• Aşk akılsız başın ,bir korkuluktan sarkar gibi ruhun derinliklerine bakması mı...
    Ruhun sınırlarını işgal edip seni kıskavrak yakalayıp kelepçelemesi
    yada her düşündüğünde,her şeyi düşündüğünde ilk önce onun mu aklına gelmesi...

    Aklına geldiğinde kalbine çektiğin nefeste, onunda nefesinin olması mı...
    Göğsünde bin yıllık tabletler gibi onunda adının yazması mı...
    Adının kulaklarımda çınlaması mı aşk...
    Aşk kibrit alevinin elini yaktığı gibi yüreğininde göre göre yanması mı...
    Aşk belkide duvarlara seni seviyorum yazmaktı diğerlerinin romanlarını şiirlerini yazdığı gibi...
    Aşkı keşfetmek lazım, tahta bir gemide denize açılmak gibi
    gece gündüz onu aramak
    o bilmese bile
    eğer aşk yoksa o zamam icat etmek lazım
    her halde yazının veya ampulün icadından zor olmasa gerek
    Yada bulduk icad ettikde haberimiz mi yok
    o kadar med cezirlere rağmen
    sayamıyorum artık kaç ayrılık oldu
    kaç yangın
    kaç uykusuz gece
    kaç yüz tane
    bin tane
    yıldızlar kadar rüya
    bugün burdayım yarın orda
    diğer gün ne farkeder hep yanımdasın işte...
    ruhumda sanki
    içimde senin kalbin atıyor sanki
    sırtımdaki hayalet senin yükün sanki
    elimde bitmiş son sigaranın pişmanlığı...
    sen sadece sen
    beklerken sonunun nereye gittiğini bilmediğimiz ortasında uyandığım yarım kalan rüyamsın
    Tenimi okşayan kalbimi yakan rüzgarın nefesisin sen
    İçmeden gece gündüz ,sarhoş peşinde koşturansın sen
    Karanlığın içinde korkutan gölgesin
    Sen bensin bende sen
    Bu kadar...
    uykusuz uykular ...3:49 Bunlar gençlikte yanıp giden ateşmi yoksa...3;57yat artik...
  • Uykumun içinde bir rüya,
    Rüyamda bir gece,
    Gecede ben.
    Bir yere gidiyorum
    Delice
    Aklımda sen.

    #özdemirasaf
  • Sen, yaşadığım bir gerçek misin? Yoksa, bir zamanlar yaşamış olduğun bir rüya mısın? Yoksa, ikisi de değil misin? İlk gençlik günlerimin bir efsanesi misin yoksa, ey esrarlı kadın? Belki ben, efsanenin heyecanı içinde, ıssız bir adaya düşmüş zavallı bir ruh gibi, karaya çıkacak ilk canlıyı beklerken seninle karşılaştım.
  • Pencerelerin öyküleri yaşamın tüm sırlarını içinde saklar. İddiasız, mütevazı ama derin anlamlar taşıyan ve kurgusuz gelişen hayatlar, sayısız pencerede bir hayal gibi oynar biter.
  • Takvim
    Seherde yeryüzünü ağartırken yedi renk
    Her günün eşiğine bırakırım bir çelenk
    Ve akşam süslenince ufuklar solgun ayla
    Her günün kapısını örerim fatihayla
    Hayatım bir mersiye yazılmış satır satır
    Her gün başka bir yası gönlüme hatırlatır
    Takvimden kefen gibi sıyırdığım her yaprak
    Muradına ermeyen babamdan başlayarak
    Bulur takvimde göynüm kimi candan ararsa
    Ondadır dost akraba sevgili, her ne varsa.

    Takvimin her yaprağı taşır aziz bir ölü
    Kiminde şefkatini andıklarım gömülü
    Kiminde sohbetine paha biçilmeyenler
    Kiminde sanatından başka bir tat bilmeyenler
    Kimine bir kahraman boylu boyunca yatmış
    Kimini tek başına bir fazilet kapatmış
    Kiminde tatlı rüya, kiminde sonsuz arzu
    Bir avuç toprak olmuş kiminde bir avuç su.

    Takvimin yaprakları yere düştükçe bir bir
    Her yılım bir mezarlık ve her günüm bir kabir
    Döndü bitmez bir yaşa ilerledikçe ömrüm
    Bazı bir kabr içinde iki ölü görürüm
    Niçin kat kat bulutlar sarmasın her günümü
    Her günüm bir mukaddes ölünün yıldönümü.

    Faruk Nafiz Çamlıbel
  • 'o mahur beste çalar
    Müjgânla ben ağlaşırız.''

    İncelememe bu sözlerle başlamak istedim.
    Çünkü biliyorum okuyan, okumayan kitabın ismini duyan herkesin aklından geçecektir.
    Peki burda 'mahur' nedir? Müjgân kimdir?

    **Mahur besteyi çalan “o” herhangi bir enstrüman, müjgan ise Klasik edebiyatın kirpik remzidir: Geniş bir hayal ve rüya dünyası içinde bu beste yalnızlığı lirik bir eda ile anlatan, insani özü yalnızlığı noktasından kavrayan bir senfonidir.** (kaynaktan alıntıdır.)

    Kendilerinin 3. yıldönümünü geçtiğimiz ay kutladığım bu nasıl adlandırayım bilemedim bu mağrur kitabı şiddetli bir kararla alıp okumaya başladım.
    Türk Edebiyatına yatkın olmadığımdan ötürü başta tereddüt ettim.
    Ve söz konusu Ahmet Hamdi Tanpınar ise...
    Öncesinde arkadaşımla kitapla ilgili konuştum sonrasında kitapla ilgili çok faydalı bilgiler içeren bir makale okudum.
    İyi ki de okudum, yoksa ben Mahur Beste kimdir tanımazdım.

    ---Mahur Beste bir kitap değil bir KARAKTERDİR.
    Bunu okuyanlar bilir, bilmeyenlere duyurulur.

    Tanpınar bir roman yazmamış, bize tasvir ettirdiği kişilerle, konularla, mekânlarla bir karakter oluşturmuş bulunuyor ve o karakter kitaba ismini vermiş ve bu karakterimiz diğer eserlerinde de karşımıza çıkacak (imiş).

    ---Mahur Beste de OLAY yok.
    Kitapların ortak özelliği mutlaka bir olay vardır lakin zannımca Mahur Beste’de bir olay yok.
    Tanpınar bütün gücü ve kuvvetini kullanarak bilinçaltımıza karakter analizi yapmamızı istiyor.
    Biri bana kitabın konusu nedir diye sorarsa direkt bu cevabı veririm. ‘’Karakterler üzerine analiz.’’

    Ve kitabımızda zaman yok.
    Nasıl mı yok, bas baya zaman yok.
    Tanpınar okurundan zamanı gizliyor ve bunu o kadar ustaca bir şekilde yapıyor ki bir bölümde veya konuda değil de okurken satır aralarından çekip çıkarmamızı istiyor.
    Ben şimdi neyden bahsediyorum?
    Şimdiden mi, geçmişten mi, gelecekten mi?
    Bunu okurken bizim bulmamızı istiyor.

    ---Mahur Beste SİZSİNİZ
    Evet, efendim Tanpınar diyor ki;
    Mahur Beste sizsiniz sizin kendiniz, toplumunuz, içinde bulunduğunuz hayat.

    ---Mahur Beste Medeniyet romanı!
    *bir medeniyet
    ‘’insanı yapan manevi kıymetler manzumesidir.’’

    Şimdi kitapla ilgili bir şeyler yazalım.
    Tanpınar’ın roman türündeki bu ilk denemesi 1944-1945 yılında yayınlar. Toplamda 7 bölümden oluşan kitabımız ‘’İki Uyku Arasındaki Düşünceler’’ ile başlıyor. Bölümlerin içeriği ile ilgili bilgi vermeyeceğim Behçet Bey ile başlıyoruz burdan sonra Cavide Hanım’ın gelişini bekliyoruz ama hiçte öyle olmuyor. Onlarca karakter, onlarca kişilikle karşı karşıya bırakıyor bizi Tanpınar, yer yer gerilim hissettiğimi söylemem gerek. Bu bölümden sonra birçok karakter ile karşılaşıyoruz ve bütün olaylar Behçet Bey’in etrafında oluyor. Hepsi birbirinden bağımsız (gibi gözükse de) bölümlerde karakterleri tanıyoruz. Tanımakla kalmıyor her bölümde farklı bakış açıları, toplum düzeni bu toplumdaki hayat düzenleri ile karşı karşıya kalıyoruz. Kitabımız Abdülhamid’in padişahlığı döneminde geçiyor ve o dönemin özelliklerini de karşımıza çıkarıyor. Ve hepimizin de bildiği üzere olmazsa olmazımız musiki…
    Buraya da bir bölümde yoğun olarak değinmiş sevgili Tanpınar.
    İstanbul mu İnsan mı? Yazarımız aynı zamanda İstanbul üzerinden insanlara özgü özellikleri ustaca aktarıyor.

    Bütün İstanbul’u dolaştım!

    Özel Parantez: Garip Bir İhtilalci
    Sabri Hoca kitapta sanırım en sevdiğim bölüm ve karakterlerden birisiydi.
    ‘’Hoca, o devir İstanbul’unun bütün tarihini yaşayanlardandı. Katılmadığı vak’a yok gibiydi. Hiçbirine şahsiyetinden mühim bir şey katmadan, en yakınlarına bile kendilerini kabul ettirmeden her hadiseye girip çıkmış, daima ön safta, en tehlikeli yerde bulunduğu halde, garip bir talihle, bir türlü kendini göstermemiş bir adamdı…’’
    Burada neredeyse Sabri Hoca’nın tüm kişiliği yer alıyor ki daha fazlası da var.

    Kitapla ilgili yazılacak çok şey var ama daha fazla yazamayacağım.
    Okuduktan sonra “Özlem” duygusunu canlandırdığını belirtmek isterim.

    Ve son olarak bu alıntıyla sonlandırmak istiyorum incelememi.

    “Sizde garip bir mazhariyet var, Behçet Bey; herkes gibi maddesiyle gezinen bir insan olduğunuz hâlde bir rüyaya benziyorsunuz.”

    Rüya mı? Gerçek mi?
  • La Tahzen Şiiri

    Irmağa deniz, denize okyanus sığmaz.
    “Aşık” olmayana anlatsan da “Ben” “Sen” anlamaz.
    Hakka ulaşmak için yoldur desen kimse inanmaz!..
    Gönlünde zerre-i miskal Şems olmayan;
    Yanmaz, yanamaz!..

    Ayağın kırıldı diye üzülme!
    Allah senden aldığı ayak yerine belki sana kanat verecek.
    Kuyu dibinde kaldın diye üzülme!
    Yusuf kuyudan çıktı da Mısır’a sultan oldu, unutma!
    İstediğin bir şey; olursa bir hayır,
    Olmazsa bin Hayır Ara!..

    Geçmiş ve gelecek insana göredir.
    Yoksa hakikat âlemi birdir. Bu âlem bir rüyadır.
    Zanna kapılma ey can! Rüyada elin kesilse de korkma, elin yerindedir.
    Dünya bir rüya ise, başına gelen felaketler de geçicidir.
    Neden çok üzülürsün ki?
    Herşey üstüne gelip seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vaz geçme:
    Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.

    Bu âlemin, bu kâinatın kitabı sensin:
    Aç da kendini oku ey can!
    Kâinatın en uzak köşesi, senin içinde ufak bir nokta!..
    Ama sen bunun farkında bile değilsin.
    Derdin ne olursa olsun korkma!
    Yeter ki umudun Allah olsun!..
    Herkes bir şeye güvenirken;
    Senin güvencen de Allah olsun.
    Hiçbir günah, Allah’ın yüce merhametinden büyük değildir ama;
    Sen yine de günah işlememeye bak!
    Lâ tahzen! (Üzülme!)
    Derdin ne olursa olsun bir abdest al, nefes gibi!..
    Ve bir seccade ser odanın bir kösesine, otur ve ağla ,
    Dilersen hiç konuşma!..
    O seni ve dertlerini senden daha iyi biliyor unutma.
    Dua ederken O’na kırık bir gönülle el kaldır.
    Çünkü Allah’ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar.
    Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır.
    Allah tozunu alıyor diye, niye kederlenirsin EY CAN!?
    Lâ tahzen! (Üzülme!)
    Bir şey olmuyorsa:
    Ya daha iyisi olacağı için,
    Ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur.
    Şu uçan kuşlara bak! Ne ekerler, ne biçerler!..
    Onların rızkına kefil olan Allah; seni mi ihmal edecek sanırsın!
    Yeter ki sen istemeyi bil!..
    Belalar sağanak yağmurlar gibi yağar.
    Ancak başını ona tutabilenler aşk kaydına geçerler.
    Belâ yolunda muayyen bir menzildir âşık.
    Her nereden gam kervanı gelse de.
    Aşk derdinde olan kişi;
    Baş derdinde değildir.
    Yapılma, yıkılmadadır;
    Topluluk, dağınıklıkta;
    Düzeltme, kırılmada;
    Murat, muratsızlıktadır;
    Varlık, yoklukta gizlidir!..
    Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
    Ne kötüdür zamanın bir an kadar yakın,
    Bir asır kadar uzak olması.
    Ve bilir misin?
    Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması..
    “Ben” deyip susması!..
    “Sen” deyip ağlamaklı olması!..
    Eğer sen Hak yolunda yürürsen, senin yolunu açar, kolaylaştırırlar.
    Eğer Hakk”ın varlığında yok olursan, seni gerçek varlığa döndürürler.
    Benlikten kurtulursan o kadar büyürsün ki âleme sığmazsın.
    İşte o zaman seni sana, sensiz gösterirler.

    Sevginin diğer bir adı da sabırdır:

    Açlığa sabredersin adı “oruç” olur.
    Acıya sabredersin adı “metanet” olur.
    İnsanlara sabredersin adı “hoşgörü” olur.
    Dileğe sabredersin adı “dua” olur.
    Duygulara sabredersin adı “gözyaşı” olur.
    Özleme sabredersin adı “hasret” olur.
    Sevgiye sabredersin adı “Aşk” olur!..
    Ne istersem ben Mevlâ’dan isterim.
    Verirse yüceliğidir. Vermezse İmtihanımdır!..
    Allah’tan bir şey istersen:
    Kapı Açılır, sen Yeterki Vurmayı Bil!..
    Ne Zaman dersen bilemem ama,
    Açılmaz diye umutsuz olma,
    Yeterki O Kapıda Durmayı Bil!..

    Hz. Mevlâna Celâleddin-i Rûmî (k.s)
    La Tahzen Şiiri