• “sen,yaşadığım bir gerçek misin? yoksa, bir zamanlar yaşamış olduğum bir rüya mısın? yoksa ikisi de değil mi?”
  • Ağladım, varmak istedim mehtaba. Uzak bir çöldeymişim, değdiremezmişim elimi. Bir ay ışığı var yolumda, birde yanımda sonsuz hayallerim. Cebime koyduğum umutlarım, hatırladığım güzel anılar, düşlediğim masallar.. Kalbim bir kırık yuva, içinde birkaç kötü cümle olan. Susamışım, çöldeyim ya. Seraplar görüyorum. Neden ulaşamıyorum o yakın denize ? Denizde bir kale, içinde bir prenses. Yalnız, derin ve güzel. Güzel ama yalnız. Çöldeki denizin içindeki kale ve kalenin içinde yalnız bir prenses. Ağlıyor, sesi kulaklarımdan gitmiyor..
    - Neden ağlıyorsun ?
    Sadece hıçkırık sesi bu, yüreğime dokunan.
    - Adın ne ?
    Gözleri okyanus. Güzel ve derin.
    - Buraya gel, okyanus.
    Denize ulaşamıyorum.
    -Ama deniz gözlerindedir.
    Denizin içinde bir okyanus var, kimse görmüyor.
    Dokunacağım hissediyorum, bu defa gerçek.
    Kum!
    Bu çöl ne kadar büyük !
    Yıllardır yürüyorum, bazen koşuyorum bazen duruyorum. Bitmiyor. Zaman hep aynı. Sonsuz uzayda ve burda.
    Hayır sonsuz uzayda zaman bizden farklı.
    O zaman ışık hızını bulmalıyım ve geleceğe gitmeliyim.
    - Gidip ne yapacaksın?
    Sizi bekleyeceğim. Kendimi de.
    Hayallerim bir bir yıkılıyor.
    - Hayaller yıkılabilir mi ?
    Kâbusa dönüşmesin de yıkılsın.
    Gideceğim, gözlerimde hüzün. Bir yaz benden, bir bütün. Yıllar geçse, bilsem neresindeyim hayatın. Ellerimde çiçekler, önüm deniz. Bu bir serap.
    - Hayır değil. Bu bir rüya. Çölde değilsin Zarya uyan !
    - Gün doğdu mu ?
    Doğdu. Şimdi denizi izleyebilirim yine. 7727. Kez
    -Neden sürekli denizi izliyorsun ?
    Çünkü denizin ortasında yalnızım. Farkında mısın ?
    -Değilim. Ben hayatın neresindeyim ?
  • Tekrar tekrar ısrarla yaşayıp durduğum
    Çengelköy'de yaz, unutulmaz erguvanlar
    Rüya mıdır gerçek mi, kendi kendime sorduğum.
    İstanbul ve sen;
    Neydi o bir zamanlar...
    ...
  • Aralık ayının sonlarına doğru soğuk bir İstanbul sabahından merhaba diyor havada süzülen martılar.Kadıköy’ün rıhtım bölgesinde ufak bir kayığım var,çok uzun zamandır İstanbul’da yaşadım,aslen Aydından göçmüşüz,milyonlarca istanbullunun hikayesidir aslında burada anlatılan.Üç erkek evlat bir sürü torun sahibi oldum ekmeğimi balıkçılıkla kazanıp,kimseye minnet etmedim.Yine soğuk bir günde gemimim yolunu tuttum.Herkes bana Metin baba diye seslenirdi sırf çoluk çocuk sahibi olduğumdan değil ,Bilgi birikim,iyilik ve yardımsever olduğumdan baba derlerdi.Birde çok sevdiğim,dostum ,yarenim,yoldaşım,kardeşten öte arkadaşım,dert ortağım var.Zamanında evlatlık alınmış adını Ragıp koymuşlar,Bir kızı çok sevmiş ,yoksulluktan,ayağındaki eski ayakkabılarından,üstü başının solmuş yıpranmış kıyafetlerinden cesaret edipte seni seviyorum diyememiş hep içine atıp bu yaşa kadar gelmiş Ragıp.Balıkçı kulübelerinde ufak tek göz oda yapmışlar,minik bir sobası tek göz ocak,gazlı bir lamba,ufak bir sedir, küçücük bir tabure ve bolca anıyla kitap dolu bir köşe, insan başka ne isterki.Zamanında çokça içmekten zorda olsa kurtardım onu,sen olmasan halim nice olurdu ,her halde bir köşede adı sanı belirsiz ölür giderdim hep der bizim Ragıp.Bende; amma abarttın ha,insanlık ölmedi Ragıp derim hep.Sabahta amma soğuk bizim kızın yine hırçınlığı üzerinde,Baksanıza kıyıdaki tekneleride nasıl dövüyor.Hep aksi bir lafına benzetirim karadenizi,bugün balığa çıkılmaz,önce tekneyi bir güzel temizleyip midyelerinden arındırmak gerek,sonra ver elini pasta cila,neyse hızlanalımda daha fazla üşütmeden varalım bizim Ragıpın fakirhanesine,en sevdiğim şeydir sabah kahvaltıları,insan dediğin sağlıklı olmalı bedenen ve ruhen.

    Neyse geldim sonunda,tıklatıyorum bizimkinin camını,yine derin derin uyuyor köftehor,sanki sabaha kadar beşik sallamış,kapısını kilitleme adeti yoktur tabi buna kapı denebilirse,ufak bir mandalı vardır basınca açılan,uyanacağı yok girelim bari içeriye, sesleniyorum evlat ben geldim kalkda kahvaltı edelim bak en sevdiğin peynirden aldım,sobada sönmüş ,aralıyor zorda olsa gözlerini ooo baba hoşgeldin ,hiç duymadım kusura bakma bu aralar bir uyuşukluk bir uyku varki üstümde sorma diyor.Önce sobayı yakalımda karşılıklı bir kahvaltı edelim diyorum,bak ekmeklerde sıcacık,yeni aldım fırından,tereyağı,tulum peyniri,acılı ezmede aldım,bu soğukta iyi gider,hem sana yengen bir çift çorapla yün kazak örmüş ben giyemiyorum biliyorsun çok sıcağa gelemem hem kalp de var arada yokluyor,daralıyorum.Metin baba doktor ne diyor senin durumuna,Evlat ne diyecek; ağır iş yapma,kendini yorma,üzülme,aşırı sevinme,onu yapma bunu yapma,ölmekten beter be....

    Sen beni boşverde ekmekleri koy bakayım sobanın üstüne,Baba çay oldu yalnız demli içme şunu biliyorsun midene zarar,Hele diyene bak,o kadar şarabı sünger gibi çeken adam öğüt veriyor,Baba açma eski konuları zaten çok dertliyim biliyorsun diyor bizimki, yine başlayacak edebiyata diye konuyu değiştiriyorum,peynirin o kendine has çıtır ekmekle kokusu dolduruyor odayı,dışarıda rüzgar önüne geleni örseleyen karanlık bulutlar arasında kulübenin duvarlarını yalıyor,sanki bizden intikam almak ister gibi.... Ragıp anlat bakalım bizim bu hayattaki amacımız ne diye soruyorum çayımdan bir yudum alırken,amma da soru Baba nereden başlayalım bilemedim dedi tereyağlı ekmeğinin kenarını ısınırken,Sen beni neden kurtarıp adam ettin diye sormasın mı? Sende arkadaş her insanın yapması gerekeni yaptım ben,her vicdan sahibinin,müslümanın...Baba herkes sen değil katılmıyorum bu sözüne,nice durumu iyi olan,varlıklı,toplumda yer edinmiş insanlar dışarıdaki,kimsesiz,yoksul,yardıma muhtaç insana dönüp bakmıyor bile,bir maç esnasında mendil satan,sırtında montu olmayan çocuğa çeşitli mecralardan bilinç oluşturup yardım eden insanlar,cuma namazından çıkıp yanındaki adama selam vermeden çekip gidebiliyor.Halbuki cuma Cem etmekten gelir,cumanın asıl amacı ihtiyaç sahiplerine yardım etmektir.Sen öğrettin bana bunu,sen tanıştırdın gerçek islamla.

    Ulan amma yaptın ha;İyiki bir soru sorduk,peynir fazlamı geldi acaba,ne yapalım yani insanlar bilinç ve sorumluluk sahibi olmak istemiyorlar diye yatırıp sopaya mı çekelim.Sabah sabah içimi karartma ver şu bıçağıda yağ süreyim ekmeğime, balda olsa iyi gidermiş ha,Evlat haklısın Yasin süresi 47 de buyururki;ihtiyaç sahiplerine Allah’ın gücü yettiği halde biz mi dorucağız der müşrikler,yani olmayana vermek farzdır gel bunu anlat millete, o kadar çok yanlış kelimemiz varki hangisini sayayım,Allah versin kelimlesi gibi,Allah vermez ki birilerini vesile eder,gel de anlat,sana okuttuğum bir kitap vardı yüzüklerin efendisi hatırladın mı?,evet baba konuyla ne alakası var?. Evlat güç zehirlidir,iktidar hırsı insana herşeyi yaptırır bu yollardır değişmez....

    Çok fazla çene çaldık evlat hafi bakalım kap alet edevatı da şu tekneye bir el atalım bu havada balığa çıkılmaz,Ammada soğukmuş dışarısı şu el kremini Verde bir kendimize gelelim.Bir saat yetiyor tekneyle uğraşmamıza,yanından ayrılırken soruyorum evlat bir şeye ihtiyacın var mı,Sağol Metin Baba sen ve arkadaşların dostluğu yeter,sağlığına dikkat et kalp bu şakaya gelmez,Sende arkadaş göreceğimizi gördük Ragıp yeter bu bize diyorum, ağzından yel alsın Baba daha görecek çok şeyin var benden alsın sana versin yaradan demez mi ,ağlatacan lan beni bu yaştan sonra o nasıl kelime hadi ben kaçtım yengen bekler derken,Baba gel bir sarılayım sana doğru düzgün bir teşekkür bile edemedim deyip sarıldı boynuma öptü yanaklarımdan,tamam ulan sabah görüşürüz gece sobayı yak ama dikkat et deyip ayrıldım yanından..

    Gece nedense çok tuhaf rüyalar içinde buldum kendimi,deniz taşmış teknem alabora olmuş Ragıpla denize düşmüşüz abi korkma daha vaktin var deyip duruyor suyun içinde,Kalktım kan ter içinde,dilim damağım birbirine yapışmış,ne biçim bir rüya arkadaş Allahım deyip rızkımızın peşine düşüyoruz yine,Aklımda Ragıpta dün biraz tuhaf geldi davranışları,dalgın,düşünceli,uzak ufuklara bakıp arada dalıp gitmeler falan,var gene bir sıkıntısı ama dur bakalım deyip varıyorum limana,bizim teknelerin orada bir kalabalık var hayırdır inşallah,uzaktan baktığım arkadaşlar beni görünce başlarını sıkıntılı sıkıntılı yere indirdiler,Hayırdır beyler nedir bu tantana derken yerde battaniye içinde yatan birisi gözüme çarpıyor,tanıyorum bu battaniyeyi hayır olamaz olamaz Ragıpın bu battaniye,Metin Baba başın sağolsun,uykusunda ölmüş hiç acı çekmedi diyorlar,Ne kadarda kolay söylüyorlar,dizlerimin bağı çözülüyor,ıslak kumun üzerine çökmüş ağlıyorum çocuk gibi,başımda omzumda teselli eden eller ve sözler eşliğinde.

    Ah be Ragıp senden önce ben vardım gitmeyi hakeden öte tarafa,ben bu koca dünyada kime derdimi anlatıp kime yarenlik ederim................