• Din, bütün yaşamı boyunca çalışan ve yokluk çekenlere, bu dünyada azla yetinmeyi, kısmete boyun eğmeyi, sabırlı olmayı ve öteki dünyada bir cennet umudunu sürdürmeyi öğretir.
  • Sabırsız olmamalıyız. Bu yıllarda gelecek yüzyıl için halkımızın kaderi çizildi ve bu az duygusal olmayı, çok düşünmeyi, kararlı ve sabırlı olmayı gerektiriyor.
  • "Farkındalık: Doğrunun, hakikatin peşinde olmak, her şeye hak ettiği değeri vermeyi ve anlayacak kadar sabırlı olmayı gerektirir. "Altın yere düşmekle pul olmaz." "Eşeğe altın semer vursan eşek yine eşektir."

    Prof Dr Hasan Onat
  • 287 syf.
    ·5 günde·2/10
    Yazar: Mehmet Rauf

    Karakterler: Suad, Süreyya, Necip, Fatin, Hacer, Beyefendi, Hanımefendi

    Kitap Hakkındaki Düşüncelerim: Bitmek tükenmek bilmeyen mekân ve hava betimleri beni gerçekten sıktı. Kendimi hava durumu okuyormuşum gibi hissettim. Karakterlerin psikolojileri üzerinde fazlaca durulmuş olması aşırı detay verilmesi de sıkıyor insanı psikolojik romanlardan uzun bir süre uzak duracağım sanırım. Kitabı yıllar önce almıştım tavsiye üzerine. Konusu yasak aşk olan kitapları itici buluyorum. Bu tür kitapların toplumu olumsuz yönde etkileyeceğini düşünüyorum. Kitapta eşini onun bir akrabasıyla aldatan bir kadının yasak aşkı masumane ve yüce gösterilmeye çalışılmış. Güya çok namuslu bir kadın olduğu çünkü adamla sadece manevi anlamda aşk yaşadığını yazar defalarca vurgulamış. Aldatmak partnerinin yanında yapamayacağın davranışları yapmak, sözleri söylemektir. Yani sadece fiziksel aldatmadan bahsedilemez manevi olarak da aldatma söz konusudur. Biriyle beraberken ama ben başkasına aşığım onun için ölüyorum demek saçmalığın daniskasıdır. Ayrıl ne halt yiyorsan ye derler adama. Toplum kurallarına aykırıdır. Bu konu üzerine bir roman yazmanın bunun için zaman harcamanın ve insanların bu kitabı okumasının vakit kaybı olduğunu düşünüyorum.

    Suad: Sabırlı, Süreyya’ yı kaybetmekten korkan ve onun kendisinden uzaklaşmaması için babasından para alıp yalı kiralamasına yardımcı olan, hayatta kendini ikinci plana atan, çocuğunu kaybetmiş bir anne, iyi niyetli bir kadın. Zamanla Süreyya’ nın ilgisizliğinden dolayı bunalıma girer. Eskisi kadar mutlu bir evliliklerinin olmadığını düşünür. İçten içe Süreyya’ ya kızsa da bu kızgınlığını dile getirmez. Necip Tifo hastalığına yakalanır, iyileşir onu bağ evinde ziyarete giderler. Hanımefendi ve Hacer bir hanım eldiveni sayesinde iyileştiğinden bahseder. Bu sırada Suad eldivenin kendine ait olduğunu anlar. Necip’ in uzun süredir kendine aşık olduğunu öğrendikten sonra ona ilgi duymaya başlamıştır. Eylül’ de başlayan bu aşk hikayesi iki ayın sonunda Süreyya’ nın İstanbul’ daki konağa gitmek istemesiyle epey karmaşık bir hal alır. Bu evde Süreyya’ nın ailesiyle yaşadıklarından dolayı Suad Necip’ le konuşmaktan göz göze gelmekten ve bu yasak aşkın ortaya çıkmasından korkar. Bu nedenle yavaş yavaş birbirlerinden uzaklaşırlar ve neredeyse düşman olurlar. Suad Necip’ in Hacer ile ilişkisi olduğunu düşünmektedir. Oysa Necip için Hacer aşklarını gizlemenin bir yoludur. Suad Necip’ i artık görmek dahi istemez ve yavaş yavaş ölmeye başlar. Necip kafasındaki sorulara cevap bulamaz bir türlü. Suad’ ın neden kendisini terk ettiğine anlam veremez. Alkole sığınır, tiyatro kumpanyalarında kadınlarla gönül eğlendirdiğini Suad duyar ve kendisinin sadece geçici bir heves olduğunu düşünerek kocası Süreyya’ ya sarılır yine teselliyi onda bulur. Tam onu unuttuğunu düşünürken Necip’ in bir gece sarhoş bir halde köşke gelmesiyle sarsılır. Necip kadınları aşağılayan bir konuşmadan sonra hanımefendiye ne büyük acılar içinde olduğunu, yanlızlıktan ve unutamadığı bir kadın yüzünden bu hallere düştüğünü ağlayarak itiraf eder. Suad ve Hacer konuşmaları dinler Suad bu acıya dayanamaz oradan uzaklaşır ve ağlamaya başlar o an her şeyi anlamıştır. Necip Suad istemediği için köşke gelmemiştir bunca zamandır. O gece Necip hastalanır. Ertesi gün aile doktor çağırıp düğüne gider. Necip ve Suad yanlız kalırlar. Necip Suad’ ın yanına gelir ve onu sevip sevmediğini sorar. Suad ağlamaya başlar bu Necip için evet demektir. Beraber kaçmayı teklif eder Suad Süreyya’ yı düşünerek bu teklifi kabul etmez Necip ona hak verir. Sevgi dolu anlar yaşayarak ayrılırlar. Şubat-Mart aylarında köşkte yangın çıkar Süreyya ve Necip Suad’ ı kurtarmak için köşke girer. Süreyya alevleri görünce cesaret edemez. Necip tereddüt etmeden kendini alevlerin içine atar aşkı için can vermeyi göze almıştır.

    Süreyya: Kendilerine atalarından kalan bağ evinde yaşamaktan bezmiştir içinde yaşadığı durum öyle bir hâl almıştır ki hayatında Süreyya olmasa öleceğini söylemektedir. Hayali boğazda bir yalı kiralamaktır ancak bunun için yeterli maddi olanaklara sahip değildir ailesi kendisiyle alay eder, eşinin babasının yardımı ile yalı kiralanır ve Süreyya istediği hayata kavuşur. Süreyya’nın hayalleri sadece yalı ile sınırlı kalmaz. Kendisinin sandallara da merakı vardır ve bir sandal kiralar. Daha sonra balık avlamaya başlar. Karısıyla eskisi gibi ilgilenmez.

    Necip: Süreyya’ nın kuzenidir bağ evindeyken evlerine kırk yılda bir gelir. Hatta geldiğinde hemen adalara gideceğini söyler. Çünkü Necip sakin yerlerde yaşayamaz. Suad’ın ricası üzerine birkaç gün daha misafir olmayı kabul eder ve onlara yalı kiralamaları hususunda yardımcı olur. Böylelikle Necip, Süreyya ve Suad yakın dost olurlar. Necip tâbiri câizse dengesiz bir karakter. Ne istediğini kendi bile bilemez. Bir gün evlenmek ister sonraki gün bu fikir ona câzip gelmez. Kadınlara güvenmez, aşk hayatı hep hüsranla sonuçlanmıştır. Ona göre Süreyya ve Suad mükemmel derecede uyumlu bir çifttir ve hayalindeki evliliğe sahipler. Onları ziyaret ettikçe kendini ve neden evlenemediğini sorgular bu düşünceler onu üzer. Kendisinin Suad gibi bir kadınla karşılaşmayacağını ve böyle bir evliliğe sahip olamayacağını düşünür ve imrenir. Bir süre sonra Suad’ a aşık olur. Ona göre Suad kusursuz bir kadındır, namusludur. Beykoz’ daki yaşamdan sıkılmıştır. Buradaki hayatı tek renk olarak tasvir eder ancak bir parçası bu hayata özlem duyarken, diğer parçası Suad ve Süreyya’ dan ayrıldığında acımaktadır ve üzülür. Bazı günler neşeli bazı günler düşüncelidir. Kuruntuludur ve kıskançtır.

    Hacer: İstemediği bir evliliğe zorlanmıştır. Hareketli, çapkın, patavatsız, kıskanç ve hırçın bir kızdır. Kocası Fatin’ i hiç sevmez.

    Fatin: İç güveysidir. Tek düşündüğü şey paradır. Cimridir, yalakadır.

    Hanımefendi: Süreyya ve Hacer’ in annesi, sabırlı, itaatkar ve ahlaklıdır.
  • 176 syf.
    Daha nazik,
    daha sabırlı,
    ve daha cömert,
    daha sevecen,
    daha kolay gülen,
    dürüst gözyaşlarını kabul etmeye daha hazır olmayı öğrendin mi ?

    İncelemelere kitaptan sevdiğim alıntılarla başlamayı seviyorum bazıları bazen okuduğun kitabın özeti gibi geliyor olsada aslında okuyunca çok daha fazla duygu birikimi oluyor insanda yani hissettiğini tam anlamıyla hiç bir zaman anlatamıyor insan. Ama yazar güzel noktaya değinmiş hangimiz bugün daha iyi bir insan olmak için çabaladı daha güvenilir daha saygılı daha sevecen hiç kimse olmadı dimi olmuyorda ama daha kötü olma daha çok üzmeyi gayet iyi yapıyoruz. Söyleyecek birşey kalmıyor ama ben yine de kitaptan güzel bir alıntıyla ne demek istediğimi anlatayım filantropi insanlarında olun yani "İnsanlığı Sevin." demek istiyorum.

    Kitap 21. yüzyılın içinden kendi zamanının güzel bir özeti ya da dip notu niteliğinde doğru eleştirilerin tam da bu zaman için maalsef ki hala geçerli olan duyunca gerçekten böyle insanlar var mı? dediğimiz o çaresiz anlarımızdan mektuplar şeklide yazılmış doyurucu ama aynı zamanda tabiki de üstüne daha da çok okumamız gereken konularla değinmiş.

    Konular ne peki?
    21. yüzyıl diyince herkes anladı bence:)
    İlk olarak; Kadın, kadını doğru sevme ona değerinin çok üstünde de bir saygı gösterme eksikliği ama sorun o kadar köklü ki çözümü de gün geçtikçe daha içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bu yalnız noktaya nasıl ve ne zaman geldik? Çokça tartışılır...
    ikinci olarak;.Özgürlük, özgür olmak düşüncesi konusun da çok farklı bir noktayayım bu nokta tam olarak kafamın içinde içinden çıkılmaz bir hal almış durumda yani özgürlük için birileri ölüyor ve başkaları ölen kişi için ölüyor ve böyle sürüyor ama bu durum sadece o insanlar o anlar için geçerli oluyor başkaları duymuyor görmüyor bilmiyor o zaman şimdi hangi taraf suçlu ölen mi yoksa üç maymunu oynayan mı? Ben kendi adıma özgürlük için en doğru ilkenin saygı olduğunu düşünüyorum ama bu düşüncemin bile arkasını da sedece soru işaretleri ve çaresizlik geliyor...
    Üçüncü olarakta Zencilerin yaşadıkları ırk ayrımı bu konu yani ayrım: renginden, dilinden, dininden, yemesinden,içmesinden oturmasından,konuşmasından her şeyinden ötürü olabilir daha da çoğaltılır. Şimde asıl soru nasıl oluyor da bu yüzden bir insan bir insandan nefret ediyor, nasıl bir insan bir insanı bu yüzden öldürülebiliyor aklım almıyor alıcak gibi de değil bunu yapanlara sormak lazım kimsin sen senin farkın ne tabi cevap yok ama sonuçlar hep hüsran...
    Bu konu çok derin ve üzerine konuşuluyor çok yazılıyor yani aslında herkes her şeyin farkında ama acı olan durumun daha kötü bir hal alması. Yazar çok güzel bir şiirle anlatıyor onları bence onu okumak yeter anlamak isteyene.

    Ne barutu ne de pusulayı icat edenler
    Enerji veya elektriği nasıl elde edeceğini
    bilmeyenler
    Gökyüzünü ya da denizi hiçbir zaman kesfetmeyenler
    Ama yine de onlarsız dünyanın dünya olmadığı insanlar..
    Benim zenciliğim bir taş değil,
    sağırlığı
    günün feryat fidanıyla çarpışan.
    Benim zencilgim bir durgun su damlası değil
    yeryüzünün halatından damlayan.
    Benim zencilgim ne bir kule, ne bir katedral...
    Tüm sabrıyla işler donuk bir hüznün içine.

    Kitapla ilgili aslında daha çok anlatılacak şeyler var ama konuların hepsi aslında ayrı ayrı kitap olmuş konular olduğu için zaten çok zor bütün olarak değinmek bu yüzden genel olarak edebî yoğunluğu çok olmasada bence yine için de öğreticiliğin,sorgulamanın olduğu yazarın hayatından kısa mektuplar şeklinde yazılan içeriğinde bazen şiirler bazen farklı ve duymadığınız bilgileri bulabileceğiniz her konuya biraz değinen çok güzel, hızlı okunan ama aynı zamanda düşündüren tadımlık ama duyurucu çok güzel eser olmuş. Tavsiye ederim.

    Keyifli okumalar.
  • Zaman, sabırlı olmayı bilenler için her daim en doğru yolu gösteriyordu