• Evet, bunlar, Allah yolundaki gazaların madde plânında vurulup ölenler, Şehitler...
    Bunların kazandığı büyük bir mâna ve azîm bir hayat var...

    Ölmüşken ölmiyenln, yâni şehidin en güzel örneği Uhut 'Muharebesinde... 'Başta, şehitlerin
    başbuğu Hazret-i Hamza... Ölmüşken ölmeyenlerin hakikatini Uhut Cengi getirdi.
    Allah'ın Sevgilisi, Cabir Hazretlerine bu hakikati şöyle anlattılar:
    «Allah herkese hicap arkasından, perde gerisinden hitap eder. fakat senin babana, arada perde ve hicap olmaksızın hitap etti ve dedi:
    — İste, ne dilersen vereyim:
    O da tekrar dünyaya gönderilmesini diledi. Allah yolunda bir kere daha öldürülüp şehitlik tadını bir kere daha tatmak için...
    — Beni dünyaya reddet ki, dedi; senin için bir daha can vereyim, sana geleyim ve o sonsuz hazzı tadayım.

    Allah, ezelî hikmetinde, dünyadan ayrılanların tekrar dünyaya dönmesine imkân yaratmadığını söyleyince:
    —> Öyle ise, dedi; hâlimden ve saadetimden dünyadakilere haber ver.
    Ve Allah âyetini indirdi.»
    Âyet meali:
    «Allah için can verenleri öldü sanmayınız! Onlar sağdırlar ve Rablerine yakındırlar. Rızıklanırlar ve Allah'ın, fazlından verdiği şeyde saadet bulurlar. Dünyada bırakıp gittikleri mü'minlerin
    halleriyle de, onların Allah yolunda ölmelerini bekleyerek şevklenirler. Öyle bir hayatla sağdırlar ki, kendileri için ne korku kalmıştır, ne de hüzün.»
    Necip Fazıl Kısakürek
    Sayfa 458 - Büyük Doğu
  • Yağmurla birlikte yağdı saadet için ölenler
    Fırtına gözleriyle bulut bulut indiler
    Göğüsleri kalbur gibi delik deşik
    Delirmiş delirecekti kalbimiz
    Canımıza yetmişti beklemek
    Onlar konuştu biz dinledik.
  • Bir bulut kadar sessiz ve ağlamaklı Eleni... Çaresizlik içinde bekleyip durmak kadar yıkıcı olmuştu arayıp da bulamamak.

    Bunca yıl dünya üzerinde ömür sürerek ne işe yaradık sanki..diye düşündü. Küçük bir çocuğun bakımsızlıktan ölüp gitmesine mani olamayan ucuz ve değersiz bir hayat uğruna mı çırpınıp durmuşlardı bunca zaman?

    Attığı her adım, gördüğü her yüz hikayede bir satırdır. insansız hikaye olmaz zira.. İnsanın içindeki uçuruma bakmak gerekir.

    Hikayede bile olsa emir erine çelme takılır mıymış?

    Delirmek üniformalı hayatın gölgesinde çürümekten daha makbul sayılırdı.

    Beklemek umudu azaltıyordu. Umut beklememekteydi aslında. İnsan ne kadar koşarsa, o kadar geç kalıyordu her şeye.

    Siyah bir örtünün altında gizleniyordu şimdi şehir. Dokuz yüz doksan bir bin nüfuzlu koca İstanbul diye düşündü Sait. Işıkları yanan evlerin saadet içinde olduğu ümidiyle yürüdü tramway durağına. Ellerini cebine soktuğunda kabak çekirdeklerini yakaladı hem de bir avuç... Yolda on kuruş bulmuş çocuk kadar mesuttu şimdi..

    Köklü bir değişime bahane olmayacaksa ne anlamı kalırdı bir kadına aşık olmanın? Aşk bir şeyler icat etmeye zorlamalıydı insanı. Kendinde bir şeyler keşfetmeye yapılmamışı yapmaya ayaklandırılmalı, başarmaya itmeli kamçılamalı, harekete geçirmeliydi.

    Nefretle aşkın aynı kadın için aynı kalpte yan yana atabiliyor olması ne acı bir talihti.

    Her zaman bir yanı hep eksikti işte, bir tarafı sevdiğine kavuşsa öteki tarafı terk ediyordu, diğer sevdiğini. Bitmeyecek bir yalnızlıktı bu. Dipsiz bir yalnızlık...

    Birini sahiden sevdiğinde o zaten dünyanın en günahsız en insanı oluyordu..

    Arayışlar geciktirir insanı, beklentiler yavaş sevdirir ya da hiç sevdirmez.

    Özgürlüğün korkusuzlukta olduğunu kavrayacaktı yakında.

    Eğer ölmemişsem, seni bekliyor olurum.. Uzakta da olsa birinin sevgisiyle onurlandırılırken, vazgeçmeyi seçmenin neye mal olabileceğini sorgulayıp duruyordu saatlerdir.

    İnsan kendi çöplüğünde yaşarken başkası olamaz.

    İnsanların aşktan ne anladığını bilsem içimdekinin de ne olduğunu anlatabilirdim belki ama bilmiyordum.

    Kendini yalnızlığa terk ederek canını her gün biraz daha fazla acıtarak yaşadığının farkında olmak istiyordu. Çünkü acı çekmek, bir yaşam belirtisiydi, ve çektiği ıstıraptan başka, hayatta olduğunu kanıtlayabileceği, hiçbir şey yoktu elinde.

    Bir de kadere kahpe derler, diye düşündü. Oysa kahpeliğin alasını seçimlerimizle biz yapıyoruz kendimize. İnsana kendinden daha fazla zarar verebilecek hiçbir malukat yok şu yeryüzünde.

    İçine sığmayacak kadar genişleyen yalnızlığı dipsiz bir girdaba dönüşmüş, hayatında iyi ya da kötü ne varsa her şeyi yiyip yutarak beslenir olmuştu sonunda. Varını yoğunu sömüren bir yalnızlıktı bu. İyiyi kötüyü tüketen içini boşaltan amaçsızlaştırıp uyutan uyuşturan umutsuzlaştıran bir yalnızlık..

    Ne vakit darda kalırsan biri seni sahiden gönülden sevsin istersen inan ki ölmemişsem eğer seni bekliyor olurum. Ölmemişsem eğer seni bekliyor olurum...

    Önde zeytin ağaçları, arkasında yar / Sene 1946, mevsim sonbahar.

    Hayatla hesabı kapatamadığı sürece ölüm düşüncesinden çekinmeye devam edecekti.

    Kalabalığın içinde fark edilmeyen herkesi iyi bir hikayesi vardır.

    Kaderin en büyük intikam şekli budur, bak ama elleme, çiğne ama yutma, gör ama sevme...

    Azrail’in sayılarla hiç işinin olmadığını hatırlatıyordu yine.

    İnsanı hatırladıkları öldürüyordu en çok. Unutamadıkları, barışamadıkları, aklından silip çıkaramadıkları, sindiremedikleri çürütüyordu içini. Her ölümün her kahrın sebebiydi insan hafızası.

    Ölüm kalan için fenadır Sait. Gidenden ziyade kalanla ilgili meseledir ki zaten ölümü feci yapan şey de budur aslında. Cenazeleri ölenler için değildir o törenler ağlamalar... Hiçbiri gidenler için değil.. Herkes kendine ağlar gidenin arkasından. Hep kendine yanar, ben şimdi ne yapacağım diye. Kahredici olan geride kalan boşluktur. O boşluğu doldurmak ne kadar zorsa matem de o denli uzun ve güç..

    Ölümü feci yapan şey, geride bıraktığı boşluk..

    Uzun yaşamak bir gaye olamaz. İnsanca yaşamak, doludizgin, hesapsız ve geleneksiz bir yaşamak anlam verebilir şu dünyada geçirdiğimiz günlere. Herkes yaşlılığını rahat geçirmek için gençliğini heba edercesine her şeyi yasaklayıp kısıtlıyor kendine. Oysa gençliğini ıskalamış bir hayatın yaşlılığı ne işe yarar ki? Öleceksem aşktan ölelim ulan.

    Hayat yaptıklarından da yapmadıklarından da sorumlu tutuyor insanı.