Toplum nedir ki? İnsanların çoğulu mu? Bu toplum denilen şey somut olarak nerededir? Yine de her nasılsa, şiddetli, sert, korkutucu bir kavram olduğunu düşünerek yaşamıştım hep. Horiki öyle söyleyince, bir an "Toplum dediğin, sen olmayasın?" diyecek olduysam da onu kızdırmaktan çekinerek kendimi tuttum.
Toplum ne der!
Toplum değil, sensin bundan utanan.
Böyle şeyler yaparsan, sert olur tepkisi.
Toplum değil, sensin bunları yapan.
Çok geçmez, toplum siler seni.
Toplum değil, sensin beni silecek olan.
Başımda ne sabit fikirler, kurcalayışlar, tırmalayışlar.
Evvelâ, daire, yuvarlak vehmine, kıskacına düştüm.
Dünya yuvarlak, güneş yuvarlak, ufuk çepeçevre yuvarlak, başım yuvarlak, bileğim yuvarlak, yuvarlak yuvarlak... Her şey, her madde, bir dairenin sınırı içinde... Hattâ üç köşe, dört köşe şekiller bile nihayet, dairenin bükülmüş, zedelenmiş ve zorlanmış istihâlelerinden başka bir şey değil... Maddenin madde olabilmesi için mutlaka bir dairenin hükmü altına girmesi lâzım...
Kavs... Yaşam başlarken bir parantez açılır bizim için. Bir de sonu vardır, parantez kapanır. Kapanınca ortaya bir daire çıkar. İçine sıkıştığımız dairede attığımız her turda, her sonda, yani her başlangıçta, bir öncekinden daha "kendimiz" olmak dileğiyle...
Epeydir varlıktan yoksunum. Son derece huzurluyum. Olduğum kişiden beni ayıran hiçbir şey yok. Nefes aldığımı hissettim az önce, sanki yepyeni ya da uzun zamandır ertelenen bir eylemi yerine getirmiş gibiyim. Bilinçli olduğumun bilincine varmaya başladım. Yarın belki de kendime uyanırım.