• Calvino’nun Görünmez Kentler'inden biri olan Leonia’nm
    sakinleri, eğer sorulsaydı, tutkularının “yeni ve farklı şeyler-
    den zevk almak” olduğunu söylerlerdi. Gerçekten de, her sa-
    bah “yeni marka giysiler giyer, son model buzdolabından hiç
    açılmamış konserveler çıkarır, en yeni radyodan son dakika
    şarkılarını dinlerler.” Fakat her sabah, “dünkü Leonia’dan ka-
    lanlar çöp arabasını beklemektedir,” dolayısıyla Leonialılarm
    gerçek tutkusunun “kendilerini sürekli kirletip yeniden temiz-
    leme zevki” olup olmadığını haklı olarak düşünebiliriz. Aksi
    takdirde, görevleri “saygın bir sessizlikle çevrili” olsa bile, çöp-
    çüler niçin “melekler gibi hoş karşılanır” dı? “Bir kez eşyalar
    atıldı mı, bir daha artık kimse onları düşünmek istemez.”
  • "Acil bir iş çıktı," dedim. "Memlekete gideceğim de... Bir
    otobüs parası şey edebilir miyiz Ismail?"
    İsmail'in kaşları kalktı, yüzüme şüpheyle baktı, "Valla
    bende de yok kardeş," dedi.
    Ağzımda kuru pasta parçası vardı, yiyecektim, zor geç-
    ti boğazımdan. O laf koydu bana sabah sabah. Tam olarak
    laf değil de, İsmail'in o şüpheci bakışı, "Hayırdır kardeş sa-
    bah sabah," diye girmesi lafa. Böyle daha ilk baştan soğuk
    karşılaması. Bizim eski İsmail gitmiş, yerine başkası gelmişti sanki.
    "Ha tamam," dedim.
    Ismail birden, sanki içinde bir sürü şey birikmiş gibi,
    "Ama hep böyle yapıyorsun," dedi.
    "Ne yapıyorum!"
    "Içiyorsun içiyorsun, sonra geliyorsun benden para isti-
    yorsun."
    "Babam hasta, ondan."
    "Baban hastaysa niye içiyorsun sabaha kadar. Akşamdan
    gitseydin ya."
    "Yeni öğrendim."
    Ismail kalktı, başucundaki kilitli çekmeceyi açtı. Çekme-
    cenin içinden bir çay kutusu çıkardı. Sırtı bana donüktü,
    "Ne kadar?" diye sordu.
    Cevap vermedim.
    Bana döndü, "Ne kadar lazım?" dedi.
    "Boş ver tamam Ismail, istemiyorum."
    "Ya tamam kardeşim. Ne kadarsa söyle."
    “Tamam ya istemiyorum!
    Niye kızıyorsun şimdi kardeşim."
    Boğazıma bir şey oturdu, neredeyse ağlayacaktım,
    "Haklısın Ismail," dedim. "O yüzden kızıyorum."
    (...)
    İsmail otuz iki dişiyle birden sırıtıp bir fotoğraf karesi gibi dondu kaldı, yine eski İsmail oldu. Ben de gülümsemeye çalıştım ama içimde bir şeyler kırılmıştı.