl olması istediğimizi odaklanarak kendimizi bir cenderenin içine sokmuş oluyoruz. Kendimizi kapatıyoruz. Birçok olasılığı dışarıda bırakıyoruz.
Aşkın nadir bulunan bir şey olduğu söylenir. Ben bundan çok emin değilim. Esas nadir bulunan , aşktan daha da çok arzuladığımız bir şeydir. Anlaşılmak.Eğer anlaşılmıyorsak, sevilmenin de bir anlamı kalmıyor. Böyle insanlar kendi zihinlerinde yarattıkları, sen olduğunu zannettikleri bir fikre aşık oluyorlar. Onlar aşka aşık. Kendi aşık hallerine. Ama anlaşılmak. Yalnızca o da değil, anlaşılmak ve anlaşıldıktan sonra kabul edilmek. Mühim olan bu.
Kendi varoluşuma dair için için kaynayan huzursuzluğum öteden beri fiziksel formuma odaklanmıştı.Bütün ömrüm o an nefret ettiğim dış görünüm mü yıllar sonra geriye baktığımda fena bulmayarak geçmişti. Doksan yaşındaki Grace yetmiş iki yaşındaki haline ne demeye beğenmediğini anlamakta zorlanacaktı şüphesiz. Keşke bütün şimdiki anları gelecekteki aklımıza yaşayabilseydik.
İnsan insan olduğu sürece tabii ki her yaşta bir şeyleri yargılıyor ama salonun daha ferah olmasını istedikçe, yargılarımızı da mobilyalar gibi yeniliyor yerlerini değiştiriyoruz
Yapmadığın şeyler için özür dilerdin. Bunu yapan insanlar hep ilgimi çekmiştir. Dünyadaki herkesin her şeyden biraz suçlu olduğunu kabullenmiş gibiler.