• Çok güzel müthiş bir kitap iyi ki bu programa yüklemişsiniz çok teşekkürlerhghdddddddddddddddddddddhjjjsjsjsjjsjsjsjsjdjdkdkdkdkdkdkdkdkdkdkkddkkfkfkff
  • Rüstem karlı Moskova’ya çıktı.
    Işıl ışıl vitrinlerin önünde müşteri bekleyen genç kızların, turist gruplarının,
    sarhoşların önünden geçti, merkez garına gitti.
    Orada Doğu’ya giden ilk trenin üçüncü mevkiine bindi.
    Kendi şehrine gitmiyordu tren ama olsun, nasıl olsa yön belliydi.
    Bir yerlerde değiştirirdi. istasyonda beklemekten iyiydi, hem de içinde
    Moskova’dan bir an önce uzaklara gitme isteği vardı.

    Çok üşümüş olduğu için trendeki semaverden çay aldı,
    kendi kompartımanına geldi. Yine kendisi gibi yaşlı, küçük mavi gözleri
    çivi gibi bakan bir adam vardı içeride, Rus’tu, selâmlaştılar.

    Rüstem trenin tıkırtılarını dinlerken gözünü camdaki kalın buza dikti.
    Bir yandan içi geçiyor, bir yandan da o buzda çeşitli hayaller görüyordu.
    Bir ara Rahip Gapon ve Kışlık Saray’ın önündeki katliamı gördüğünü sandı;
    biraz sonra o karlı meydan, Vrangel kuvvetleriyle savaşanların içine
    yattığı karlı sipere benzedi. Kulağına hep makineli tüfek sesi geliyordu.
    Bir süre sonra uyandı ve o seslerin makineli tüfek değil, trenin tıkırtıları
    olduğunu anladı.

    Ertesi sabah bir ara istasyondan trene ikisi erkek, biri kız, üç genç bindi.
    Kot pantolonla, parlak renkli anoraklar giymişlerdi. Başlarındaki
    kulaklıklardan müzik dinliyorlar, kendilerini duyamadıkları için arada
    bir yüksek sesle şarkıya eşlik ediyorlardı. Rüstem hangi dilden söylediklerini anlamadı, Batı dillerinden birindeydi şarkı. Karşısındaki yaşlı adam,
    Rüstem’in yüzüne umutsuzca baktı, o da başını salladı.

    Rüstem çok uzun bir yolculuktan sonra evine kavuştuğunda emektar
    semaverinde çay demledi, dolapta kalmış ekmek peynirle karnını doyurdu,
    sonra yatıp çok uzun bir süre uyudu, yorgun kemiklerini dinlendirdi.
    Ertesi gün sıkıca giyindi, av tüfeğini aldı, ormana gitti. Orman soğuktu,
    karanlıktı, ağaçlar bile üşümüş gibiydi. Yosun tutmuş bir kayanın üstüne
    oturdu, sanki kendine bir şey anlatmaya çalışan saksağanı dinledi bir süre,
    kuş Kaat-yuuu-şaaaa, Kaat-yuu-şaaaa, Kaat-yuu-şaaaa diye ötüyordu.
    Rüstem güldü, “Ne saçma bir kuşsun sen böyle kerata” dedi,
    tüfeği alttan boğazına dayadı, tetiği çekti.
    Tüfek sesi ıslak ormanın kuytu sessizliğinde yankılandı,
    saksağanla birlikte diğer kuşları kaçırdı.
    Zülfü Livaneli
    Sayfa 235 - İmparatorun babasına dair - Veda