Ebru Ince, bir alıntı ekledi.
8 dk. · Kitabı okuyor · Beğendi · 9/10 puan

"Bir sabah onun adına karar verdiler ..yaşlanmaya zamanı olmayacaktı. Camille'i zamandan , yaşamdan , anılarından çıkardılar __ diri diri cehenneme gömdüler

Camille Claudel, Anne Delbée (Sayfa 338)Camille Claudel, Anne Delbée (Sayfa 338)

En güzel rüyaların bile bir sonu vardır:
Bir bahar rüzgârından alarak bir sabah hız
Mevsimlerin ömrünü yaşamıştı aşkımız.

Ataol Behramoğlu

ismiaylin, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi · 10/10 puan

Ruhum bir çiçeğin sabah çiyine açıldığı gibi Tanrı'nın özüne açıldı.

Afrikalı Leo, Amin Maalouf (Sayfa 292)Afrikalı Leo, Amin Maalouf (Sayfa 292)
Onur Girgin, Zübük'ü inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Aziz Nesin'in en sevdiğim kitabıdır. Ülke idarecilerini, okul müdürünü, iş yerindeki patronunu veya sabah otobüste o gün evde unuttuğun akbilini seninle paylaşmayan yolcuyu bu kadar iyi anlatan bir eserle karşılaşmadım. Bizler yazarın dediği gibi, birer zübüğüz, zübük taşlarından oluşuyoruz.

MAVİ DÜŞ - OKURGEZER, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Ben bir yolcu ve aynı zamanda bir denizciyim. Her sabah yeni bir tepe keşfederim ruhumda.

Aforizmalar, Halil Cibran (Sayfa 44)Aforizmalar, Halil Cibran (Sayfa 44)

İşte Bu Örtük Program: Hiçbir Kitap Yazmaz
"...Bir şey fark ettim: Okulda kalemtraş, silgi yeniyse kayboluyor. Para yok zaten köy çocuklarında. Ali Kemal diye bir çocuk var. Çocuk gelişimci olduğum için, sonra psikoloji de okudum, birçok üstün yetenekli çocukla tanıştım. Böylesini o zamana kadar hiç görmemiştim. İlkokul 4'e gidiyor, üniversite sınavında çıkmış fizik problemini önüne koyuyorsun, yaklaşık altmış saniyede çözüyor. Sessiz sedasız, kendi halinde bir çocuk.

Gel zaman git zaman 2 ay oldu. Çocuklar öğle yemeğinde eve gidiyorlar. Ben lojmanda kalıyorum, bir şeyler yapıp lojmanda yiyorum. Bir gün yine lojmanda kalıyorum. İçeride bir tıkırtı oldu, Ali Kemal'i gördüm. Ali Kemal, 2. sınıftan bir kızın çantasını açmış, çantadan kalem kutuyu çıkarmış, kalem kutudan da silgiyi çıkarmış. O silgiyi de sabah görmüştüm ben. Kokulu silgi getirmiş kızın biri. İmamın kızı. Babasının düzenli maaşı olduğu için böyle lüks şeyler alabiliyor. Sabah kız herkesi sıraya geçirmiş, uzaktan silgiyi koklatıyor. Karşılığında fındık, armut alıyor. Ona dedim ki: Bir daha böyle bir şey yaparsan seni okula almam.

Ali Kemal silgiyi çok beğenmiş olacak ki ben gördüğümde kokluyordu. Kokladı, tam cebine sokacakken hırsız refleksiyle bir şey yaptı: Kolaçan etti etrafı. Sağa bakınca göz göze geldik. Dondu kaldı. Ben de dondum kaldım. Hiçbir zaman okulda böyle bir şey öğretmediler. 9 yaşlarında bir çocuğu hırsızlık yaparken yakalıyorum. 1994-1995... Yüzü bembeyaz oldu, titremeye başladı. İki ses duyuyorum: Bir, dişleri birbirine vuruyor; iki ocaktaki makarna sosu sesi geliyor. Ne yapacağımı bilmiyorum. Ona doğru yaklaşınca üçüncü bir ses eklendi: Kalbinin atışlarını duyuyorum. Yanına yaklaştım. Koy silgiyi, dedim; koydu. Fermuarı kapattı. Al bunu çantaya koy, dedim; koydu. Sıranın altına koy, dedim; koydu. Dön bana, dedim; döndü. Eğildim, göz teması kurdum ve dedim ki: 'Eşya sahibine geri döndü. Sen de böylece kötü bir şey yapmaktan kurtuldun.'

Titriyor böyle. Ayağa kalkıp sarıldım. İstiyorsan ağla, dedim. Ağlamaya başladı, en az 20 dakika sürmüştü.Bu olay bittikten sonra gömleğim, kravatım tamamen Tuz Gölü'ne dönmüştü. Ağladı, ağladı; artık ses çıkmıyor. Geriye doğru çektim. Beni dayım büyüttü, şöyle derdi: 'Bir insanın göz yaşlarını öpersen acısını gerçekten anlarsın, tuzu sana geçer.' İki gözünden öptüm, gözyaşlarını sildim. İki omuzundan tuttum ve dedim ki: 'Az önce seni çok kötü bir şey yaparken gördüm ama çoktan unuttum. Seninle bir anlaşma yapalım. Bundan sonra böyle bir şeye ihtiyacın olursa bana gel, bana söyle, ben alacağım. Bunu yaptığın, bana yakalandığın için utanma. Anlaştık mı?' dedim. Kafayı salladı.

İkinci önerim şuydu: 'Ben sır saklamayı bilen biriyim. Sen bu sırrı köyde kimseye anlatmazsan ben de kimseye anlatmam. Sır tutabilir misin?' diye sordum. İlk kez konuştu, evet dedi. 'Arkadaşların geliyor, anlamasınlar. Ya git bahçede oyna ya da git yüzünü yıka. Ya da içeride yemek yapıyorum, aylardır yalnız yemekten çok sıkıldım. Gel beraber yemek yiyelim, bana arkadaş ol.' dedim. Çıkayım mı, diye sordu. Gitti.

Öğrendim: Babası yok, annesi var. Annesi babasına kaçtığı için kendi ailesiyle düşman olmuş. Eve geri dönememiş. Fakirlik... 2 yıl sonra o okuldan ayrıldım ama ayrılmadan önce yalvar yakar parasız bursluluk sınavına soktum. Galatasaray Lisesi'ni kazanabilir. Annesine dedim ki, gitsin. Annesi dedi ki: Kocam bizi bıraktı gitti, bir Rus kadınla kaçtı. Evime dönemiyorum. Tutunacak tek dalım var. Uzağa giderse ben ölürüm. Bunu düşünerek Trabzon'daki yatılı okula yazdırdık hafta sonları annesinin yanına gelebilsin diye.

2010-2011... Üniversitede akademisyenim. Fakülteye geldim, maillerimi açtım. Sempozyum duyurusu, hakemlik vs. Bir tane de 'hayatımı değiştiren insana' diye bir mail var. Hiç öyle akademik mail gelmez bize. Açtım. Çıktı alınca dört A4 sayfası yapar. Diyor ki: Hocam, sizi internetten buldum. Fotoğrafınızı görünce gözlerinizden tanıdım. Çünkü gözleriniz hâlâ gözlerimin içinde yaşıyor. Ben falanca köyde, şu yaşta, şu numaralı, şu isimli sizin öğrencinizim. Belki beni hatırlamamışsınızdır. Ama ben şimdi size hatırlatacağım:

'Hani hırsızlık yaparken bir çocuk yakalamıştınız. Döversiniz dedim, dövmediniz. Söver dedim, sövmediniz. Herkese anlatır dedim, anlatmadınız. Aksine, göğsünüze bastıra bastıra hırsız birini öldürüp göğsünüzden yepyeni bir çocuk doğurdunuz. Ben babamı yok sayarım, siz babam sayılırsınız. Anam var, o beni doğurdu; siz ikinci kez doğurdunuz, anam da sayılırsınız. Beni kurtardınız. Diyeceksiniz ki: Evladım bugüne kadar neredeydin sen? Ben dün itibariyle Ankara Hukuk Fakültesi'ni dereceyle bitirdim. Kızgınsanız beni affedin. Ömür boyu size minnettarım.' diye yazmış. İşte bu örtük program. Hiçbir kitap yazmaz."

|Naim Ünver|